"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Sedat Ergin: Devleti sorgulayan bir cumhurbaşkanı

Sedat ERGİN

DÜNKÜ konuşmasından sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kimliği konusunda daha önceden kamuoyunun belli kesimlerinde belirmiş olan tereddütlerin ortadan kalkmış olması gerekir.

Sezer, cumhurbaşkanı seçildiği gün yaptığı konuşmayla paralellik gösteren bir çizgide ve ‘‘Devlet ve toplumsal yaşam din kurallarıyla düzenlenemez’’ vurgusuyla, laiklik konusundaki kuvvetli duruşunu büyük bir berraklıkla bir kez daha ifade etmiş oldu.

Konuşmasının bütünü içinde bakıldığında, Ahmet Necdet Sezer, cumhuriyetin doğrultusuna, değerlerine ve Atatürk'ün cumhuriyeti bir ‘‘aydınlanma hareketi’’ olarak gören devrimci bakışına gönülden inanmış bir aydın kimliğiyle karşımıza çıktı.

Ancak Sezer'i klasik bir Atatürkçü olarak görmek de yanlış olur. Sezer, cumhuriyetin 77. yıldönümünde tıkandığı ana noktaları da gören ve bu sorunlu alanların üzerine kararlılıkla gitmek isteyen bir bakışa sahip.

Vatandaşı devletin üstünde tutan bir çizgide duruyor. Bir ‘‘kutsal devletçi’’ değil.

Nitekim, konuşmasında cumhuriyetin içi hálá tam olarak doldurulamamış boşluklarının üzerinde geniş bir şekilde durdu. Burada en çok vurguyu, hukuk ve insan hakları başlıklarında yapması büyük önem taşıyor.

Konuşması tersinden okunursa, Sezer, çağdaş demokrasinin siyasal yaşamımıza, hukuk devleti ilkesinin de devlet yapısının dokusuna henüz tam olarak yerleşmediğine inanıyor.

Bu çerçevede, ‘‘polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaların terk edilmesi gereğini’’ vurgulaması da, halihazırda devletin başta emniyet örgütü olmak üzere önemli birimlerini polis devleti zihniyeti içinde gördüğünün olabilecek en açık ifadesidir. Bu, son derece ağır, ancak ağır olduğu kadar da doğru bir tespittir.

Görüleceği gibi, Türkiye'nin Onuncu Cumhurbaşkanı, dün başına geçtiği devlet mekanizmasından şikáyetçidir; onu sorgulamakta, eleştirmekte ve daha önemlisi değiştirme taahhüdünde bulunmaktadır.

Ve yeni cumhurbaşkanı, Türkiye'nin en önemli sorunlarından birini, vatandaşın devlete ve adalete güvenini yitirmiş olduğu gerçeğinde görmektedir.

Bir hukuk adamı olarak Özal dönemiyle birlikte toplumsal dokuyu ve sistemi başkalaştıran ‘‘hukuku yok sayma’’, ‘‘hukuku by-pass etme’’ zihniyetinin karşısına dikilmekte, ‘‘yapanın yanına kár kalır’’ anlayışına daha ilk günden mücadele bayrağını açmaktadır.

Aynı taahhüdü, toplumun büyük çoğunluğunda rahatsızlık yaratan yolsuzluklar konusunda da sergilemektedir. En ilginci, kendisinin yolsuzluklar konusunda cumhurbaşkanlığının olanaklarını seferber edeceğini belirterek, bu mücadeleye bilfiiil katılacağı sözünü vermesidir.

Sezer, dünkü konuşmasında, kanımızca, Türk toplumunun çok geniş bir kesimini mutsuz eden bu sorunlu alanları doğru teşhis ederek ve bunların üzerine gitme taahhüdünü vererek, daha ilk günden geniş bir kamuoyu desteğini yanına almıştır.

Bunun ötesine geçtiği bir alan da var. Bu da, cumhurbaşkanının özellikle gelir dağılımındaki bozukluk, fırsat eşitsizliğine yaptığı kuvvetli vurgularla ‘‘sosyal adaletçi’’ kimliğini ön plana çıkarmış olmasıdır. Bu görüşleriyle merkezin solunda bir çizgide durduğu teslim edilmelidir.

Buna paralel olarak, konuşma metnini özenli bir öz Türkçe ile hazırlamış olması da, cumhurbaşkanının içinden çıktığı entelektüel gelişme doğrultusunun bir göstergesi olarak alınmalıdır.

Bir o kadar önemli olan, Sezer'in pasif bir cumhurbaşkanı olma niyetini taşımadığını hissettirmesidir. Özellikle, hukuk alanında müdahil bir cumhurbaşkanı olacağı şimdiden söylenebilir.

Konuşmasının önemli bir eksikliği dış politikadır. AB'ye tam üyelik hedefine bağlılığını ‘‘AB'nin uygarlık değerleriyle bütünleşmeliyiz’’ sözleriyle açıklaması dışında, bu bölümdeki sözleri geleneksel kavramlarla sınırlı kalmıştır.

Bir başka deyişle, hukuk alanındaki iddialı ve heyecanlı söyleminin, konuşmasının zaten en kısa paragrafını oluşturan dış politika bölümünde tekrarlandığını söylemek zordur.

Bu durum, en azından ilk dönemde, karşımızda hukuk alanında müdahil, dış politikada ise geri planda kalan bir cumhurbaşkanı bulacağımızı gösteriyor.

X