|
SAADET PARTİSİ PROGRAMI
I.
GİRİŞ
İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Diğer varlıklardan farklı olarak
akıl, şuur ve irade ile donatılmış; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan,
faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt edebilme yeteneği
verilmiştir.
İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi ve
kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan,
faydalıdan ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için
insanların bazı reddedilmez hakları ve özgürlüklerinin olması ve bunların
diğer insanların tasallutundan korunması gerekmektedir.
İnsan ayni zamanda tek başına yaşayamayan sosyal bir varlıktır. Hayatını
sürdürebilmesi için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli ihtiyaçları
vardır. Bu nedenle insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve siyasi
oluşumların üyesi olmak zorundadır.
Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak
devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir.
Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından
alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet
ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir.
İnsanın özlemi ise, yeryüzünün en önemli değeri olan saadet içinde
yaşamaktır. Saadet, ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük, adalet,
refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir.
Bizler, görüşümüzün temeli olan sevgi, şefkat ve kardeşlikten yola çıkan
insanlar olarak Saadet Partisi’nde bir araya geldik.
Amacımız, başta bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere, tüm insanlığın
saadetidir. Bu nedenle, devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı
haline getirmek için siyaset yapmakta kararlıyız.
İnsanların saadeti için her şeyden önce beş temel şartın var olması
gerekir.
Bunlar:
-Sevgi, huzur, barış ve kardeşlik,
-İnsan hakları ve özgürlükler,
-Özgürlükler herkes tarafından en geniş anlamda kullanılırken insanlar
arasında çatışma olduğunda özgürlüklerin sınırlarının adaletle çizilmesi,
-Saadet için barış, huzur, özgürlükler ve adalet gereklidir ama yeterli
değildir. Bunun için refah da gereklidir; insanlar ihtiyaçlarını kolay ve
bol bir şekilde karşılayabilmelidirler.
-Yukarıdaki unsurların hepsi sağlansa da saadet tam olarak gerçekleşemez;
tam saadet için izzet, onur ve saygınlık da gereklidir.
İyi insan olmak ancak herkesin iyiliğini ve saadetini istemekle mümkündür.
Bundan dolayı bizler insanların saadeti için zorunlu olan bu beş temel
şartın tesisi için tüm gayretimizle çalışmayı, bir insanlık görevi olarak
görüyoruz.
İnsanların saadeti için yanlışın değil doğrunun, kötü ve çirkinin değil
iyinin ve güzelin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin
hakim olması gerekir.
Bundan dolayı da doğrunun, iyi ve güzelin, faydalının ve adaletin hakim
olması için bütün gücümüzle çalışmayı bir insanlık vecibesi olarak
görüyoruz.
Bu amacımıza ulaşmak için;
-Çatışma, sürtüşme ve gerginlik değil diyalog, uzlaşma ve barış,
-Çifte standart ve ayrımcılık yerine eşitlik ve adalet,
-Sömürü değil adil paylaşım ve samimi yardımlaşma,
-Baskı ve dayatma yerine demokrasi ve insan hakları,
-Çıkarcılık ve maddiyatçılık değil ahlâk ve maneviyat,
-Anarşi ve düzensizlik değil karşılıklı rıza esasına dayanan sözleşmelere
sadakat,
temel ilkelerine uyulmasını bir zorunluluk olarak kabul ediyoruz.
Üzerinde bütün insanların mutabık kaldığı, çoğu uluslararası sözleşmelerde
zikredilen ve tabii hukuka aykırı olmayan temel haklara, bütün insanlar
doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz. Bu haklar insan onur ve
haysiyetinin koruma zırhıdır.
Saadet Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasî organizasyonlar, bu doğal
hakların korunmasına ve kullanılabilir olmasına hizmet edecektir.
Milletimizin ve onun devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya milletler
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olması, ancak
vatandaşlarının temel insan haklarının garanti altına alınmasıyla
mümkündür.
Saadet Partisi, insan hakları konusunda milletimizin ve tarihinin kabul
ettiği tabii hukukun ortak değerlerini ve insan hakları ortak değerlerinin
belirttiği ve Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları
Beyannamesindeki hususları uygun görmektedir.
Maalesef bugün Türkiye’de insan haklarını gerçek manâda garanti altına
alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür, onurlu ve haklar
bakımından eşittir. Partimiz, devletin; bu ülkede yaşayan herkesin, ırkı,
rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal menşei,
serveti veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden, tüm insan haklarını
ve özgürlüklerini garanti altına almasını sağlamak için çalışacaktır.
Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır. Devletin en
temel görevlerinden birisi kişi güvenliğini temin etmektir.
Herkes yaşama hakkına, maddî ve mânevî varlığını koruma, sürdürme ve
geliştirme hakkına sahiptir.
Hiç
kimseye, zalimane, gayri insânî ve haysiyet kırıcı ceza verilemez, işkence
yapılamaz; bu tip muameleler hiç kimseye uygulanamaz.
Saadet Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük insanlık suçu olarak
kabul eder; Türkiye’yi işkence, gözaltında ölüm, kayıplar ve faili meçhul
cinayetler gibi uygulamaların olmadığı bir ülke haline getirmek için en
büyük titizliği göstereceğini kamuoyuna duyurur.
Ülkemizde hiç kimsenin, özel hayatına, ailesine, meskenine ve
haberleşmesine keyfi müdahalede bulunulamaz. Onuruna ve kişiliğine
dokunulamaz; herkesin bu müdahale ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya
hakkı vardır.
Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve ikamet etme hakkı
vardır.
Demokrasinin esas dayanağı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve
düşünceyi ifade etme özgürlüğü örgütlenme hakkı, öğrenim, öğretim ve
inandığı gibi yaşama hakkı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce
ve ifade özgürlüğü, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce ve
bilgileri her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını
gerektirir.
Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasî parti şeklinde örgütlenme hakkı
ile toplantı ve gösteri hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğünün bir
parçasıdır.
Bu
nedenle Saadet Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasî partileri,
demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir.
Yalan haberi, iftirayı, hakareti ve şiddet çağrısı içeren beyanları,
ülkenin bölünmesinin talep edilmesini, ifade özgürlüğü olarak kabul
etmiyoruz. Bize göre, düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının sınırları,
yalan, iftira, hakaret, şiddet ve terördür; hiçbir düşünce ve onun
ifadesi, şiddet ve teröre sebep olmadıkça kamu güvenliği ve düzenini
tehdit şeklinde değerlendirilemez.
Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasî partiler farklı
görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla örgütlenmesini
demokrasi sayan anlayışı doğru bulmuyoruz. Farklı düşüncelere
tahammülsüzlüğü ve siyasî partiler üzerindeki baskı ve kısıtlamaları,
demokratik anlayışa aykırı, ilkel bir zihniyetin ürünü olarak görüyoruz.
Bu
nedenle Saadet Partisi olarak, düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkının
korunması ve siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırılması, öncelikli
hedefimizdir.
İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri hakkı ve yayınlama
hakkı tam olarak korunacaktır. Bu hakların, basının doğru bilgilendirme ve
toplum adına denetim görevini aşarak, ekonomik ve siyasî çıkar elde etme,
kişilik haklarının ihlali ve insan onurunun rencide edilmesi şeklinde
kullanılmasını tasvip etmiyoruz. Bunun için gerekli önlemler alınacaktır.
Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da vardır; o da
başkasının hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Saadet Partisi,
Türkiye’de hiç kimsenin haklarının başkalarının haklarını; özgürlüklerinin
başkalarının özgürlüklerini; mutluluğunun başkalarının mutluluğunu ortadan
kaldırma üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan dolayı özgürlükler
çatıştığı zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan yasama, yürütme ve
yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve
özgürlükleri korumak ve adaleti tesis etmektir.
Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak zorundadır. Bunun için
yapılacak iş, evrensel normlara göre bir laiklik tanımı ve uygulamasıdır.
Saadet Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü
savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini
vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip
olmalıdır. Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer
alır. Bu hak, dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel
surette, öğrenim, öğretim, tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve
örgütlenme özgürlüğünü de içerir. Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamaz; yine hiçbir kimse ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir
başkasına zorlama yapamaz.
Devlet; laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat konusunda taraf
olamaz. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve
vecibelerini icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde
bulunamaz. Her konuda olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da
kendisi bir baskı unsuru olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan
baskı, dayatma ve şiddet içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet,
insanların din ve kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine
getirmeleri yolundaki engelleri ortadan kaldırır.
Laiklik, kanunların ilme, gerçeklere, akıl ve insanların tecrübelerine
dayanarak yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik veya din
karşıtlığı olarak algılanamaz; aksine laiklik, bir kimsenin genel ahlâka
aykırı olmamak şartı ile inancının gereklerini özgürce yerine
getirebilmesi ve devletin bu konularda kesinlikle taraf olmaması ve bu
hakları korumasıdır.
Saadet Partisi, herkesin saadetini istemekte, bunun da ancak barış ve
kardeşlik, hürriyet, adalet, refah ve saygınlıkla mümkün olacağının idrak
etmektedir.
İnsan maddî ve manevî varlığı ile bir bütündür.
Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla birlikte oluşturduğu siyâsal
ve sosyal organizasyonları yönetme hakkına sahiptir.
Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla, ya da bireylerin gerçek serbest
seçimler yoluyla ve eşit tanıtma şartları içinde, seçtikleri temsilcileri
aracılığıyla kullanılır. Millet tarafından TBMM’ne verilen egemenliği
kullanma hakkı, hiçbir kişi veya kuruma kısmen ya da tamamen devredilemez.
Bunun dışında kalan işlerle ilgili alanın düzenlenmesi, yine eşit hak ve
özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve külfetlerin, görev ve
yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması hususunda demokratik usul ve
esaslar geçerlidir.
Temel Esas, kaba kuvvetin değil, hakkın üstün tutulmasıdır.
Saadet Partisi, insan haklarına dayalı demokratik devlet yapısı için,
hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez esas olarak görür.
İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, tabii hukuk ve adalet
ilkeleri dâhilinde, önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş kurallara ihtiyaç
vardır. Bu kurallar tüm erkleri kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu
kuralların insan haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve
adil bir şekilde uygulanması hukukun üstünlüğünü oluşturur.
Saadet Partisi; hakkı üstün tutan bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle gücün
hukukunu reddetmektedir. Biz, hukukun gücünü, hukukun üstünlüğünü savunan
geleneğin temsilcileriyiz. Kaba kuvvete karşı hakkı, hukuku, adaleti
savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı ilişkiler ve
adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapar.
Saadet Partisi; siyasi hedefleri olarak belirlediği, gerçek demokrasi,
insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın,
ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle
Saadet Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.
Ülkemizde ‘Hukuk Devleti’ anlayışının sorunlu olduğu herkes tarafından
ifade edilmektedir. Gerçek bir hukuk devleti oluşturulması için, başta
Anayasa olmak üzere, yasalarda ve uygulamalarda bazı düzenlemelere ihtiyaç
vardır.
Kanun devleti demek, hukuk devleti demek değildir; hukuk devleti,
kanunları tabii hukuka, hakka ve adalete uygun olan devlettir.
Tabii hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir: Doğuştan var olan temel
insan hakları, Emek harcanarak kazanılan haklar, Karşılıklı rıza ile
yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler, Adaletin gereği olarak doğan
haklar.
Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz
“Sosyal Bir Hukuk Devleti” olarak tanımlanmıştır.
Devlet, halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın bütününü gözeten;
hizmetlerinde tüm halkın ihtiyaçlarını karşılamayı görev sayan devlettir.
Sosyal devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da, zümrevi ve bölgesel
dengesizlikleri giderecek tedbirlere öncelik verir.
Saadet Partisi sosyal hakların elde edilmesini ve kullanılmasını,
milletimizin tüm fertleri için sağlamayı görev sayar.
Ahlâk ve Maneviyat en önde yürüyen bayrağımızdır.
Ahlâkî ve manevî değerlere bağlı milletlerin büyük uygarlıklar
kurduklarına, bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini yitirdiklerine
tarih şahittir.
“Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye”nin ve “Yeni Bir
Dünya”nın
ancak ahlâk, mânevîyat ve adil bir düzen temeli üzerinde kurulacağına
inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın kökleşmesini
ve geliştirilmesini toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde
sürdürülebilmesi ve ülke fertlerinin saadete ulaşabilmesi için zorunlu
görüyoruz.
Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel şart ancak “önce
ahlâk ve mânevîyat ” prensibi ile gerçekleşebilir.
III.
1. Anayasa
Saadet Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, özgür,
“Yaşanabilir bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin kurulması için,
mevcut Anayasanın, insanların temel hak ve özgürlüklerini uygulamada
ortadan kaldırılmayacak ve güvence altına alacak şekilde düzenlenmesi
gereğine inanmaktadır.
Bu
nedenle Saadet Partisi, ülkeyi mutlu yarınlara taşıyacak ve demokrasinin
temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her
türlü uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın, biran evvel
yürürlüğe girmesi ve uygulamanın Anayasada yazılı esaslara uygun olarak
yürütülmesi için her türlü gayreti göstermeyi temel görev sayar.
Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler ayırımını tam
olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale
getirecektir.
Yine
yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum müessesesi genişletilecek
ve önemli konuların milletin oyuna sunulması sağlanacaktır.
Ayrıca, vatandaştan belli sayıda imza ile gelen tekliflerin referanduma
götürülmesinin yolu açılacaktır.
Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak
çalışmalarını ve seçmen iradesinin Meclis çalışmalarına tam olarak
yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları
hazırlanacaktır.
Saadet Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi, hantal bir idari yapı ile
yönetilemeyeceğine inanmaktadır.
Bundan dolayı, mevcut düzenlemeler yeterli olmadığından, Türkiye’nin, iyi
düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır.
Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas
alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her aşamada
demokratik denetimi işleten ve bütün bunları yaparken milletin iradesini
öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş için, başta Anayasa olmak üzere,
yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir idari reformu
gerçekleştirmek ana hedefimizdir.
Bütün özerk kurum, kuruluş ve işleyiş biçimleri yeniden düzenlenecektir.
Milli Güvenlik Kurulu, savunma konusunda, siyasi iktidara danışmanlık
yapan bir kurul haline dönüştürülecektir.
Tarihi ve coğrafi şartları itibari ile, barış, huzur ve adalete dayalı
yeni bir dünyanın kurulmasında öncülük yapması lâzım gelen Türkiye’nin,
her türlü dış etken ve baskıya karşı, siyasi, iktisadi ve teknolojik
bakımdan bağımsız bir ülke olması, sadece ülkemiz halkının saadeti
bakımından değil, bütün insanlığın saadeti bakımından da büyük önem
taşımaktadır.
Bu
sebeple, ülkemizin her yönden gerçek bağımsız bir ülke olabilmesi için
yapılacak değişiklikleri ve alınması lâzım gelen tedbirlerle ilgili
projeleri Hükümete sunmak üzere bir “Yüksek Bağımsızlık Kurulu”
oluşturulacaktır. Bu Kurula bağlı “Teknolojik Gelişme”, “Ekonomik Gelişme”
ve “Siyasi Gelişme” kurulları ile Ülke ve Milletin âli menfaatleri
korunacak, sömürü ve bağımlılıklar önlenecektir.
Devletin aslî görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve iç güvenliği
sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve
haysiyetine azami dikkat gösterilmesi esastır.
Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlar
arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven ortamının
tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir.
Milli, manevî ve ahlâkî değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve
devamında en önemli dayanağımızdır.
Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği
temel esastır.
İç
güvenlik hizmetlerini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak, her
türlü donanıma ve imkâna kavuşturulacaktır.
III.5.
Milli Savunma
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel gerçekler, kuvvetli bir
savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün üstünlüğünün sadece
sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silâh ve üstün teknolojiye
sahip araç ve gereçlerle teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde eğitilmiş,
yüksek manevî değerlere sahip bir orduyla mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere ve saldırılara
karşı koruyacak caydırıcı bir güç, bölgenin ve dünyanın barışı için bir
teminat olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin
dışında tutulması gerektiğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerin silâh ve teçhizatı, en üst düzeyde milli kaynaklardan
karşılanarak modernize edilecek ve böylece ateş ve tesir gücü
artırılacaktır. Bu yatırımlara paralel olarak asker sayısı ve askerlik
süresi azaltılacaktır.
Yolsuzluk ve rüşvet olayları; aşırı bürokrasi, şeffaflıktan uzak ve
demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı, rant dağıtan
devletçi ekonomik model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim nedeniyle,
maalesef ülkemizde, had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz yolsuzlukta, dünya
sıralamalarında en üst noktalarda görülmektedir. Bu durum milletimizin
onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli
nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.
Çare, manevî ve ahlâkî değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari
yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine
tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi
ve işletilmesidir.
Saadet Partisi, gerçekleştireceği manevî kalkınma hamlesi ve getireceği
yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, rüşvet ve yolsuzluklara son
verilmesini sağlayacaktır.
Halkımıza tahakkümü değil hizmeti esas alan
Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. İmkânları ve
yetkiyi tüm ülkeye yayacak gerçekçi bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç
vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı gibi, kamudaki
hantal işleyişi ve israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar
yapacaktır.
Halen ülkemizde belediyeler müstakil olarak çalışmakta ve birbirlerinin
imkânlarından yararlanamamaktadırlar. Bu durum birbirine çok yakın iki
belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır.
Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar
yaşarken, yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl
durumda bekleyebilmektedir.
Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, İl sınırları içindeki bütün ilçe ve
beldelere hizmet götürecek şekilde, yeniden düzenlenecektir.
Köylerin ve kırsal alanın hizmetleri, köy yolları dâhil, “İl Özel
İdareleri” ile yeni kurulacak “İlçe Özel İdareleri” tarafından
karşılanılacaktır. Köy muhtarları İlçe Özel İdarelerinin tabiî
üyesi olacaklardır.
İl
belediyeleri, Büyükşehir belediyeleri gibi, il sınırları içindeki tüm ilçe
ve beldelerin imar, plânlama, alt yapı hizmetlerinin yapılmasından
ve
koordinasyondan sorumlu olacak, ilçe belediyeleri ise, ilçe sınırları
içindeki tüm köylerin fizikî üst yapı ile çevre, trafik, koruyucu sağlık
hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu
olacaklardır.
Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin
koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezî
idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere
devredilecektir.
İllere, yatırım ve cari giderleri için genel bütçeden pay tahsis
edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere, projelere ve
işletmelere tahsisi il genel meclisi tarafından, il bütçesi olarak
yapılacaktır. Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezî idare
genel standartları belirleyecek ve genel denetim yapacaktır.
Birden fazla belediye ve ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme
safhasında ortak yönetimler kurulacaktır.
Belli hizmetler için, sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında, illerde
çalışan kamu görevlileri, sözleşmeli olarak ve mahallinde çalışmak üzere
istihdam edilecektir.
İl
Genel Meclisleri ve Belediye Meclisleri güçlendirilecek, çalışmaları daha
etkili şekilde denetlenecektir.
Yüzlerce yıl birlikte yaşayarak edindiği ve geliştirdiği ortak değerler ve
yaşadığı ortak tarihiyle bu toprakları yurt edinmiş olan milletimiz,
kimsenin hakkının yenmeyeceği, kimsenin çaresiz bırakılmayacağı, kimsenin
horlanmayacağı bir Türkiye istiyor.
Bu
ülkede herkes kanun önünde eşittir ve ayrımsız olarak hukukun eşit
korumasından istifade eder.
Herkesin, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla tanınan temel
haklara aykırı muamelelere karşı, mahkemelere müracaat hakkı vardır. Yine
herkesin, kendisine bir suç isnadı yapıldığında, tam bir eşitlik içinde,
bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyetle ve açık bir şekilde
yargılanma hakkı vardır.
Hiç
kimse keyfî olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat
edilen kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlandığı
açık bir yargılanma neticesinde kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe
masum sayılır.
Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün ülkemizde insanımız,
bir haksızlığa uğratıldığında, hakkının zamanında ve tam olarak kendisine
teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti ilkesini
zedeler.
Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle iş hacminin yoğunluğundan
dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir.
İnsanlarımız, bu yavaş işleyiş sebebi ile, hak-hukuk, alacak-borç
ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez
arayışlara girmek durumunda kalmaktadır.
Bu
ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, zamanında ve tam olarak
teslim edileceğinden emin olmalıdırlar. Bu, toplumsal barışın vazgeçilmez
koşullarından birisidir.
Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı
reformu olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, iktidarımızda ilk sırada ele
alacağımız konulardan birisi bu olacaktır.
Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarının başında yargı bağımsızlığı
gelmektedir. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak
kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli
koşulların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya
karışmamalıdır; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte, yargının
siyasallaşma ve siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.
Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız
hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere
bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği kullanan üç unsurdan
biri olan yargının da, egemenliğin asil sahibi olan millete bağlı olması
gerekir; nitekim kararlarını millet adına vermektedir.
Türkiye’de, mahkemelerdeki oturuş şekli bile, iddia makamı ile savunmaya
eşit davranılmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonlarının,
savcılar ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde
düzenlenmesi gerekir.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini, terfi
sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni
çalışmalar yapılacaktır.
Bu
meyanda, yargıda görev yapacak bütün personelin yetiştirilmelerine büyük
önem verilecek ve görevin gerektirdiği koşullara sahip olmalarına özel bir
itina gösterilecektir.
Yargıya ayrılan bütçe payı yeterli seviyeye çıkartılacak, kadro sorunları
çözülecek ve yargı organlarının yüklerinin makul seviyeye indirilmesi
sağlanacaktır.
Adli
kolluk kurulacaktır.
Özel
hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.
Usul
kanunları, mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde
değiştirilecektir.
Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilecektir.
Yargı hatalarının azaltılması için, genel mahkemeler arasında,
ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.
İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.
Saadet Partisi iktidarında “İnsan Hakları Mahkemeleri” kurulacak ve insan
hakları ihlalleri bu mahkemeler tarafından ele alınacaktır.
Ceza
infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir.
Saadet Partisi, ceza infaz kurumlarının, sadece alınan cezanın
gerektirdiği kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna;
tutuklu ve hükümlülerin diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine
inanmakta; insancıl bir ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle
iktidarımızda, fizik koşulları, mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi
ile, insan onuruna yakışan bir ceza infaz sistemi için gerekenler
yapılacaktır.
Herkesin eğitim hakkı vardır. İlk ve temel öğretim parasızdır. İlköğretim
mecburidir. Teknik ve mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir.
Yüksek öğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır.
Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel
özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalıdır; tüm
insanlar ve gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluğu ve barışı teşvik
etmelidir.
Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi, insan hakları ve
özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında uluslararası
rekabetin alabildiğine hızlandığı bu çağda, ihtiyaç duyulan insan
kaynaklarını en iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele
alacaktır.
Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması
yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması
gerekir. O nedenle biz, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da
önemsiyoruz.
Siyasi ve ideolojik mülâhazalarla sürekli müdahale edilen eğitim
sistemimiz, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş,
eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkmış, hatta birçok gencin eğitim hakkı
elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan
çıkmıştır. Yaşama biçimi bile dayatmanın aracı haline getirilmiştir.
Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle
potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan
anlayışla, ülkenin önünün açılması ve uygarlık seviyesinin yükseltilmesi
mümkün değildir.
Bu
anlayışı değiştirmek zorundayız; çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda,
bilginin üretilmesi mümkün olmadığı gibi, bilgi ve teknoloji üretmeyen
toplumların, bilgi çağında ayakta durmaları da mümkün değildir.
Yeni
kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, inisiyatif kullanabilen, kendi
toplumunun tarihi birikiminden ve imkânlarından haberdar olan, küresel
gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlere aşina, milli ve ahlaki
değerlerle bezenmiş şekilde yetiştirilmezse, milletin özlemlerini
gerçekleştiremeyiz.
Bu
nedenle Saadet Partisi, ilmî gereklere uygun bir eğitim reformunu
programına almaktadır.
Bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına ve
Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim
kurumlarının açılması serbest olacaktır.
İnsan haklarına ve inanç esaslarına aykırı olarak konmuş sun’i engeller
ortadan kaldırılacak, İmam-Hatip Lisesi ve meslek Okulu mezunlarının
diledikleri fakülteye girmelerini engelleyici, eşitliğe aykırı
uygulamalara son verilecektir.
Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlâk
dersleri okutulması zorunlu olacaktır.
Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacak, zorunlu eğitim bir
geçiş döneminden sonra 11 yıla çıkarılacaktır.
Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime
geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır. Yüksek öğretime geçişte
fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile
çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.
Din eğitimi, 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi
isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.
Devlet, ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak
ve denetlemekle yükümlü olacaktır.
Üniversitelerin aslî görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir
şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı
sağlanacak ve kaynak sorunları çözülecek, köklü bir yüksek öğretim reformu
yapılacaktır.
Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek
öğretimle ilgili plânlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim
kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü
olacaktır.
YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri
ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, bir üst kurul
oluşturulacaktır.
Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek
ve desteklenecektir.
Yüksek zekâlı çocukların tespiti ve özel eğitim almaları sağlanacaktır.
Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel
yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.
III. 10. AR-GE ve İleri teknoloji
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri olmadan medeniyet yarışını sürdürmek
ve insanlığa daha yararlı olmak mümkün değildir.
Partimizin iktidarında AR-GE çalışmaları desteklenecek ve ileri teknoloji
üretilmesi için üniversitelerle iş dünyasının birlikte çalışmaları
sağlanacaktır.
Hayatın her alanında, bilgi üreten ve teknoloji geliştiren ülke haline
gelebilmek için, bütün imkânlar seferber edilecektir. Aynı zamanda yurt
dışına giden beyin göçünü durdurmak ve gidenleri geri getirmek için
gerekli tedbirler alınacaktır.
AR-GE ve ileri teknolojide hedef, diğer dünya ülkelerinin önüne geçmektir.
Böylece hakkın ve insanlığın saadetinin savunulabilmesi mümkün
olabilecektir.
Milletimiz asırlar boyu, ahlâk ve maneviyata dayanan kültürü ile, bütün
insanlığa ışık tutmuş, en üstün medeniyetleri kurmuş ve bütün insanlığın
saadetine paha biçilmeyecek derecede büyük katkılarda bulunmuştur. Bu gün
de bütün insanlık, yeryüzünde âdil bir düzenin kurulması için,
milletimizin öncülük yapmasını beklemektedir.
Saadet Partisi, bir yandan bu sorumluluğunun bilincinde olarak, diğer
yandan da Türkiye’nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi, vatandaşları
mutlu ve müreffeh bir ülke haline gelmesi için, milli, ekonomik ve sosyal
politikalarla birlikte, milletimizin değerlerini ortaya çıkaran, temeli
ahlâk ve maneviyata, nefsin terbiyesine ve hakkın üstün tutulmasına
dayanan, yeni, örnek ve üstün bir medeniyetin kurulmasını sağlayacak bir
kültür hamlesini gerçekleştirmeyi en önemli görevleri arasında
saymaktadır.
Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin
ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, güdümlü
demokrasi yerine, gerçek demokrasiye geçişi, insan hakları ve özgürlüklere
dayalı, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutan, âdil bir düzenin tesis
edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.
Kültür ve sanat faaliyetleri, bireylere ve sivil topluma ait alan olarak,
kamusal koruma altında olacaktır.
Milli kültürümüzü temsil eden tarihî eserlerimizin korunması ve ihyası
için gereken her türlü önlem alınacaktır.
Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihî ve kültürel mirasını tüm
insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin
gelişmesine hizmet etmek için, turizm faaliyetlerinin serbest piyasa
kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler
yapılacaktır. Bunun aynı zamanda ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı
açıktır.
Turizmde ayrıca ülkemizi ziyarete gelen misafirlere, milletimizin asırlar
boyu insanlığa ışık tutan değerlerinin tanıtılmasına da önem verilecek ve
böylece turizmin her yönüyle hızla gelişmesine katkıda bulunulacaktır.
Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların
korunması ve verimlilik esas olmalıdır.
İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık koşullarına
sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve
denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.
İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, âdil ve uygun çalışma
koşullarına sahip olacak; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit
çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacak ve çalışana hakkı,
alnının teri kurumadan verilecektir.
Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında da
olumsuz uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet, güvenlik,
temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur
ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli
sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.
Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel tedbirler alınacaktır.
III. 14. Engelliler
Sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada
geçireceği süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlar,
yetenekler ve toprak, hava, su ve güneş gibi nimetler sunularak
gönderilmiştir.
Nimetler tüm insanlar için yaratılmıştır. İnsan bu nimetlerden emeğini ve
yeteneklerini kullanarak yararlanmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya
çalışır.
Bu
imkânlardan yararlanamayan işsiz, fakir, yoksul, düşkün kimselerin sosyal
güvenlikten pay almaları ve yeterince faydalanabilmeleri sağlanacaktır.
Bu
payın adil dağıtılması sosyal güvenlik anlayışımızın temel dayanağını
oluşturmaktadır..
Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok saygıdeğer bir insani
erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta bulunmak, bireyin
hakları arasında olup sosyal güvenliğin önemli unsurlarındandır;
engellenmemesi ve teşvik edilmesi gerekir.
Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok
geniş bir sivil alan bulunmaktadır. İnsanlar gerek dernek kurarak ve
gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal
güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da engel
çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler, bireylerin ve
toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir.
Bu
organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki devlettir. Devletin
temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve elde edilir
olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini de
devletin asli görevleri arasındadır.
Bir
ülkede sosyal güvenliği kâmil manada işler hale getirebilmek için, önce
temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal
güvenliğin bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek
işlemez hale getirilirse, sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemeler ve
getirilecek müeyyidelerle bu önemli mesele çözülemez.
Ülkemizde sosyal güvenliğin görünmez bir tarafı vardır ki; o da
milletimizin kültüründen ve inancından beslenen aile yapımızdır. Yıllardır
eğitim sistemimiz milli ve manevî değerlerimizden uzak bir aile modelini
özendirmeye gayret etmiştir. Buna karşı direnen milli aile yapımız,
yaşlısına, engellisine, yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında
diğer toplumları kıskandıracak düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma
sergilemekte; beceriksiz hükümetler eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik
krizlerin oluşturduğu sosyal patlamaları sinesinde söndürebilmektedir. Bu
milli aile yapısı, benzer yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk
ilişkilerinde de göstermektedir.
Belirttiğimiz bu inanç ve kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal
güvenliğin sigortası olduğuna inanıyoruz. Tarihimizde vakıflarla temayüz
eden bu yapımızı göz bebeğimiz gibi korumalı ve gelişmesi için elimizden
geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler her an krize girebilir,
çökebilir. Bu gün çok güçlü ekonomilere sahip olan ülkeler bile sosyal
güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar. Bu durum vakıfların
ne kadar önemli olduğunun açık bir göstergesidir.
Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim
giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır.
Bu
alanlarda ve eğitimin her kademesinde, sosyal güvenlikten yararlanmak için
kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek verilecektir.
Bu
amaçla “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve
sivil toplum kuruluşları yer alacaktır.
“Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu”nun en önemli ve öncelikle görevi, bütün
yurt sathındaki muhtaç ve düşkünleri, mahalli şartları yakinen tanıyan,
güvenilir görevlilerin yardımıyla tespit etmek ve bunların insanca
yaşamaları için gerekli imkânları temin etmek olacaktır. Böylece 75
milyonluk ülkemizde, aç–açık tek kimsenin kalmaması devlet anlayışımızın
temelini teşkil etmektedir.
Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal
güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır.
Kişilerin, emeklilik sigortası ile yapacağı serbest sözleşmeyle, emeklilik
yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur.
Sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir.
Partimiz, sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak yararlanmaları için
gerekli düzenlemeleri yapacaktır.
Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel sağlık sigortalarından
sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan tek kişi
bırakılmayacaktır. Sağlık sigortası primini ödeme gücü olmayanların
primleri “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” tarafından karşılanacaktır.
Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak mükerrer sigorta
uygulaması önlenecektir.
Vatandaşların hayatı ve sağlığı devletin teminatı altındadır.
Sağlık hizmetleri, sağlık bakanlığı, yerel yönetimler, vakıflar ve özel
sektör tarafından verilecek; özel sektör ve vakıflar, sağlık yatırımları
yapmaları için teşvik edilecektir. Özel sektörün ve vakıfların hizmet
götüremediği yerlerde kamu ve yerel yönetimlerin hizmet vermesi
sağlanacaktır.
Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek; oluşturulan kademelere
uyulmak koşuluyla, herkes hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.
Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu
bakımından politikalar geliştirme, plânlamalar yapma, standart koyma ve
denetleme görevi yapacaktır. Bakanlık özel sektör, vakıf ve yerel
yönetimlerce yeterince sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti
götürmekle yükümlü olacaktır.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu hizmetler bakanlık
ve yerel yönetimlerce yerine getirilecektir.
Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı ve
görevi vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası
ile yapılır.
Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Ve ayrıca aile, inancımız ve
milli kültürümüze göre, saadetin de temel unsurudur. Saadet Partisi
olarak, parti adımızın da ifade ettiği gibi, temel gayemiz, bütün ülke
insanlarının ve bütün insanlığın saadetidir. Bu sebepten dolayı, toplum ve
devlet aileyi korumakla mükelleftir. İnanıyoruz ki, bu korumanın bütün
tedbirlerini almak ve teşvik etmek toplum ve devlet olarak ana
görevimizdir. Bu inanışın aksine olan uygulamalar, yıkıcı tahrik ve
teşvikler, insan hakları ve hukuk çevresi içerisinde önlenecektir.
Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve
kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Ailenin
korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesine yardımcı olmak tüm kurum ve
kuruluşların görevidir.
Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde
temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda, evlilik ve aile kurumu her yönü
ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.
Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik
yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Günümüz
toplumunda, dış güçlerin plânlı etkileriyle, bireyselliğin öne çıkarılması
aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.
Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sosyal problemleri,
ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda
kalması, çocukların ana-baba ihtimamından yoksun bırakılmaları, aile
fertleri arasında güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği ruhsal
rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı
ve nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlardır.
Bu sebepten dolayıdır ki, batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar;
ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta,
bütçelerinden önemli ölçüde paylar ayırmaktadır.
Muharref kitaplara dayanan medeniyetlerin temeli, yanlış, hatalı ve
yetersiz olduğu için, Batı, ailenin korunması görevini yerine
getirememektedir. Ailenin korunması, bütün tarihin ispat ettiği gibi,
ancak bizim milletimizin manevî değerlerinin rehber alınması suretiyle
mümkündür.
Bizim, toplum ve millet olarak, bu büyük avantajımıza mukabil, bir yandan
dış güçlerin hedefi olmamız dolayısıyla, üzerimizde oynadıkları manevî
tahribat oyunları yüzünden, diğer yandan da ekonomik olarak bizi aç, işsiz
ve borca esir bir toplum haline getirme gayretleri sebebiyle, bizde de son
yıllarda aile tahribatı görülmemiş bir hızla artmaktadır.
Partimiz, uygulayacağı manevî ve ekonomik kalkınma politikalarıyla, bir
yandan aile yapısının temelini sağlamlaştıracağı gibi, diğer yandan da
reel sektöre ve istihdama önem vererek, işsizlik sorununu azaltırken
uygulayacağı sosyal politikalarla da, yoksullukla mücadele etmek
suretiyle, aile yapısının korunmasına katkıda bulunacaktır.
Özürlü çocuklarına ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi
ya da doğrudan yardımlarla, desteklenecektir. Ayrıca bu ailelere,
çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımların
yapılması sağlanacaktır.
Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların
toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının
en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının
çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin
bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma
hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek
düzenlemeleri yapacaktır.
Artan geçim sıkıntısı, zayıflayan aile bağları ve manevi değerlere
bağlılığın gerilemesi neticesinde sayıları giderek artan sokak çocukları
ülkemizin en büyük ayıplarından ve problemlerinden biridir. Ülkenin bu
ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.
Toplumda meydana gelen olumsuzluklar aile büyüklerini de etkilemektedir.
Bu gelişmeler dikkate alınarak yaşlıların daha iyi bir yaşam düzeyine
ulaşma imkânlarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
Fakat bu sosyal problemin temel çözümü, bizim milli esaslarımızın kabul
ettiği ve asırlar boyu yaşattığı, torunları, büyük anne ve büyük babaları
içine alan “geniş aile sistemidir”
Milletimizi ve sosyal yapımızı, dış güçlerin çeşitli etkinliklerle (medya,
sinema vs.) bize aşılamak istediği, karı-kocadan ibaret kendi “çekirdek
aile” hastalığından korumak için gereken tedbirler özenle alınacaktır.
Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlâklı, bilgili, sağlıklı
yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet
verecektir. Ayrıca bunun için, sivil toplum kuruluşları da teşvik
edilecektir.
Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde
yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda eğitimden yoksun hiçbir genç
kalmayacağı gibi, eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile,
gençlerimizin milli ve manevî değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri
sağlanacak ve en az eğitim kadar terbiyeye de önem verilecektir.
Saadet Partisi, gençliği ülkenin teminatı olarak görmektedir. Her alanda
gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmekteyiz. Bu nedenle
seçilme yaşı 25’e indirilerek bu dinamizm siyasete taşınacaktır.
Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de
istemedikleri bir takım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol,
bağımlılık yapan çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve
uyarıcılar, kumar, pornografi vs.nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin
kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli her türlü önlemlerle
birlikte, gençlerin aile içinde kalarak milli ananelerimize bağlı gençler
olarak yetişmelerini sağlayacak bütün tedbirler alınacaktır.
III.
19. Spor
Genç
nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar
doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi
verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun
yaygınlaşması ve halkımızın sporu seyreden değil, sporu yapan topluluk
haline dönüşmesi için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller
kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren, başta spor klüpleri olmak
üzere, kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir.
Geleneksel sporlarımızın yeniden ihya edilmesi için ulusal ve uluslar
arası organizasyonlar desteklenecektir.
III. 20.
Yurtdışında Bulunan Vatandaşlar
Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde
her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini
insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye
Cumhuriyetinin vatandaşı olmanın haklı onurunu, tüm insanlarımız gibi,
yurtdışındaki insanlarımıza da yaşattıracaktır.
Yurt
dışında temsilcilikler açarak, oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü
sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacağız.
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi
olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.
Yurt
dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve aynı tarihî köke sahip insanların
bulundukları ülkelerde kendi değerlerinden uzaklaştırılarak asimile
edilmelerine karşı, gereken tedbirler alınacak; her türlü maddî ve manevî
destekle, bunların yaşadıkları toplumda örnek birer insan olmaları için,
gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Yeryüzü ve çevredeki her şey bize bir emanettir. Biz, bu emaneti koruyarak
ve geliştirerek bizden sonraki nesillere intikal etmesini sağlamakla
sorumluyuz.
Özenli bir plânlama ve yönetim ile, dünyanın doğal kaynakları, hava, su,
toprak, bitki örtüsü ve canlıları, özellikle de doğal eko sistemleri
korunmalıdır.
Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre
sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı
altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde,
sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara
ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar
azalmaktadır.
Doğal çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir bir kalkınma, partimizin başlıca
hedeflerinden biridir.
Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi,
insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre
politikalarını özenle uygulayacaktır. Bu politikaların temeli eğitim
olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim
programları hazırlanacaktır.
Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile
işbirliğine gidilecek, yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkan
sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah; insanların
ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik
gelişmişlikle mümkündür.
Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki milletimizin özlediği ve
ulaşmak istediği tablodan çok uzaktır.
Cenab-ı Hakk’ın ülkemize verdiği nimetlere rağmen bu günkü durum yürekler
acısıdır. Ülkede kişi başına milli gelir, ekonomik bakımdan gelişmiş
ülkelerin onda biri düzeyindedir. İşsizlik ve gelir dağılımındaki
adaletsizlik artmaktadır. İç ve dış borçlar artmakta, anapara ve faiz
ödemeleri borçla yapılmaktadır. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz
ödemelerine gitmektedir.
Sonuç olarak, Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerine mazhar, çalışkan ve
genç nüfuslu bir millet ve ülke olmamıza rağmen, halkımız açtır, işsizdir
ve borca esir edilmiştir. Çünkü, ekonomimizi dış güçler, milli
menfaatlerimize aykırı olarak kendi hedeflerini gerçekleştirmek için,
yönetmektedirler. Bu durum Milli Görüş’ten ayrılmanın tabii sonucudur.
Bir
süreden beri Türkiye’de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin
finans kapitalizminin Türkiye’ye bütün müesseseleri ile
yerleştirilmesidir. Bu da rant ekonomisi demektir.
Bugünkü ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant ekonomisinin
oluşumunun temel sebebi; küçük bir rantiye gurubunun, sermaye ve medya
gücü ile, siyasette ve bürokraside etkin olması ve bu suretle toplum
aleyhine haksız menfaat sağlamasıdır. Diğer bir ifade ile, ülkemizde âdil
bir ekonomik düzen mevcut değildir. Herkes ürettiği kadar tüketme hakkına
sahip olmayıp, ufak bir azınlık hiç üretmeden üretenlerin haklarını haksız
olarak ellerinden almaktadır.
Rant
ekonomisinin temel özellikleri şunlardır:
-Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtasıyla,
halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden alınmaktadır.
-Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları vasıtasıyla, halkın
imkânları iç ve dış rantiye gruplarına aktarılmaktadır.
-Kamu kesimi borçlanma gereğinin en üst düzeyde tutulması ve bunun yüksek
reel faizli iç ve dış borçlanmalarla karşılanması suretiyle, halkın ve
devletin imkânları rantiye grubuna aktarılmaktadır.
-Reel
yüksek faiz ve yanlış kur politikası sonucu, tüketim malı ve ara mali
ithalatı artmakta, buna mukabil, ihracatın ithalattan daha az artması
neticesinde, dış ticaret açığı büyümektedir. Bunun sonucu olarak da büyük
bir cari açık ortaya çıkmaktadır.
-Giderek büyüyen cari açığın sıcak para ile karşılanması neticesinde,
ekonomi dış müdahalelere açık hale gelmekte ve sürekli kriz tehdidine
maruz kalmaktadır. Böylece iç ve dış borçların sürekli artmasıyla ülke
kaynakları faize akmaktadır.
-Yanlış kur politikaları neticesinde ithalat cazip hale gelmekte, ihracat
giderek zorlaşmakta, yerli üretim ve yeni yatırımlarda gerileme olmakta ve
neticede işsizlik artmaktadır.
-Artan işsizlik ücretlerin azalmasına sebep olmakta, işsizlik ve düşük
ücretli kayıt dışı istihdam sonucunda gelir dağılımı adaletsizliği
tahammül boyutlarını zorlamakta ve böylece sosyal patlama riski
artmaktadır.
-Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli
kuruluşlar şaibeli bir şekilde IMF talimatları doğrultusunda yabancı ve
yerli tekellere haraç mezat satılmakta, bunun neticesinde ülke
ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla
ilgili sektörler, topyekun küresel sermayenin eline teslim edilmektedir.
Bu yapılan özelleştirme değil, ülkeyi ve ülke ekonomisini yabancılara
teslim etmektir.
-Ülke toprakları, köy arazileri dahil, kontrolsüz bir şekilde yabancılara
satılmaktadır.
-Ekonominin yönetimi, İMF ve Dünya Bankası aracılığı ile, küresel
sermayeye terkedilmiş durumdadır. .
Rant
ekonomisi düzeninde, ülke kaynaklarının rantiye grubuna aktarılması için
başka yöntemler ve yollar da kullanılmaktadır. Bunlar:
-Merkez bankasının bankaları fonlaması ve repo işlemleri,
-Kamu kurumu ve kuruluşlarının paralarının ve gelirlerinin özel bankalara
düşük faizle yatırılması,
-Kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarının özel bankalardan ve
yüksek faizlerle karşılanması,
-Kamu bankalarının döviz tevdiat hesaplarının yurt dışı şube ve muhabir
bankalara aktarılması ve bunların düşük faizle özel bankalara intikal
ettirilmesi,
-Özelleştirme, kiralama ve ihale yolsuzlukları,
-İsraflar ve atıl yatırımlar;
-Devlet yatırımlarının çok uzun yıllara sari olarak yürütülmesi.
Bu
rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe
çıkması ve “güçlü ekonomiye geçiş” mümkün değildir. Tam tersine rant
ekonomisi, her geçen gün ekonominin batışını hızlandırmakta, gelir
dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara
zemin hazırlamaktadır.
Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkânlar, reel sektöre, sosyal güvenliğe
ve bütçeye, yani hak sahibi olanlara aktarılsaydı, denk bütçe, yüksek
miktarda yatırım, bol, kaliteli ve ucuz üretim ile istihdam ve büyük
miktarda ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması
sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanmış, insanlarımızın
refah seviyesi yükseltilmiş olacaktı.
Bu
izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi, yaşanan ekonomik felâketi
ortadan kaldırmak için yapılacak iş; rant ekonomisinden, reel ekonomiye
geçiştir.
Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan biri de budur.
Biz, “Reel Ekonomi” yi esas alıyoruz, onlar “Rant Ekonomisi”nde
ısrar ediyorlar. Biz, “Türkiye’nin Bütünüyle Kalkınmasını” esas
alıyoruz, onlar çoğunlukla, küçük bir azınlık olan, “Rantiye
Gurubu’nun kalkınmasını”; biz, “Adil Bölüşüm” ve “Herkese Refah”ı esas
alıyoruz, onlar çoğunlukla “Rantiyenin Refahı”nı esas
alıyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş zihniyetinin mensuplarıyız.
Ülkemizi bütünüyle kalkındıracak, herkese refah sağlayacak reel ekonomiye
geçişin başarılabilmesi, bazı şartlara bağlıdır; şöyle ki :
a. Kadro
-Milli Görüş’e, Milli heyecana, başarma aşk ve azmine sahip, bilgi, plân,
program, takip, intaç (sonuç alma) sistemini disiplinle uygulayacak
kadrolar ile bu hedefler gerçekleştirilecektir.
b. Zihniyet
-Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim,
istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını
almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir guruplarının Milli
Gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak inancımızın
temelini oluşturmaktadır.
Böyle bir politikanın başarılı bir şekilde yürütülmesi, aynı zamanda âdil
bir düzene dayalı yeni bir dünyanın kurulmasını gerektirmektedir. Bu
vizyona sahip olmayanlar Türkiye’yi ekonomik yıkımdan kurtaramazlar.
c. Gözetilecek Temel Esaslar
-İş
ahlâkı temel ilke olacaktır.
“Önce ahlâk ve maneviyat” prensibi bütün yönleri ile uygulamaya
konulacaktır.
-Her
türlü israf ortadan kaldırılacaktır.
-Üretimin en ucuz maliyetle gerçekleştirilmesi için her türlü tedbir
alınacaktır.
-Verimlilik ve toplam kalite esas alınacaktır.
-Tüketici haklarının korunması için gerekli yasal mevzuat daha da
geliştirilecek ve sivil toplum kuruluşları desteklenecektir.
-Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre yürütülecektir.
Devlet sömürüyü, kartelleşmeyi, tekelleşmeyi, karaborsayı ve haksız
rekabeti önleyecek ve üretimi zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak
tedbirleri alacaktır.
-Herkes teşebbüs özgürlüğüne, iş ve meslek seçme hakkına sahip olacak. Bu
hak ve özgürlüğün önündeki engeller kaldırılacaktır.
-Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilecek ve verginin âdil ve haklı
olması sağlanacaktır. Vergi çeşitleri azaltılacak, oranları düşürülecek,
vergi mevzuatı basit ve etkin hale getirilecektir. Asgari ücretten vergi
alınmayacak, yasal tüm tüketim harcamaları gider sayılacak, gelir vergisi
net gelirden alınacaktır.
-Sermayenin tabana yayılması ve sermaye piyasasındaki spekülasyonlara son
verilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
-Finansmanı üyeleri tarafından sağlanan, demokratik esaslarla yönetilen,
üreticiler arasında özerk dayanışma sandıklarının veya sigortaların
kurulması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
-Devlet yatırımları; geri kalmış bölgelerin kalkınması ile ilgili
yatırımlar ve
stratejik önemi olan yatırımlarla, özel sektörün yeteri kadar ilgi
duymadığı alt yapı, sağlık ve eğitim yatırımları ve özel sektör tarafından
gerçekleştirilmesi mümkün olmayan yatırımlar ve bazı savunma sanayi
yatırımları ile sınırlandırılacaktır.
-Kamunun alacak ve vereceklerine farklı ceza hadleri uygulamasına ve
sonradan geri ödenecek payların önce ödettirilip sonra iade edilmesi
uygulamasına son verilecektir.
-Doğal kaynaklar kamuya aittir. Stratejik olanlar dışında, bu kaynakların
arama ve işletilmesinin, kamusal pay alınmak koşuluyla, özel sektör
tarafından yapılmasına imkan verilecektir. Doğal kaynakların
işletilmesinde etkinliği ve verimliliği arttırıcı tedbirler alınacaktır.
-Ormanların işletilmesinde, orman varlığını arttırıcı, ormanları
gençleştirici ve geliştirici tedbirler ve yasal düzenlemeler yapılarak
özel sektörden yararlanılacaktır.
-Araştırma ve geliştirme faaliyeti ve yatırımlar tüm sektörlerde
desteklenecektir.
-Ekonomiye dış müdahaleler önlenecek; yabancı sermayenin ülkeye spekülatif
amaçlarla değil, kalıcı yatırımlar için gelmesini sağlayıcı hukuki altyapı
ve güven ortamı tesis edilecektir.
-İMF
ve Küresel Sermaye tarafından dayatılan politikalar derhal terk edilecek,
milli reçeteler uygulanacaktır.
-54.
Erbakan Hükümeti zamanında kurulan ‘Havuz sistemi’ tekrar tesis
edilerek, kamunun gereksiz borçlanmasının önüne geçilecektir.
-Denk bütçe yapılarak kamunun borçlanma ihtiyacı kaldırılacak, böylece
faizler düşürülecek, ülke kaynakları faize, rantiyeye değil, yatırıma,
üretim ve ihracata, dolayısıyla işsizliğin çözülmesine ve refaha
yönlendirilecektir.
-Güçlü ekonomiye ulaşmak için, ülkenin öz kaynakları tekrar harekete
geçirilecek, kısa sürede üretim ve ihracat seferberliği yeniden
başlatılacaktır.
-Çalışanların ücretleri artırılarak, tarım ve hayvancılık desteklenerek
halkın alım gücü arttırılacak, iç tüketim canlandırılacak, bu sayede
ekonominin büyümesi sağlanacaktır.
-Teşvik yasası yeniden düzenlenerek ülkemizin ve ekonomimizin şartlarına
uygun hale getirilecektir.
-Başta D-8 olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler arasında tesis edilecek
olan ve âdil bir düzene dayalı uluslar arası ilişkilerle, ekonominin hızla
gelişmesi sağlanacaktır. Diğer ülkelerle de, ekonomik ilişkiler, bu
ölçüler içerisinde yürütülecektir.
-Özelleştirme adı altında yapılan yabancı ve yerli tekellere peşkeş çekme
derhal durdurulacak, oluşmuş tekelleşme rekabete açılacaktır.
Özelleştirmeler rekabeti sağlayıcı, verimliliği arttırıcı, dışa
bağımlılığa yol açmayan, teknolojiyi geliştirici şartları sağlama ilkeleri
içinde yapılacaktır.
Türkiye’nin, bölgeler ve fertler arasındaki dengesizlikler giderilerek,
bütünü ile kalkınması gereklidir. Böylece belirli bir zümreye değil
herkese refah sağlanması gerçekleştirilecektir.
Bunun için;
-Yurdun her yanına ulaşabilecek karayolu, demiryolu, hava ve deniz yolu
ağı tesis edilecek, böylece kaynaklara ve her bölgeye ulaşma imkanı
sağlanacaktır. Bu suretle, istihdam–üretim–ihracat seferberliğinde, yurdun
her köşesindeki imkânlardan azami ölçüde yararlanılacaktır.
-Başta organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri olmak üzere
altyapı tesislerine önem verilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Böylece
üretim, istihdam ve ihracat artırılacaktır.
-Teşvikler üretimi, istihdamı ve ihracatı artırmak için
kullanılacaktır. Ekonomimizin düzlüğe çıkması büyük ölçüde ihracatın
artırılmasına bağlıdır. İhracatı artırmak için üretim maliyetini düşürmek
ve kaliteyi artırmak gerekmektedir. Üretim maliyetini düşürmek için girdi
maliyeti ve vergilerin dünya şartlarına uydurulması, hatta daha da
ucuzlatılması ve en aza indirilmesi
sağlanacaktır.
-Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, Milli Gelirden yeterince pay
alamayan bölgelerin hızla kalkınabilmesi için özel programlar tatbik
edilecektir.
Bunun için;
-GAP
projesi süratle tamamlanacaktır. GAP bölgesindeki yerleşim alanlarında
ortaya çıkacak acil alt yapı sorunlarının çözümü sağlanacaktır.
-Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz gibi diğer geri kalmış
bölgelerde yarım kalmış veya işletme sermayesinin azlığı sebebi ile
işletmeye geçirilememiş yatırımların ekonomiye kazandırılması ve yeni
yatırımların yapılması için bu bölgelerde vergi oranları düşürülecek,
teşvikler arttırılarak etkin hale getirilecek ve alt yapı yatırımları
hızla tamamlanacaktır.
-Ülkenin tamamında kadastro işleri hızla tamamlanacaktır.
-Köye dönüşü hızlandırıcı önlemler alınacak, bunun için gerekli finansman
sağlanacaktır.
-Hazine arazisi ve temizlenecek mayınlı alanlardan uygun olanlar köylülere
verilecektir. Sınırlarımızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi milli
imkânlarla yapılacaktır.
-Sınır ticareti geliştirilecek. İran, Irak, Suriye, Gürcistan ve diğer
bütün komşu ülkeler ile sınır ticareti arttırılacaktır.
-Bu
bölgelere, okul, öğretmen ve sağlık hizmetlerinin götürülmesine öncelik
verilecektir..
-Tarım ve hayvancılık projelerine destek sağlanacaktır.
İşte
Saadet Partisinin diğer görüşlerden temel farkı da bu prensiplerdir.
Biz
Türkiye’nin bütünü ile kalkınmasını esas alıyoruz, bizim dışımızdaki
siyasi kuruluşlar genellikle küçük bir azınlık olan Rantiye Grubuna
öncelik veriyorlar. Biz herkese refahı esas alıyoruz, onlar genellikle
küçük bir grubun refahına hizmet ediyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş inancına sahibiz.
Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir kavşak ve köprü
konumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi bölgemiz
üzerinden olmaktadır. Bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize kaydırılması
Milli ekonomimiz yönünden önemli olduğu gibi, nakliye masraflarının
azaltılması bakımından da önemlidir. Buna ilaveten, mübadele edilen
malların, ülkemizde üretilmesi mümkündür. Bu avantajların kullanılması
ekonomimize çok büyük katkılar sağlayacaktır.
Türkiye aynı zamanda Asya ve Ortadoğu’daki, bol petrol ve doğal gaz gibi,
enerji hammaddelerinin Avrupa’ya ulaştırılmasında da köprü konumundadır.
Ayrıca ülkemiz bu konumu itibariyle de finans merkezi haline gelme
potansiyeline sahiptir.
Nasıl Singapur Uzakdoğu için bir santral görevi ifa ediyor ve Uzakdoğu ile
dünyanın irtibatı Singapur üzerinden kuruluyorsa, Türkiye de,
Avrupa–Amerika ile Asya-Afrika arasındaki bütün ekonomik münasebetlerde
Uzakdoğu’nun değil, dünyanın santrali olabilmek için her türlü imkân ve
şartlara sahip bulunmaktadır. Batı, doğuya mal sevk ederken deposunu
Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimini Türkiye’de yapmalı; Doğu da,
Batıya mal sevk ederken, deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimi
Türkiye’de yapmalıdır. Bu ekonomik şartlar, Türkiye’nin aynı zamanda
Dünyanın finans merkezi olmasını gerektiren şartlardır. Onun için :
-Serbest bölgelere,
-Oto
yollara,
-Hızlı trenlere,
-Büyük limanlara,
-Ucuz enerji projelerine önem vermek, öncelikli hedefimizdir.
Esasen, bu hamlelerin temel projeleri 54. Erbakan Hükümeti döneminde
hazırlanmıştı.
Ülkemizin hızlı kalkınması ve güçlü bir yapıya kavuşması için Yüksek
Teknolojinin ülkeye kazandırılması ve bu sahada Türkiye’nin diğer
ülkelerin önüne geçmesi de sağlanacaktır.
Bu
mümkündür çünkü, teknoloji, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş olan
ülkelerin önüne geçebilmesi için bir imkân ve fırsattır. Bu imkân Cenab-ı
Hakk’ın insanlığa bahşettiği bir rahmettir.
İnanıyoruz ki, vatandaşımızın refahının sağlanması amacıyla, bu tip büyük
projelerin hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa sahibiz. Bu kaynaklar,
vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı, iç ve dış borç ile
değil; şuurlu teşvik politikaları, israfın önlenmesi, üretim ve
verimliliğin arttırılması, ithal ikamesinin sağlanması ve ihracat
imkânlarının seferber edilmesi ile temin edilecektir.
IV.
5. Dış ticaret politikası
Yukarda açıklanan imkânlar kullanılarak Türkiye, bölgenin ve dünyanın
ticaret merkezi haline getirilecektir.
Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri ihracattır.
İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması neticesinde oluşan dış ticaret
açığı, dışardan ek kaynak temini için borçlanma zarureti doğurmaktadır.
Bu dış borçlar ve borç faizleri, halkımıza ve ekonomimize büyük bir yük
getirmekte ve kalkınmamıza engel olmaktadır. Bu durumun meydana gelmemesi
için, bir yandan başta D-8’ler olmak üzere, kalkınmakta olan ve sömürülen
ülkelerle yeni ilişkilerin kurulmasına ve adil bir düzene sahip yeni bir
dünyanın oluşturulmasına gayret gösterilirken, diğer yandan da kaliteye ve
maliyetlerin düşürülmesine önem verilecek ve ihracat desteklenecektir.
Çünkü Türkiye’nin, klasik pazarlarının yanında yeni pazarlara ve yeni
ürünlere de ihtiyacı vardır.
Önümüzdeki yıllarda doğu-batı ulaşım ve enerji koridorları içinde, ülkemiz
ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal ve hizmet akışının
olması beklenmektedir. Bu mal ve hizmet akışından azami istifade
sağlanacak şekilde tedbirler alınacaktır.
Bu
çerçevede, başta komşularımız olmak üzere, bölge ülkeleri ve diğer dünya
ülkeleri ile, milli menfaatlerimize aykırı olan yapay gerginlikleri ve
engellemeleri ortadan kaldırıp, her türlü işbirliğine yönelinecek; dış
ticaretimizi arttırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
İhracatı artırmak için, imalatçı firmalar ve ihracatçı kuruluşlar ile
yakın işbirliği sağlanacaktır.
KOBİ’lere, ihracatlarını arttırmaları için, prototip geliştirme, bilgi,
pazar temini ve finansman imkânları sağlanacaktır.
Toplumsal varlığımızın belkemiği olan ve helâl kazanç için bütün
sermayesini ve emeğini seferber edip gece gündüz çalışan esnaf ve
sanatkârlarımız, aynı zamanda ekonomimizin de can damarlarıdır. Saadet
Partisi, uygulayacağı reel ekonominin tabii bir sonucu olarak, esnaf ve
sanatkârlara ayrı bir önem vermektedir.
Ülkedeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir kısmını sağlayan KOBİ’ler,
toplam kredinin ancak % 5’ini kullanabilmektedirler. Bu bir haksızlıktır
ve ekonominin bütününü olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Partimizin iktidarında, ekonomik faaliyetleri büyük ölçüde gerçekleştiren
esnaf ve sanatkârları, ürettikleri katma değer ve istihdamları ile
orantılı olarak, destekleyecek tedbirler alınacaktır.
Ülkemiz, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış bir bölgededir.
Tarihin ilk dönemlerinde Anadolu’da tarım yapılmış, tarih boyunca “Anadolu
Toprakları” üzerinde yaşayan insanları beslemiştir.
Bu gün gelinen noktada ise, uygulanan yanlış politikalar neticesinde,
“Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan nüfusu besleyemez duruma
getirilmiştir. Daha düne kadar yeryüzünde kendini besleyebilen yedi
ülkeden biri olduğumuz halde, bugün tarım ürünleri ithalatımız ihracatı
geçmiş durumdadır.
Ülkenin dengeli ve yeterli beslenmesi ve, herhangi bir engelleme halinde,
kendi gücüyle ayakta durabilmesi için olmazsa-olmaz bir sektör olan tarım,
stratejik öneme sahiptir. Topraklarımız, iklimimiz, sahip olduğumuz
bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve yetişmiş insan gücümüz en büyük
güç kaynağımızdır.
Arazilerin parçalanmışlığı, toprak ıslahının yapılamamış, sulama ve drenaj
gibi alt yapı yatırımlarının tamamlanamamış olması, bilimin getirdiği
yeniliklerin üreticiye ulaştırılamaması, yönlendirici planlamanın
yapılmaması, ürün borsalarının yeterince oluşmaması, Üretici Birliklerinin
katılımcı ve üreticiye destek verecek bir anlayışla yönetilmeyişi ve
amacına uygun çalışamaması,
bilhassa IMF’ye terk edilmiş olan tarım politikaları ile tarımımızın ve
hayvancılığımızın yok edilmesine yönelik programlar ve uygulamalar üretimi
olumsuz etkilemekte ve giderek hayvancılık gibi tarım da yok olma
tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.
Tarım politikalarının IMF kontrolünden kurtarılması ve tarım arazilerinin
ıslahı ve toplulaştırılması, verimliliğin artması için gereklidir. Belirli
büyüklüğün altına inmiş arazilerin parçalanmasını önleyici ve arazileri
birleştirmeyi özendirici tedbirler alınacaktır.
En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak, tarım arazilerinin tarım
dışı kullanımı engellenecektir.
Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj yatırımları hızla
tamamlanacak, verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama yöntemleri
çiftçilerle birlikte uygulanacaktır.
Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tamamını kullanabilmemiz için
gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve ekonomik
bakımdan sulanabilir sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin
tamamının, makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilmesi
sağlanacaktır. Bu cümleden olmak üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir
an önce tamamlanacaktır.
Borsası kurulabilen her ürün için en uygun illerde borsalar kurulacaktır.
Bu borsaların dünya borsaları ile entegrasyonu sağlanacaktır.
Demokratik kurallara göre yapılanan ve çalışan ‘Üretici Birlikleri’nin
önündeki engellerin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemeler en kısa
zamanda yapılacaktır.
Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanacak, tarım kuruluşları,
ilgili fakülteler ve üreticilerle birlikte, Yönlendirici Planlama
yapılarak arz-talep dengesinin bozulmaması sağlanacaktır.
Tarım destekleri; ABD ve Batı ülkelerinde olduğu gibi, girdiler ve ürün
üzerinden yapılacak ve yeterli seviyeye çıkartılacaktır.
Tarımın gelişmesini engelleyen art maksatlı kotalar kaldırılacaktır.
Tohum üretimi ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve hayvancılık alanları
desteklenecektir.
Ekolojik tarım yaygınlaştırılacak ve desteklenecektir.
Üniversite-Çiftçi işbirliği sağlanacak; tarımda eğitim, özellikle
üreticilerin talepleri ve iş durumları göz önüne alınarak, sürekli hale
getirilecektir.
Yem
sanayii, yem bitkileri ve meraların ıslahı ve geliştirilmesi için her
türlü destek sağlanacaktır.
Yok
edilmiş olan hayvancılık desteklenerek yeniden ihya edilecek, ve ithalatçı
konumdan ihracatçı konuma geçirilecektir.
“Toprak
Mahsulleri Ofisi” amacına uygun olarak çalışır hale getirilecek ve
hasat zamanında çiftçinin elinden tutulacaktır.
Süt
ve yem endüstrileri ile Et-Balık Kurumları günün ihtiyaçlarına uygun
şekilde yeniden düzenlenecek ve yurdun bütün bölgelerine yayılacaktır.
Su
ürünlerinin üretimi desteklenecektir.
Enerji günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal faaliyetlerin temel
ihtiyaçlarındandır. Bu bakımdan enerjinin kalitesi, maliyeti, yeterliliği
ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır. Ekonomi bölümünde
belirtilen “Yeniden Büyük Türkiye”
hedefleri için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji
yatırımları ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilecektir.
Türkiye’nin sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebilmesi, doğru,
tutarlı ve milli bir enerji politikasını uygulamasına bağlıdır. Enerjide
kaynak çeşitliliğini sağlayacak önemli projeler hayata geçirilecektir.
Yıllardır engellenmiş olan nükleer teknolojinin ülkemize kazandırılması
ve nükleer enerjinin milletimizin hizmetine sunulması sağlanacaktır.
Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için öncelikle yerli
kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji
imkânlarının, kömür yataklarının, rüzgâr, güneş ve jeo-termal enerji
kaynaklarının değerlendirilmesi için çalışmalar hızlandırılacak, yatırım
ve işletmeler desteklenecektir.
Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim sahalarında
işbirliğine gidilerek elektrik, doğalgaz ve petrol iletim hatlarında
bağlantı kurulması sağlanacaktır.
Ülkemiz zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bir bölgede
olmasına rağmen, yeterli üretim yapılamamaktadır. Petrol ve doğalgaz
üretimimizi artırmak için yurt içi ve yurt dışı sahalarda arama ve işletme
faaliyetleri hızlandırılacaktır.
Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve enerji tesislerinin
makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu yatırımları vasıtasıyla
karşılanacaktır. Rekabet ortamı içerisinde ucuz ve temiz enerji arzı
sağlanacaktır.
Petrol ürünlerinin dağıtımında, boru hatları inşası da alternatif olarak
değerlendirilerek, uygun yerlerde tanker taşımacılığı boru hatları ile
ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik sağlanacaktır.
Doğal gaz, ısınmada ve sanayide, zaruri bir ihtiyaç maddesi haline
gelmiştir. Sanayide maliyeti ve kaliteyi etkilemektedir. Bu bakımdan bütün
illere ve ilçelere doğal gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa zamanda
inşa edilecektir.
Doğalgazın en ucuz şekilde kullanıcısına ulaştırılabilmesi için, başta
D-8’ler olmak üzere, bütün doğalgaz üreten ülkelerle, karşılıklı
menfaatlere dayanacak şekilde anlaşmalar yapılacak ve mevcut anlaşmalar bu
hususlar dikkate alınarak yenilenecektir.
Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme yatırımlarına
öncelik verilerek kayıp ve kaçakların önüne geçilecektir.
Gelişme ve Kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden birisi de yeterli, etkin
ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına sahip olmaktır.
Bu
sebeple, mutlu insanların yaşadığı, geleceğin güçlü “Yeniden Büyük
Türkiye”sini kurmak için, yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve
haberleşme ağına ihtiyaç vardır.
Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi hedefimizdir.
Sanayinin yurt sathına yayılmasında ve bölgesel gelişmişlik farkının
asgariye indirilmesinde en etkin alt yapının, kaliteli, yaygın ve güvenli
bir
ulaştırma ve haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün
ulaştırma imkânlarının ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına
yayılmasına öncelik verilecektir
Hazırlanacak ulaştırma mastır plânı ile karayolu, demiryolu, denizyolu ve
havayolu ulaştırmasının, yatırım ve işletme maliyeti dikkate alınarak,
ihtiyaca göre, dağılımı sağlanacaktır.
Demiryolu taşımacılığının hızlı, dakik, emniyetli ve ucuz olması dikkate
alınarak, son elli yıldır ihmal edilen demiryolu ve denizyolu ulaşımı
yeniden ele alınacak, yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun
ağırlığı arttırılacaktır.
Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında
güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı geliştirilecektir. Bu
şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu trafiğini azaltarak
yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır.
Asya-Avrupa, Ortadoğu-Avrupa otoyol ve demiryolu bağlantıları
geliştirilecektir.
İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecek ve iller arası
yollar çift yol haline getirilecektir.
Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve teçhizatın yurtiçi
imalatı desteklenecektir.
Haberleşme stratejik önemi olan bir sektördür. Bu sebeple, kaliteli ve
güvenli olması, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir gereksinimdir. Bazı
ülkelerde ortaya çıkan skandallar bu sahanın milli kalmasındaki
gerekliliği açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sebeple bu sektör milli
hale getirilecektir.
Savunma sanayiinde, dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için gerekli orta ve
uzun vadeli programlar hazırlanarak, ihracat potansiyeline ve dünya
piyasalarında rekabet gücüne sahip, teknolojik bakımdan bütün diğer
ülkelerin önüne geçecek, dost ve müttefik ülkelerle (D-8 ülkeleri gibi)
dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir Milli Savunma Sanayiinin
oluşturulması ana hedefimizdir.
Bu
anlayışla, müttefik ülkelerle uyumlu, kendi silah sistemlerimizin
oluşturulması sağlanacak, ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtarılacaktır.
Savunmamız için gerekli silah ve teçhizat ihtiyacı, orta ve uzun vadeli
olarak belirlenerek milli savunma sanayiinin hazırlık yapmasına ve
ihtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanmasına özen gösterilecektir.
Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki ve ihracatı tek merkezden
yönetilecektir.
V.
DIŞ POLİTİKA
V.
1. Genel değerlendirme
Öncelikle şu hususu ifade etmeliyiz ki, Saadet Partisi olarak bizim
amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz, bütün
insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.
Bu
amaca ulaşılması için, hakka dayalı âdil bir uluslararası düzenin
kurulması gerekmektedir. Bizler, zengin tarihî mirası ve stratejik
coğrafyasıyla Türkiye’nin âdil bir uluslararası düzenin kurulmasına
öncülük edecek tarihî tecrübeye ve sağlam değerlere sahip olduğuna
inanıyoruz.
İnsanlık âlemi geçen asırda milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına
ve bunların ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntılarına
şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin sağladığı bunca imkâna rağmen,
kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması sonucunda, insanoğlu 20.
yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların yanında suçların artışı, aile
yapısının bozulması, çevre felâketleri gibi sayısız problemle boğuştu,
bunaldı, hayal kırıklığına uğradı.Bir türlü beklediği ve özlediği âdil
esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı.
Yeni
teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi gözler,
ümitler ve özlemler 21. yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime,
teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta
yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor. Maalesef bu yapılanma, hak ve
adalete göre değil, silah gücünü ellerinde bulunduranların çıkarlarını
korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan beri düşlediği, herkesi
kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede kan–gözyaşı ve ızdıraptan
başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır. Hâlbuki insanlığın,
hakkı üstün tutan, daha âdil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya özlemi
ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan
yeni dengeler, kuşku ve endişeleri de beraberinde getiriyor.
Nitekim, ABD tarafından uygulanmasına başlanan “Büyük Ortadoğu Projesi”
(BOP) bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin ediyor.
V.
2. Dünyada ve Bölgemizdeki Tehditler
Balkanlardaki istikrarsızlık giderilmiş değildir. Kafkaslarda da çözüm
sağlanamamıştır. Çeçenistan ve bölgenin diğer sorunları halen devam
etmektedir. Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü halen Ermenistan’ın
işgali altındadır.
Ege
ve Kıbrıs sorunu çözülmüş değildir. Hatta Kıbrıs kaybedilmek üzeredir.
AB’nin Türkiye’den yeni azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili,
ülke birliği ve beraberliğini bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi
amaçlı misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz için ciddî tehdit
oluşturmaktadır.
“Yeni Dünya Düzeni”, “Tek Kutuplu Dünya”, “Küreselleşme”, “Medeniyetler
Çatışması” , “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” gibi tezler ve, adeta bu
tezlere gerekçe oluşturan, arka planı karanlık, “Terör” tanımlaması;
maalesef 21. yüzyılda da, insanlık için çok büyük tehdit ve tehlikelerin
habercisi olmaktadır.
Afganistan’daki haksız işgal devam etmektedir. Türkiye’nin üzerine düşen
görev, bu haksız işgale destek vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve
işgalden kurtulmasına yardımcı olmaktır.
ABD
ve müttefiklerinin, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında, İslam
dünyasına karşı sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok
ağır bir şekilde tehdit etmektedir. Aynı şekilde, İsrail’in, yetmişten
fazla Birleşmiş Milletler kararına rağmen, sürdürdüğü saldırganlık,
soykırım ve genişleme politikası bölge ve dünya barışı için sürekli ve
açık bir tehdit oluşturmaktadır.
ABD
ve müttefiklerinin, Irak’ı haksız işgalleri ve işgalden sonra her türlü
uluslar arası anlaşmayı hiçe sayarak yaptıkları insanlık dışı uygulamalar,
Irak’ta kışkırtmaya çalıştıkları etnik ve mezhep tabanlı çatışmalar ve
yapılanmalar, bölge ve dünya barışını tehdit etmektedir. Irak’a getirilen
hürriyet ve demokrasi değil, Ebu Gureyb vahşetinin çığlıklarıdır.
Irak’tan sonra, sun’i gerekçelerle, İran’a ve diğer bölge ülkelerine karşı
uygulanmaya çalışılan saldırgan politikalar da, bölge ve dünya barışı için
çok büyük tehdittir.
Bu
tür haksız saldırılar için bir savunma paktı olan NATO’nun kullanılmaya
çalışılmasına karşıyız. Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerine zarar
verecek bu tür uygulamalara karşı, barışı korumak için elimizden geleni
yapacağız.
Dünya ve bölge barışı üzerindeki bu tehditler elbetteki Türkiye için de
geçerlidir. Bu tehditlere karşı Türkiye, bölge ve dünya devletleri ile
işbirliği içerisinde, gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Bu
bağlamda, âdil temellere dayanılarak kurulacak olan yeni dünyada, huzur ve
barışın sağlanması için, yeni bir savunma paktının kurulması gerektiğine
inanmaktayız.
21.
yüzyılda barışın
tesis edilebilmesi ve âdil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için,
insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre felaketlerini yaşatan 20.
yüzyılı çok iyi tahlil etmek zorundayız.
1-
Alacağımız ilk ders, materyalizmin insanlık âlemine mutluluk getirmediği
gerçeği ve maneviyatçılığa dönme ihtiyacıdır.
20.
yüzyılın baskıcı rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın temel
yasasıdır; tekâmül için bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele
edilmesi gerekir." teorisine dayanmışlardır.
Bu
maddeci görüşü benimseyen rejimler, bu kuralı uygulayarak insanlığa büyük
acılar çektirmişlerdir. Artık temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyet,
yerini temeli şefkat, barış, sevgi, huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa
bırakmalıdır.
2-
Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır.
Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan
geçer. Bu da ancak diyalogla olur. Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi
değerlerimizi terk etme mantığı ile değil, birbirimizi, anlama ve Batıya
yanlışlıklarını anlatma mantığı ile yapılmalıdır.
3-Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır.
Soğuk savaş döneminde maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi
kavramlar daha çok propaganda amacıyla kullanılmış, çifte standartlar hiç
eksik olmamıştır. Kendi ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip
çıkan, dünyaya yön verme peşinde olan birçok ülke, çıkarları için baskıcı
rejimlerle işbirliği yapmışlardır.
Soğuk savaş sonrası ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezi de,
milletleri birlikte yaşama yerine çatışmaya sevk etmiştir.
Bugün yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı
olacaksa, çifte standartlar terk edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin
herkes için gerekli olduğu kabul edilmelidir.
4-
Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli, uluslararası ilişkilerde
eşitlik esas olmalıdır.
İki
kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin
küresel hâkimiyet mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan
dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi devam
etmektedir
Bu
durum da uluslararası ilişkilerde hâlâ eşitsizliklerin hâkim olduğunu
göstermektedir. Adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun
terk edilmesi gerekmektedir.
5-
Sömürü yerine âdil paylaşım ve işbirliği esas alınmalıdır.
20.
yüzyıla sömürü ve dünyayı paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz.
Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların
temelinde sömürü vardır.
Irkçı emperyalizmin bütün dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en
önemli vasıta, faizci kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir
emperyalist azınlık bütün insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama, ister
istemez sonunda daha büyük sosyal patlamaları ve savaşları kaçınılmaz
kılacaktır.
Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler
daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş
kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında
gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından derin uçurumlar oluşmuştur.
Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmiş, borçlarının
faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir.
Bu durumdan, sadece fakir güney ülkeleri değil, gelişmiş olan ülkeler de
rahatsız olmaya başlamışlardır. Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesi
değildir. Bugün, refah ve özgürlük isteyen güney ülkelerinin insanlarının,
gelişmiş batılı ülkelere akın etmeleri sonucunda Batıda göçmen sorunu
ortaya çıkmıştır. Böylece bu asırda dünyanın en ciddi sorunlarından birini
göçmenler sorunu oluşturmaktadır.
Yirminci yüzyılın sömürü araçlarından biri de gelişmiş ülkelerin
gelişmekte olan ülkelere verdikleri yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde
ülkeler arası gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler
borçlarının faizlerini dahi ödeyemez hale gelmişlerdir
Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile
aşılabilir.
6- Baskı, totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve gözyaşı getirmiştir;
insanlığın mutluluğu için, insan hakları ve özgürlüklerin tüm dünyaya
yayılması gerekmektedir.
Yirminci yüzyılda yayınlanan insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri, 21.
yüzyılda bütün dünyada, daha da geliştirilerek hayata geçirilmelidir.
Maalesef 20. yüzyılda insanlık bu konuda iyi sınav verememiştir; yakın
tarih insan hakları ihlalleri ile doludur.
İşte
20. yüzyılda insanlık, ifsat edici bütün sistemleri ve rejimleri deneyip
bunların hiçbirinin insanlığa saadet getirmediğini açıkça görmüştür. Bu
tecrübenin doğal neticesi, göz yaşı ve hüsran olmuştur.
Saadet Partisi, tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası
sistemin kurulması için şu prensiplerin zorunlu olduğuna inanmaktadır:
1. Savaş değil, barış!
2. Çatışma değil, diyalog!
3. Çifte standart değil, adalet!
4. Üstünlük değil, eşitlik!
5. Sömürü değil, adil paylaşım ve işbirliği!
6.Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi.
Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8’lerin bayrağında bu
temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır.
Biz bu prensiplere dayanan bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında,
Türkiye’nin öncülük yapacağına inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve
coğrafyası ile, büyük imkânlara sahip olduğu gibi, aynı zamanda bütün
insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük sorumluluğu da taşımaktadır.
Zengin tarihi mirasının yanında Türkiye, dünyanın merkezinde, üç kıtanın
birleştiği yerde, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en
sorunlu bölgelerine komşu; ama aynı zamanda enerji ve ticari yolların
kavşak noktasında, çok önemli bir konumda bulunmaktadır.
Türkiye, tarihte olduğu gibi, bu müstesna jeopolitik konumunun yanında,
genç, dinamik ve yetişmiş insan gücü ve tabii kaynakları ile dünyanın ilgi
odağı olmaya devam eden bir ülkedir.
Partimiz, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları,
özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye’nin bu
potansiyellerini insanlığın saadeti için kullanmakta kararlıdır. Bu
suretle:
-Türkiye, batılı ülkelerle gireceği dengeli ilişkilerle; refahın yanında
özellikle barış, insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin tüm dünyada
gelişmesine katkıda bulunacaktır.
-Türkiye, kuzeyinde yer alan “Karadeniz Ekonomik İş Birliği” (KEIB)
ülkeleriyle, başta ekonomi olmak üzere, her sahada işbirliğini
geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce de benimsenmesine
yardımcı olması suretiyle, adil bir uluslararası sistemin kurulmasına
önemli katkılarda bulunacaktır.
-Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevî ve soydaşlık bağlarıyla bağlı
olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de her türlü ilişkileri en ileri düzeye
taşıyarak, bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dahil
olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı olacaktır.
-Türkiye, aynı şekilde, doğu ve güneyindeki tarihî ve manevî bağlarla
bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de, her sahada en ileri derecede işbirliği
içinde olmak suretiyle, yoksulluğun kalkması, dünya barışı ve âdil uluslar
arası ilişkilere katkıda bulunacaktır.
-Yeni bir dünyanın çekirdek kuruluşu olan D-8 atılımı çerçevesinde,
kalkınmakta olan ülkeler arasında en ileri derecede yardımlaşma ve
işbirliğinin sağlanması kurulacak âdil uluslararası sistemin tesisi için
ilk adım olacaktır.
İşte
bu tarihî ve coğrafi şartlar, Türkiye’ye yeni bir dünyanın kurulmasına
öncülük etme görevini yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının
bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye’nin bütün ülkelerle ilişkilerini
işbirliği ve yardımlaşma anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi
gerekmektedir.
Türkiye’nin geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle,
jeopolitik imkânlarını, uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik
ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir zorunluluktur. Eğer,
dinamizmin yoğun temposu yerine, statükoculuğun kolaycılığını tercih eden
ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış politika geleneğinde
ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihî ve manevi
zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı korumak
bile tehlikeye girecektir.
Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin
sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler,
şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik
etkinliğini
ve
adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı
görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini
isteyebilirler.
Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası
güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu
Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan sonra Afganistan ve Irak’ta da
görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse itibar etmemektedir.
Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada
üsleneceği konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır.
Uluslararası konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi
ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile
uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun,
uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi
mümkün değildir.
Bizim diğer siyasi partilerden temel bir farkımız da bu anlayışta
yatmaktadır. Diğerleri, bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin sıradan bir
ülke olmasını hedef aldıkları halde, biz, Türkiye’nin özellikleri
dolayısıyla, yeryüzünde huzur, barış ve bütün insanlığın saadeti için özel
hizmetler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve Türkiye’nin kendisine saygı
ve sevgi duyulan “Yaşanabilir Bir Türkiye“, “Yeniden Büyük Türkiye” ve
“Yeni Bir Dünya” kurulmasına öncülük yapması gerektiğine inanmaktayız
Bundan dolayıdır ki, Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisinin, bir an
evvel iktidara gelmesi Türkiye için hayati bir önem taşımaktadır.
.
V. 4. 1.
Türkiye’nin Karşı karşıya Bulunduğu Tehditler
Doğru bir tedavi için doğru bir teşhis ön şarttır. Bu teşhisi hakiki
manasıyla yapabilmek için, emperyalist dış güçlerin işbirlikçi yönetimleri
kullanarak attıkları adımları dikkatli bir şekilde takip etmek ve
değerlendirmek gerekmektedir.
Ne
görüyoruz:
Batı
ile entegrasyon için yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması
her geçen gün daha da zorlaşan tehlikelere sürüklemiştir.
Kıbrıs bir hiç uğruna feda edilmektedir. Çok büyük stratejik önemi olan bu
adada uluslar arası anlaşmalarla sağlanan haklarımızdan vazgeçilmektedir.
Ermeni soykırımı iddiaları, müttefik kabul edilen ülkelerce, kabul
görmektedir. Bu gidiş Türkiye’yi tazminat ödemeye ve toprak tavizine
zorlar bir mahiyet kazanmaktadır.
Dicle ve Fırat havzalarının uluslar arası bir yönetime devredilmesinin
gündeme getirilmesine bugünkü Hükümet tepkisiz kalmıştır.
Ege’de Yunanistan’la olan, karasularının 12 mile çıkartılması ve FIR hattı
ihtilaflarımız, Yunanistan’ın lehine gelişme göstermektedir ki, bu Ege
Denizini bir Yunan gölü haline getirir.
Karadeniz bölgesinde bir Rum Pontus devleti söylemi adım adım gündeme
sokulmaktadır.
Fener Rum Patriğine ‘Ekümenik Statü’ tanınması neredeyse döfakto
kabul edilir bir duruma gelmiş, misyonerlik faaliyetleri siyasi bir olgu
içinde hız kazanmıştır. Buna mukabil Müslüman halkın inancını öğrenme ve
yasama konusundaki engeller hâlâ devam etmektedir.
Medeniyetler arası diyalog, Dinler arası diyalog söylemleri ile yürütülen
çalışmalar, tek taraflı işlemekte, kendi sağlam değerlerimiz
sulandırılmakta, hatta terk edilmektedir.
Türkiye IMF dayatmaları, serbest Pazar ekonomisi aldatmaları, borçlar,
yanlış özelleştirme politikaları ile ekonomik bir esarete
sürüklenmektedir. Tarım, Sanayi, Ticaret, Bankacılık, haberleşme
sektörleri bütünüyle ırkçı emperyalist sermayeye terk edilmiştir.
Bunlara şimdi bir de yeni azınlık anlayışı eklenerek iç çekişmelere zemin
hazırlanmaktadır.
Bütün bunlar birer münferit olay olmayıp, ırkçı emperyalizmin plân ve
hedeflerinin uygulanması maksadıyla, yine onlar tarafından tanzim edilerek
yürütülen olaylardır.
Ne istiyorlar:
1990 yılında Komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek
kutuplu bir dünya meydana gelince ve bu kutbu ABD temsil etmeye
başlayınca, ırkçı emperyalistler, asırlardan beri bekledikleri Büyük
İsrail ve dünya hâkimiyeti inançlarının gerçekleşmesi için artık vaktin
geldiğine karar verdiler, kontrolü altında tuttukları ABD yönetimi
vasıtasıyla bunu gerçekleştirmek için adım adım planlarını
uygulamaktadırlar.
Yeryüzünün her tarafında, Filistin’deki uygulamalarda görüldüğü gibi,
insanları şiddet kullanarak esir ve köle etmek isteyen ırkçı emperyalizmin
bu gayelerini, tarih boyunca, Selçuklular ve Osmanlılar önlemişti. İslam
âlemi bu maksatla yapılan 18 Haçlı seferini geri püskürterek yeryüzünde
huzur ve barışı korumuştu.
Bu gerçekleri çok iyi bilen ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını
uygularken, asıl hedefleri olan Türkiye’yi “İşsiz, aç, borca esir ve
dininden uzaklaşmış” bir ülke haline getirmeye büyük önem vermektedirler.
Türkiye’deki yönetim de, maalesef iktidarda kalabilmek için, bu dış
güçlerin desteğini her şeyden önemli gördükleri için, onlardan gelen her
teklifi kabul etmekte, böylece Türkiye hızla “yumuşak lokma” olmaya
sürüklenmektedir.
Bundan dolayıdır ki, Türkiye’de hiç vakit geçirmeden, Milli Görüş’ün
iktidara getirilmesi ve şahsiyetli bir dış politika izlenerek “Uydu değil,
lider Ülke” uygulamasıyla kurtarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline
gelmiştir.
Saadet Partisinin takip edeceği şahsiyetli dış politikanın, ve dış
politikada “Uydu değil, lider Ülke” uygulamasının temel esasları aşağıda
özetlenmiştir.
Avrupa Birliği:
Özellikle AB’nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize,
milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte
olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB’yi oluşturan zihniyetin
insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı
medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş
bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin hâlâ eski
emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır.
Bu şartlar altında Saadet Partisi olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasına
karşıyız.
Çünkü, AB’ye tam üyelik, Türkiye’nin bağımsızlığından vazgeçmesi,
kendisini Batı kültür ve medeniyetine teslim etmesi, onları yönlendiren
ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım
parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını taşımaktadır. Zira 1990’da
Komünizmin iflâs edip, Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek
kutuplu dünyada, ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB bunların plân ve
gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür.
Bu
gerçekler dolayısıyladır ki, AB ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda
karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı doğru buluyoruz. Türkiye’nin AB
ile ilişkilerinin, tüm uluslararası ilişkilerimizde olduğu gibi, barış,
diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde yürütülmesinden yanayız.
Zira
Türkiye’nin âdil bir düzene sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında
öncülük yapmasının engellenmesi, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda
AB ve bütün insanlık için, telafisi mümkün olmayan bir kayıp demektir.
Türkiye – ABD İlişkileri:
ABD
ile barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde, ilişkilerimizin
sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi halkının muhalefetine rağmen, ısrarla
yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya barışını tehdit eden yeni savunma
konseptini tekrar gözden geçirmelidir. ABD’den, Afganistan ve Irak’taki
işgale derhal son vermesini, sorunları barış, diyalog, adalet ve eşitlik
çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve Büyük Ortadoğu Projesinden
vazgeçmesini bekliyoruz.
Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve
teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir.
Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların
yapılması teşvik edilecektir.
Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için
Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan
ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.
Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk
Cumhuriyetleri ile, temel ilkeler çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin
tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye
olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve
kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız.
Türkiye İslâm Konferansı örgütünün güvenilir bir üyesi olarak, üye
ülkelerle daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu
ilişkiler, karşılıklı yararımıza olacak şekilde, en üst düzeye
getirilecektir.
Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü
haksızlığın önlenebilmesi için, İKÖ’nün çok daha etkin bir hale
getirilmesi konusunda Türkiye’ye önemli görevler düşmektedir. İnanıyoruz
ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın gösterilmesi, sadece
1.5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla kalmayacak,
aynı zamanda dünya barışına ve âdil bir uluslararası sistemin kurulmasına
da önemli katkılar yapacaktır.
Bu
çerçevede, Türkiye’nin öncülüğünde faaliyet gösteren “İslam Ülkeleri
Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi” (İSEDAK)’ın daha etkin, şuurlu ve
verimli çalışmasını sağlayacağız.
Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu
ECO’ ya ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında
ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer
alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret
gösterilecektir.
Türkiye 15 Ağustos 1997'de imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti.
Türkiye bunu, huzur, barış ve mutluluğun hakim olduğu “yeni bir dünyanın”
kurulabilmesinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha
kolay gerçekleşebileceği inancıyla yaptı.
D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra,
yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine, yeni bir dünyanın kurulması
için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz.
Ülkeler arasında ki sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında
yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni bir ruh, yeni bir heyecan
getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam nüfuslu gelişmekte olan
150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına
G-8’lerin, bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek, “II. Yalta
Konferansı”nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet, eşitlik,
işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları
çözüme kavuşturup, özlenen, âdil uluslararası sistemi birlikte kurmaları
ancak bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.
Dış
güçlerin etkileriyle, milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay
sebeplerden dolayı komşularımızla ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen
yanlış bir davranış olarak görüyoruz.
Aksine, bütün komşularımızla, her alanda en ileri ilişkilerin
kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu ilişkiler sayesinde en iyi
şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.
Prensip olarak, Birleşmiş Milletler içinde ayrıcalığı olan bir “Güvenlik
Konseyi”ne karşıyız. Ancak, bu durum düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan
tarihi ve coğrafi nedenlerle, Türkiye’nin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi
olmasının gerekliliğine inanıyoruz.
Tüm
insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz, ülkemizin, her ülke ile
hakkı üstün tutan adil işbirliğine dayanan ilişkiler kurması ve bu
ilişkileri geliştirmesi için gayret gösterecektir.
Bu
program, partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır.
Saadet Partisi’nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle
ülkemizin bütün evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız
odur ki, saadete ancak programımızın temel ilkelerinin uygulanmasıyla
ulaşılabilir.
Görüşümüz diğer partilerden farklı olduğu için ayrı bir parti olarak
örgütlenmiş bulunuyoruz. Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça
göstermiştir ki, yanlış ilkelerle siyaset yapanlar, milletimizin özlemi
olan saadeti gerçekleştirmekte başarılı olamamışlardır.
Temel Farklarımız;
1-Saadetin temel unsurlarından olan Saygınlık ancak bizim görüşümüzle
gerçekleşir. Çünkü;
-Biz
“Materyalist” değil, “Maneviyatçıyız”.
-Biz
“Nefse Esareti” değil, “Nefis Terbiyesi” ni esas alıyoruz.
-Biz
“Sıradan Türkiye” yi değil, “Manen Ve Madden Kalkınmış Öncü Yeniden Büyük
Türkiye” yi esas alıyoruz.
2-
Saadetin temel unsurlarından biri olan Huzur, Barış, Kardeşlik ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü:
-Biz
“Kin Ve Husumet” i değil, “Şefkat, Sevgi Ve Hoşgörü” yü esas alıyoruz.
-Bizim amacımız “Küçük Bir Azınlığın Saadeti” i değil, “Bütün İnsanlığın
Saadeti” dir.
-Biz
“Yanlışın, Zararlının, Zulmün” egemenliği için değil, “Doğrunun, İyinin -
Güzelin, Faydalının ve Adaletin” egemenliği için çalışıyoruz.
-Biz
yeryüzünün İfsadı için değil, Islahı için çalışıyoruz.
3-Saadetin temel unsurlarından İnsan Hakları Ve Özgürlükler ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;
-Biz
“Baskı” yı değil, “Tam Ve Kamil İnsan Hakları” nı istiyoruz.
-Biz
“Güdümlü Demokrasi” yi değil, “Gerçek Demokrasi” yi savunuyoruz.
-Biz
Anayasa’nın 2. Maddesi Evrensel anlamda uygulansın diyoruz.
4-Saadetin temel unsurlarından olan Adalet ancak bizim görüşlerimizle
gerçekleşir. Çünkü;
-Biz
“Yanlış Hak” anlayışını değil, “Doğru Hak” anlayışını esas alıyoruz.
5-Saadetin temel unsurlarından olan Refah, ancak bizim görüşümüzle
gerçekleşir.
Çünkü;
-Biz
“Rant Ekonomisi” ni değil, “Reel Ekonomi” yi esas alıyoruz.
-Biz
“Rantiye Grubu” değil, “Türkiye Bütünüyle Kalkınsın” diyoruz.
Bu
program;
Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, istiklalini kaybetme tehlikesini
gören milletimizin, Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak “Ben
ölmedim!” deyip mukaddesatına sahip çıkmak için başlattığı İstiklal
Savaşı’ndaki şevk ve heyecanı taşıyan,
21.
Yüzyılda “Ben de varım!” diye ayağa kalkan Anadolu’nun azmini tüm dünyaya
ilan eden,
Bunu
gerçekleştirmek için kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen Aziz
Milletimizin özgüveninin ifadesidir.
Programımızın, insanımızın beklediği ve özlediği saadete bir an evvel
kavuşmasına vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan dileriz.
Allah Aziz Milletimizin yar ve yardımcısı olsun.
|