"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Sedat Ergin: Türkiye'nin Avrupa sınavı

Sedat ERGİN

Avrupa Birliği'nin 1997 sonundaki Lüksemburg zirvesinde Türkiye'yi genişleme perspektifinin dışında tutmasının, Türkiye-Avrupa ilişkilerinde gözle görülür bir soğukluğa yol açması kaçınılmazdı.

Dışlama kararı yetmediği gibi, terörist Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıktıktan sonra İtalya'da önüne kırmızı halı serilerek karşılanması ve bazı Avrupa merkezlerinde Kürtçülük cereyanına verilen kuvvetli destek, zaten soğumuş olan ilişkileri iyice bozmuştu.

Öcalan'ın idam cezasına çarptırılması sonrasında Avrupa'nın muhtelif çevrelerinden gelen infazı önlemeye dönük baskılar ve bu baskıların Türkiye'de yaratmakta olduğu tepkiler ilişkilerdeki irtifa kaybını daha da hızlandıracaktır.

Şimdiden görülmektedir ki, Türkiye ve Avrupa 2000'li yıllara birbirinden uzaklaşarak adım atacaklardır.

Sorun, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bu kadar basıncı taşıyıp taşıyamayacağıdır.

Gerek Avrupa'nın Türkiye'deki çıkarları, gerek Türkiye'nin Batı politikası içinde Avrupa'nın taşıdığı ağırlık, ilişkileri zehirleyen bütün olumsuzluklara rağmen bir kopmaya meydan vermeyecektir.

* * *

Bu çerçevede, Türkiye'nin dış ticaretindeki en istikrarlı pazarın AB olduğu unutulmamalıdır. Türkiye'nin 1998 yılında 30 milyar dolara yakın ihracatının yüzde 54.1'i AB ülkelerine gitmiştir.

Bu, 1973 sonrasında ulaşılan en yüksek düzeydir. AB üyesi olmayan Avrupa ülkeleri de dahil edildiğinde bu oran yüzde 67'ye yaklaşmaktadır.

En azından kısa dönemde Türkiye'nin bu ağırlığı telafi edebilecek başka pazarlar bulması imkánsızdır.

Türkiye'den ABD ve İsrail'e dönük belirgin bir açılım olmakla birlikte, bu merkezlerin Avrupa'yı tümüyle ikame edebilmeleri de güçtür.

Avrupa ve Türkiye, coğrafyanın da dayatmasıyla bir arada yaşamaya mahkûmdur.

Türkiye'nin önündeki çetin sınav, Avrupa'ya rağmen Avrupalı olma arayışını inatla sürdürmektir.

Bunun birinci koşulu, Türkiye'nin ‘‘Kimse bizi istemiyor’’ şeklindeki bir yalnızlık duygusuna girmemesidir.

İkincisi, Avrupa'yı kategorik bir bütün olarak ele almak yerine, ayırımcı bir yaklaşımla, Avrupa'da Türkiye'ye hasım olan çevrelerle, olumlu bakan çevreler arasındaki farkları dikkate alan bir strateji izlemekten geçiyor.

Üçüncüsü, cumhuriyetin çağdaşlık ülküsü açısından hayati bir değer taşıyor. Türkiye kendisine tam üyelik perspektifi verilmese de, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından ve serbest piyasa değerlerinden vazgeçecek değildir.

Türkiye, bu alanlardaki reformlarını gerçekleştirmeye dönük ihtiraslı bir atılım yapmak zorundadır.

Bu başarılabildiği takdirde, tam üyelik de zaten bir teferruat haline gelecek, Avrupa'dan çıkan çatlak sesler bir değer taşımayacaktır.



X