Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sefirler ve ben (I)

Melek annelerin oğulları için kurduğu masum hayaller size elvada ! Mahdum beyiniz sefaret resepsiyonlarında kuyruklu jaketatayla kompliman yapan sükseli diplomat değildir ve o ‘medeni’ ülkelerde dahi yamalı parkayla racon kesen hayta bir mülteci olmuştur.Melek anneler oğullarının hayat merdiveninde yükseğe çıkmasını isterler. Bir de, pek itiraf etmeseler bile, alafranga keklerin kabul günlerinde Nükhet Hanım'ın ‘Seninkinden Roma haberi var mı ?’ diye sormasını isterler.Yine pek itiraf etmeseler bile kendileri de buna karşılık, ‘Maşallah Sefiriyle pek iyi geçiniyormuş. Ama Şark tayini kötü yere, hele hele Hindistan ’a çıkacak diye pek korkuyor evladım' cevabını vermek isterler.Şehirli anneler biraz oğullarının kariyerden diplomat olmasını isterler.* * *İLKOKUL başlangıçlarından itibaren hariciyeci olmak fikriyle büyüdüm.İşte iyi bir ecnebi kolejin giriş imtihanını kazanacağım. İşte adamakıllı lisan öğreneceğim. İşte Allah Babamın kesesine bereket verirse siyasal bilgileri Lozan'da okuyacağım. Mümkün değilmiş ne gam, işte ailenin bürokrat kesimi ‘Arar seni her bahtı kara’ diyen marştan bu yana ve erkeksiz Erenköy yazları hariç zaten Ankara'yı mekan tutmuş, Mekteb-i Mülkiye'ye gireceğim. İşte mezuniyet diplomamı ‘Washington Restaurant’da şarap içerek kutlayacağım. Ve, ve, işte mutlaka birinci olacağım Dışişleri Bakanlığı sınavı ertesinde de artık Karaköy yolcu salonundan Marsilya'ya kalkacak vapur küpeştesinden mi olur; Sirkeci istasyonundan Londra'ya istim alacak ekspres kompartımanından mı olur; yoksa, yoksa Yeşilköy havaalanından Paris ve Reykjavik aktarmalı olarak New York'a uçacak dört pervaneli o emsalsiz ‘Constellation’ lumbozundan mı olur, dışarıda ağlaşan familyama el sallayarak engin ufuklara yelken açacağım.Hem dünya göreceğim, hem devlete hizmet edeceğim, hem de sefir olacağım.Bok oldum !* * *BOK oldum, çünkü bırakın sefirliği uzun ilk gençlik yıllarımda yalnız ve yalnız sefilliği oynadım. Hariciye kim ben kim, duhuliye bile ödeyemedim.Ama doğru, arka kapısından kovulsam da ecnebi kolejde mürekkep yaladım.Yalap şalap da olsa yabancı lisanı bir nebze belledim. Kıyısından köşesinden geçsem de siyasal bilgiler etüdleriyle uğraştım.Gerisi ?.. Gerisini ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.Fakat ısrar ediyorsanız biraz özetleyebilirim. Asi bayrağı kopil yaşta çektim ve köprüyü dönmemek kararıyla attım ya; benim için çizilmiş uslu parkura değil haylaz viraja saptım ya; Sirkeci istasyonundan çiçeği burnunda diplomatın kırmızı pasaportuyla değil zehir zemberek isyanın netameli pasaportuyla çıktım ya, dolayısıyla geleceği parlak Dışişleri mensubu olarak yurtdışında devlete hizmet etmek ne kelime, artık o yurtdışında o devletin gazabından tüyüyorum.Çok bir halt karıştırdığımdan değil sırf inandıklarımı söylemiş olduğumdan ‘tehlikeli’ sayılıyorum ve sürgün ülkelerini katederken bazen gördüğüm bizim elçiliklerden, konsolosluklardan, temsilciliklerden ferlik ferlik kaçıyorum.İlk misyon tayinleri çıkmış çocukluk veya okul arkadaşlarıma raslarsam da kaldırım değiştiriyorum. Şimdi selam sabahımız bitmiş ve yollarımız ayrılmış.Artık ne onların bana söyleyeceği bir şey var, ne de benim onlara... Onlar kariyer inşa ederek sefir olacaklar. Ben ise bariyer yıkarak sefil kurtacağım.Melek annelerin oğulları için kurduğu masum hayaller size elvada ! Mahdum beyiniz sefaret resepsiyonlarında kuyruklu jaketatayla kompliman yapan sükseli diplomat değildir ve o ‘medeni’ ülkelerde dahi yamalı parkayla racon kesen hayta bir mülteci olmuştur ki, artık alafranga kekli kabul günlerinde Nükhet Hanım asla ‘seninkinden haber var mı ?’ diye sormayacaktır.Şehirli annelerin ‘monşer’ düşleri size ‘adyö’, ‘baybay’ ve ‘arivederçi’, o küstah oğlunuz fiyakalı bir sefir değil sersefil bir haydut olacaktır.* * *HAYAT zigzaglı ve kader gariptir, bir süre sonra nispeten uslandım. Yoksa uslanmadım da yoruldum mu tam kestiremiyorum ama her halükarda, hala korlarında yandığım ateşi söndürmeden onu ehlileştirmesini öğrendim. Annelerin alafranga dilinde ‘komilfo’ olamamasam bile en azından diplomasi lisanında kural dışı aykırılığı simgeleyen ‘sui generis’ vaka olmaktan çıktım.Bu arada da gazabına uğradığım devlet baba bana af ihsan eyledi. Kırmızı pasaport değilse bile elime bakir pasaport tutuşturdu. Sürgün acılarım dindi. Ve, ilk gençliğim noktalanıp yaşım yirmiler nihayetine doğru ilerlerken de, kaderin cilvesidir, yeni başlayan meslek hayatım hariciyecilerle buluştu.Annelerin diplomat oğul hayali farklı parkurda yine diplomatlarla kesişti.Son yirmi yılım biraz sefirliğe yürüyen kariyerlerle bütünleşti. İkinci bölümüne gelecek hafta devam edeceğim.
X