TAKDİM
Bu program, isabetli teşhis ve tespitlere bağlı,
kalıcı çözüm yollarını ortaya koyan, teori ile
pratiği birleştiren bir icraat programıdır.
Siyasi görüşü ne olursa olsun yediden yetmişe
milletimizin tek vücut olması, kederde ve kıvançta
bir ve beraber olarak ülkeye hizmette bütünleşmesi
gerektiğine inanıyoruz.
Kalbi, vatan ve millet sevgisi ile dolu, ülkemizi ve
milletimizi yüceltmeyi gaye edinen, devletimizin
ilelebet yaşatılmasında kararlı kadrolarla; inanç,
fikir ve azimle insanımıza hizmet etmeyi gaye
ediniyoruz.
Partimiz; Atatürk İlke ve İnkılaplarına, hürriyetçi
parlamenter demokratik sisteme, Anayasa ’ya ve
kanunlara bağlıdır. Ülkeye ve millete hizmette
siyaseti bir vasıta kabul eder. Vatanın ve milletin
bölünmez bütünlüğünü, toplumsal barış ve uzlaşmayı
her şeyin üstünde tutar.
İnsanı merkeze koyan bir tez mantığıyla milletimizin
emrinde olacağımızı taahhüt ederiz.
Bu programın ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını
dileriz.
İÇİNDEKİLER
TAKDİM
I- GENEL DEĞERLENDİRME
DEĞİŞEN DÜNYADA TÜRKİYE’NİN YERİ
Hedef Ülke: Türkiye
a-Mevcut Durumun Tespiti
b-Bu Badireden Çıkış Yolu
b.1)Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız
b.2)Bugün Gelinen Durum
b.3)Yeni Bir Siyasal Oluşumun Zarureti
II- DEVLET YÖNETİMİ
ATATÜRK İLKELERİ LAİKLİK ve İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
a-Laiklik ve İnanç Özgürlüğü
b-Atatürk İlke ve İnkılapları
III- İNSAN HAKLARI ve ADLİ YAPI
-Adalet Reformu
IV- DEVLET POLİTİKALARI ve DEVLETİN ASLİ
GÖREVLERİ
a-Devlet Politikasının Önemi
b-Devletin Asli Görevleri
V- İKTİSADİ POLİTİKALAR
İKTİSADİ KALKINMANIN ESASLARI ve GENEL YAKLAŞIMIMIZ
ENFLASYON ve KALICI ÇÖZÜMÜ
DEVLETİN EKONOMİDEKİ ROLÜ ve FAALİYET ALANLARI
YABANCI SERMAYE, GELİR DAĞILIMI ADALETİ ve REKABET
VERGİLER
TEŞVİKLER
YATIRIMLAR ve ENERJİ
SANAYİLEŞME ve TEKNOLOJİ
TARIM ve HAYVANCILIK
ORMANCILIK, MADENCİLİK ve SU ÜRÜNLERİ
ULAŞTIRMA ve HABERLEŞME (Telekomünikasyon)
ESNAF, SANATKARLAR ve KOBİLER
VI- SOSYAL POLİTİKALAR
-Sosyal Politikanın Esasları
SOSYAL KALKINMADA DEVLETİN ROLÜ
-Güçlü Devlet, Güçlü Millet
-Sosyal Güvenlik Reformu
-Emeklilerin yüzü gülecek
-Maaş kuyruklarına son, her emekliye kredi kartı
-Hastane kuyruklarında can vermeye son
AİLE ve GENÇLİK
-Gençlik ve aileye güçlü destek
ÇALIŞMA HAYATI
-Genel Bakış
-İstihdam
TÜKETİCİ HAKLARI
SAĞLIK
GENÇLİK ve SPOR
KÜLTÜR ve SANAT
ŞEHİRLEŞME ve KONUT
ÇEVRE
KİTLE İLETİŞİM
KAMU İDARESİ
-Kamu İdaresinin Esasları
DEVLET MEMURLARI
VII- MİLLİ SAVUNMA ve MİLLİ GÜVENLİK
İÇ BARIŞ
VIII- MİLLİ EĞİTİM
-Eğitimsiz genç kalmayacak
-Her meslek lisesi mezununa iş garantisi
-Üniversiteler
-Her liseli bir üniversiteli projesi
-Üniversite - Sanayi El Ele
IX- MAHALLİ İDARELER
X- BİLİM, ARAŞTIRMA ve TEKNOLOJİ
XI- DIŞ SİYASET
-Genel Bakış
BTP'nin HAYATA GEÇİRECEĞİ SOMUT PROJELER
DÖVİZ POLİTİKAMIZ
ÖZELLEŞTİRME
SONUÇ
XII- EKONOMİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER
I- GENEL DEĞERLENDİRME
DEĞİŞEN DÜNYADA TÜRKİYE’NİN YERİ
Hedef Ülke: Türkiye
Türkiye;
-Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi;
-İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi;
-Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde, bu
kırılma noktalarının tam ortasında yer almaktadır.
Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu ideolojik çatışma,
büyük ölçüde ortadan kalktı ama ekonomik çıkar
çatışmaları bütün dünyayı da içine alacak şekilde
genişledi. Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik
çıkar çatışmasının güdümünde daha da
keskinleştirildi.
a- Mevcut Durumun Tespiti
Geçmişte Türk Milleti, kendisini yükselten ve
yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde
dünyaya hükmetmiş; insanlığa adaleti, insan
haklarını, ilmi, teknolojiyi ve medeniyeti
öğretmiştir. 1700’lü yıllarda başlayan duraklama
dönemiyle birlikte milletimiz ideolojik ve etnik
entrikalar sonucunda her cepheden hücumlara maruz
kalmıştır. I.Dünya Harbinde yok olma tehlikesiyle
karşı karşıya kalan milletimiz, İstiklal Savaşı’yla
bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir. Bu sıcak
savaşlar, aslında asırlar boyu sinsi bir şekilde
yürütülen siyasal, kültürel, sosyal faaliyetlerin
bir sonucu idi.
Neticede İstiklal Savaşı’nda bu millet, Büyük Önder
Atatürk'ün öncülüğünde Kuvayı Milliye ruhuyla
kendine dönmüştür. Milli iradenin, tecelli ettiği,
bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve özgürlük
mücadelesi veren ülkelere örnek olmuştur. Türk
milleti, bir yok oluş olan Sevr Antlaşmasının
dayattığı şartları kabul etmemiş Lozan Antlaşması
ile özgür ve bağımsız bir devlet olduğunu kabul
ettirmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çeşitli sahalarda
kalkınma plan ve projeleri uygulanmıştır. Kısmi
sonuçlar alınmışsa da amaçlanan çağdaş medeniyet
seviyesine ulaşılamamıştır. Bunun başlıca sebebi,
milli kimlik ve bağımsızlık iradesinin 1938’den
sonra büyük ölçüde yitirilmesidir. Oluşturulan yapay
gerilimler, ülke insanının enerjisini tüketmiş,
kalkınmayı sekteye uğratmıştır.
b- Bu Badireden Çıkış Yolu
b.1) Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız
Önce insan diyoruz. Çözümler insana hizmete yönelik
olmalıdır. İnsanın kendi yararına kazanılması ve
çalışmaların bu yönde yapılması gerektiğine
inanıyoruz. Her meselenin çözümünü kendi şartları ve
disiplini içinde aramak lazımdır.
Her problemin çözümünde bilgi, beceri, plan ve
programın yanında iyi niyet, samimiyet, dürüstlük,
saygı ve insan sevgisinin asıl olduğuna inanıyoruz.
b.2) Bugün Gelinen Durum
Sorunların tesbiti ve çözümünde demokratik-hukuk
devleti ilkesi esas alınmalıdır.
Bu bağlamda Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel,
ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde en başta
gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze
yönelik olduğunu görüyoruz.
Türkiye’ye karşı adeta ikinci bir Sevr projesi
dayatılmaktadır. Bu tehlike ve tehditler
Cumhuriyet’in kuruluşunda da aynıyla yaşanmış M.
Kemal Atatürk de bizzat ‘dahili ve harici
düşmanların’ olacağından bahsetmiştir. Bugün sanki
tarih tekerrür ediyor gibi aynı tehlikeli gelişmeler
yaşanıyor. Bu olumsuz gelişmeleri insanımızın ve
milletimizin geleceği açısından tehlikeli buluyor ve
tedbir alınması gerektiğine istiyoruz.
-Türkiye’nin şu andaki genel gidişatının bir
olumsuzluklar portresi oluşturduğu ve bir meseleler
yumağı haline geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
-Uzun zamandan beri ülkemizde temel sıkıntılar
giderek ağırlaşmakta ve kangrenleşmektedir.
-Terör, dış odakların siyasallaştırma çabalarıyla
bölücülük noktasına yaklaşmaktadır.
-Enflasyon, yolsuzluklar, israf; plansız ve dengesiz
icraatlar ekonomimizin kara deliklerini
oluşturmaktadır.
-Dış odakların kışkırtması sonucu iç barış, birlik
ve bütünlüğümüz ciddi tehdit altındadır.
-Pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim,
adalet, sağlık kurumları fonksiyonlarını sağlıklı
bir biçimde yerine getirememektedir.
-İnsanımızın kendine güveni azalmakta, ahlaki
değerler çöküntüye uğramakta, inkültürasyon
faaliyetleri milli kimliği yok etmektedir.
-Ümitsizlik, güvensizlik had safhaya çıkmıştır.
-Yanlış politikalar, Türkiye’ye sürekli bir şekilde
içte ve dışta itibar kaybettirmektedir.
-Küreselleşme ve AB süreciyle ülkemize adeta yeni
bir Sevr dayatılmaktadır.
Bu kötü şartlar, bütün bu sıkıntıların üstesinden
gelecek yeni ve sağlam bir siyasi yapılanmayı şart
koşmaktadır.
Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatanıyla
milletiyle bölünmez bir bütündür.
Bayrağı ve sancağı ile, askeriyle, siviliyle; milli
ve manevi değerleriyle ülkemizin toprak bütünlüğünün
hassasiyetle korunması ve bundan taviz verilmemesi
gerektiğine inanıyoruz. Ancak günümüzde ülkemiz
siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış
durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek
istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir.
Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, Misak-ı Milli
sınırları içinde yeniden bir Kuvay-ı Milliye ruhuna
muhtacız. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de
Kuvay-ı Milliye’nin bütün milletin katılması gereken
milli bir görev ve bir vatanseverlik olduğunu
düşünüyoruz.
Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve
tehlikeler karşısında, kronik hale gelmiş problemler
ve bütün bunlara karşı alınacak tedbirler ve
getirilecek çözümler için ülkemizin bütün kurum ve
kuruluşlarının, her vatandaşımızın birlik beraberlik
içinde hareket etmesi bir zarurettir. Millet olarak
en önemli meselemizin, birlik ve bütünlüğümüzün
korunması olduğuna ve bütün problemlerin bu şuurla
çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Esasen bu husus, her türlü şahsi mülahaza ve siyasi
menfaatin üzerinde tutularak ülkenin tamamında
ulusal bir uzlaşma sağlanması, arzu edilen bir
durumdur.
b.3) Yeni Bir Siyasal Oluşumun Zarureti
Türkiye’yi içine düştüğü badireden çıkaracak, milli
kimlik ve şahsiyeti kuşanarak sorunlarını çözecek ve
onu dünyada önder ülke yapacak yeni bir siyasi
oluşum artık zaruridir.
Bu siyasi oluşumun diğer siyasi yapılanmalardan
üç yönden farkı olması gerekir:
1- Tahlil, teşhis, tesbit ve çözüm hususunda bakış
açısı, gaye ve niyeti farklı ve samimi olacak.
2- Gerçekçi çözümlere ulaşmak için hayali projeler
yerine tatbik edilebilir projeler sunacak ve bunları
zamanında gerçekleştirecek.
3- Bütün bunları hayata geçirecek ehliyetli ve
yeterli kadroya sahip bulunacak.
Bu, vatanımıza ve milletimize sahip çıkma, onu layık
olduğu yere taşıma misyonudur.
II- DEVLET YÖNETİMİ
Demokrasi, halkın iradesini öne çıkaran bir hürriyet
ortamı vadeder. Bu ortam, inanç, fikir ve teşebbüs
hak ve hürriyetlerinin sağlıklı gelişmesini sağlar.
Hukuk ise, keyfiliği ve despotluğu ortadan kaldıran
hak ve adalet arayışının bir yolu olarak bilinmeli
ve bu çerçevede hukukun üstünlüğü esas alınmalıdır.
-Ülkemizde milli irade hakkıyla tecelli ettirilecek
ve bu konudaki aksaklıklar düzeltilecektir.
-Siyasilerle halkın bütünleşmesi sağlanacak,
devlet-millet kaynaşması, toplumsal barış ve
uzlaşması sağlanacaktır.
-Devletin bütün kurum, kural, işlem ve eylemlerinin,
insan haklarına dayalı demokratik bir anayasaya
uygun olarak yapılanması ve çalışması ile ‘hukuk
devleti’ ilkesi gerçekleşecektir.
-Adalet, demokrasi ve hukukun hakim olması ile
tecelli ettirilecektir. Adalet, haklıya hakkını
vermek, haksıza da haddini bildirmektir. Hukuku
üstün kılarak adaleti hızla dağıtmak devletin
görevidir.
Böylece devletle milletin kaynaştığı bir toplum
oluşacaktır. Bunun da tabii sonucu; hak, adalet,
hürriyet ortamı içinde kalkınmak ve güçlenmektir.
ATATÜRK İLKELERİ LAİKLİK ve İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
a-Laiklik ve İnanç Özgürlüğü
Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesidir
ve genel olarak, din ile devlet işlerinin
birbirinden ayrılmasını ifade eder.
Laiklik, din ve vicdan özgürlüğümüzün hem teminatı
hem de sınırıdır.
Laiklik prensibiyle bu iki hedef birden sağlanmak
istenmiştir.
Birincisi; devletin temel düzeninin dini esaslara
dayandırılmamasını sağlamak, kutsal din duygularının
şahsi nüfuz veya menfaat temini için kullanılarak
istismar edilmesini önlemektir.
İkincisi ise; devletin dine müdahalesini önlemek,
din ve vicdan özgürlüğünü sağlamaktır. Böylece
laiklik, bir yandan devleti dine karşı öbür yandan
dini, devlet gücüne ve şahsi nüfuz hırsına karşı
korumayı öngörerek bir denge sağlanmıştır.
Laikliğin yukarıda belirtilen esaslara göre
uygulanması sağlanacaktır.
b- Atatürk İlke ve İnkılapları
Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, 1982
Anayasası’nın 2.maddesinde sayılmıştır. Bu madde,
Anayasa’nın ilk üç maddesiyle beraber yine
Anayasa’nın 4.maddesine göre değiştirilemez ve
değiştirilmesi teklif edilemez maddesidir. Bu
maddenin metni şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk devletidir.”
Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri, Atatürk’ün
devlet anlayışına hakim olan üç temel ilkeden
kaynaklanmaktadır. Bunlar; ulusal devlet, tam
bağımsızlık ve ulusal egemenliktir.Bu üç temel
ilkenin açılımını ifade eden ilkeler ise şunlardır:
-Cumhuriyetçilik
-Milliyetçilik
-Halkçılık
-Devletçilik
-Laiklik
-İnkılapçılık
Bütün icraatlarımızda bu anlayış ve ilkeler temel
oluşturacaktır.
III- İNSAN HAKLARI ve ADLİ YAPI
İnsan hakları, insanın doğuştan getirdiği en temel
haklardır. Bu sebeple bu hakların korunması ve bu
husustaki ihlallerin önlenmesi için; hukukun
üstünlüğü sağlanacak, insan hakları hayata
geçirilecektir.
Bu çerçevede insan haklarına saygılı yönetim
anlayışı esas alınacaktır.
İnsan haklarının en büyük teminatının, yasal
güvencelerle birlikte bu haklara saygılı eğitilmiş
insan olduğu gerçeğinden hareketle, Anayasa’mızın
tanımladığı hak ve ödevlere bağlı insan
yetiştirilmesi sağlanacaktır. İnsan hakları ve
hukukun üstünlüğünü sağlayan adalet sisteminin etkin
ve hızlı çalışması için gerekli reformlar
yapılacaktır.
Adalet Reformu
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden
yapılandırılarak Yargı bağımsızlığı sağlanacaktır
Yargıya ayrılan pay artırılarak Yargıç, yargı
personelinin mali imkanları ve yargı altyapısı
güçlendirilecektir.
Yeni kadrolar verilerek yeni mahkemeler
kurulacaktır.
Yargıda bilgisayar otomasyonuna geçilecektir.
Avukatlar yargı sürecinin ayrılmaz parçası
olduğundan hareketle, savcıyla aynı statüye
getirilecektir.
Dava öncesi tahkim ve sulh müessesine işlerlik ve
etkinlik kazandırılacak gereksiz dava yığılmaları
önlenecek ve adalet geciktirilmeden dağıtılmış
olacaktır.
Müeyyidelerin adalet ve caydırıcılık ilkelerine göre
düzenlenerek, müeyyideler etkin bir şekilde
uygulanacaktır.
Yasa değişiklikleri hukuk mantığına uygun yapılarak
çelişkiler giderilecektir. Ceza ve harçlar yeniden
düzenlenerek gereksiz dava yığılmaları önlenecektir.
IV- DEVLET POLİTİKALARI ve DEVLETİN ASLİ
GÖREVLERİ
Devlet Politikasının Önemi
Bir devletin yaşayabilmesi için bölgesinde,
dünyadaki dengeleri de dikkate alan bir devlet
politikası takip etmesi gerekir.
Bu genel politika çerçevesinde devletin görev
alanına giren konular planlanacaktır. İç ve dış
politikalar, eğitim, sağlık, askeri, kültürel, maddi
manevi kalkınmanın bütün sahaları, bu genel
politikaya göre belirlenecek ve yönlendirilecektir.
Devletin Asli Görevleri
Devlet, öncelikle devlet millet kaynaşmasını temin
edecek; toplumsal barış ve uzlaşmayı sağlayacaktır.
‘Sosyal devlet’ ve ‘sosyal adalet’ ilkeleri hayata
geçirilecektir.
Hepsinden önemlisi devlet; iç ve dış güvenlik,
adalet, eğitim, sağlık, gibi genel hizmetleri
yürütecek; makro plandaki alt yapı projelerine
öncülük edecek, diğer sahalarda özel teşebbüse
teşvikçi ve yönlendirici olacaktır.
Devletimizin küçültülmesi değil, her sahada
güçlendirilmesi esas olacaktır.
Devlet olmadan milletin, millet olmadan da devletin
olamayacağı hakikati esas alınacaktır.
Devlet, milletine dayanacak ve güvenecektir.
Devlet kurumlarının verimli ve karlı çalışmasına
önem verilecektir.
Özelleştirmenin hukuki altyapısı hazırlanacaktır.
Ulusal güvenlik açısından stratejik önemi olan
KİT’ler(Kamu İktisadi Teşekkülleri) hariç diğerleri
özelleştirilecektir.
V- İKTİSADİ POLİTİKALAR
İKTİSADİ KALKINMANIN ESASLARI ve GENEL
YAKLAŞIMIMIZ
Üretim ve ihracat, ekonomik anlayışımızda öncelik
taşımaktadır.
Kalkınmada en büyük faktörün yetişmiş insan olduğu
gerçeğinden hareket edilecektir.
Ekonomide makroekonomik istikrar sağlanacaktır.
Bozulan sosyal dengeler ve gelir dağılımı
düzeltilecek, işsizliğe, yoksulluğa son vermek için
ekonomik refah geniş kitlelere yayılacaktır.
Bu hedefe ulaşmak için rekabete dayalı piyasa
ekonomisi benimsenecek; ancak haksız rekabet de
engellenecek ve insanımızın girişimciliği teşvik
edilecektir.
Ekonomik hayatta devletin görevi; ekonomik istikrarı
ve müteşebbis için en uygun ortamı sağlamak, sosyal
ekonomik altyapı yatırımlarını zamanında
gerçekleştirmek ve piyasa ekonomisinin toplum
yararına işlemesini temin etmek olacaktır.
Enflasyonun kalıcı çaresi ve ekonomik istikrarın
sağlanması ile kalkınmanın gerçekleşmesi, gelir
seviyesinin yükseltilmesi ve gelir dağılımının
adaletli olması ancak yaygın bir üretim ve ihracat
seferberliği ile mümkün olacaktır.
Ülkenin kalkınmasında farklı özellik taşıyan
bölgelerin dinamik yapısı ve cazip tarafları öne
çıkarılacaktır. Belli sektörlerin, belli bölgelere
yoğunlaşması teşvik edilerek dünya pazarlarında
rekabet edecek konuma getirilecektir.
Ekonomik gelişme için, dar bölge yaygın sanayi
sistemi ile üretim teşvik edilerek hayata
geçirilecektir.
ENFLASYON VE KALICI ÇÖZÜMÜ
Ekonomik istikrarın bozulması ve yüksek enflasyon,
zincirleme etkileriyle gelir dağılımını ve toplumsal
barışı bozan siyasi ve sosyal bir tehlike haline
gelmiştir.
Türkiye'de yıllardır kronik hale gelmiş enflasyon,
kaynak israfına ve istihdam kaybına yol açmıştır.
Enflasyonla mücadelede başarısız olunmasının en
büyük nedeni, enflasyona getirilen yanlış teşhistir.
Bugüne kadar talep enflasyonu teşhisinde ısrar
edilerek IMF telkinlerine uyulmuş, bu doğrultuda
faizler yükseltilerek talep daraltıcı politikalar
izlenmiş, tedavülde olması gereken para piyasadan
çekilerek enflasyonun yükselmesine yol açılmış,
piyasada oluşan durgunluk, işletmelerin kapanmasına,
işsizliğin artmasına sebep olmuştur. Bu yanlış
politikalar yüzünden ülkemizde stagflasyona yol
açılmış ve ülke ekonomisi iflas noktasına
getirilmiştir.
Oysa Türkiye'deki enflasyon, maliyet enflasyonudur,
dolayısıyla çözüm, üretim faktörlerinin
maliyetlerini azaltmakla mümkündür.
Bu noktada kamunun ödediği yıllık faizler sıfır
noktasına indirilmeye çalışılarak oluşacak fark ,
proje mukabilinde kredi olarak üretime kaynak olarak
aktarılacaktır. Bir başka ifadeyle devletin faiz
yükü azaltılacak, buna karşılık emisyon hacmi
genişletilerek proje karşılığı kredi verilerek
üretim teşvik edilecektir. Üretim ve ihracat
artırılacak ve yıllardır yaşanan enflasyon ortadan
kaldırılarak makro ekonomik dengeler sağlanacaktır.
DEVLETİN EKONOMİDEKİ ROLÜ ve FAALİYET ALANLARI
Ekonomik gelişmenin güvenli ve sürekli kalabilmesi
için devletin başlıca görevi; siyasal, sosyal ve
ekonomik istikrarın temin edilerek ekonomik gelişme
ortamının hazırlanmasıdır.
Devlet, tanzim edici olacak, vatandaşların iktisadi
girişimlerini destekleyecek, ihtilaflarını çözecek,
iktisadi istikrarı temin edici kurallar koyacak,
kaynak bulmaya yardımcı olacak ve engelleri
kaldırarak verimi artıracaktır.
Devlet, alt yapının hazırlanmasında öncülük
edecektir.
Orman, su, maden, enerji gibi doğal kaynaklar
konusunda mülkiyeti devlet tasarrufunda olmakla
beraber ulusal güvenlik açısından stratejik olan
alanlar hariç, geliştirme ve işletme hakları,
devletin koyacağı esaslar içerisinde özel sektöre
verilebilecektir.
Bu konunun teminatı, bağımsız ve etkin yargı
olacaktır.
YABANCI SERMAYE, GELİR DAĞILIMI ADALETİ ve
REKABET
Serbest rekabet, bir ekonomik gelişme, üretim ve
kalite yarışı olarak görülecek; haksız rekabete
fırsat verilmeyecektir.
Yabancı sermaye, ülkemizin egemenliğini zedelememek
kaydıyla kalkınmada bir unsur olarak
değerlendirilecektir.
Bütün ekonomik faaliyetlerde hedef; üretimin
artırılması, kalitenin yakalanması ve gelirin adil
bir şekilde tabana yayılması olacaktır.
Üretimde kalite ve verimliliği artırma ve
maliyetleri düşürmeye yönelik politikalarla ihracat
desteklenecektir.
VERGİLER
Vergilendirmede başlıca şu kıstaslar esas
alınacaktır
Vergilendirmede adalet gözetilecektir.
Vergilerin türleri ve oranları düşürülecektir.
Vergiler, kurumlaşmayı ve yatırımları teşvik edecek
şekilde yeniden düzenlenecektir.
İşçi, memur ve esnaf gibi belli bir gelir
düzeyinin altında olanlardan vergi alınmayacaktır.
TEŞVİKLER
Yatırım teşvikleri tabana yayılacaktır. Devlet bu
konuda yatırım ve üretimi şart koşacak ve paranın
ürün olarak geriye dönmesini teminat altına
alacaktır.
YATIRIMLAR ve ENERJİ
İktisadi ve sosyal kalkınmanın başlıca unsuru alt
yapı yatırımlarıdır.
Enerji, kara ve demir yolu, liman, yurt içi ve yurt
dışı haberleşme; kara, hava ve deniz ulaştırması
gibi temel alt yapının yatırımlarını yapmak devletin
asli görevleri arasındadır.
Ancak geri ödeme gücüne sahip projeleri, devletin
koyacağı esaslar çerçevesinde halkın iştiraki ile
yapılmasını teşvik etmek yerinde olacaktır.
Ülkemiz, primer enerji kaynakları bakımından fakir
bir konumdadır. Bu enerji kaynaklarının % 55’i ithal
edilmektedir. Düzenli, ucuz ve güvenilir enerji
kaynaklarına bir an önce kavuşulması ilk alt yapı
hedefleri arasında olacaktır.
Bu sebeple, başta Güneydoğu olmak üzere petrol arama
faaliyetlerine hız verilecektir.
Ülkemizin madenleri arasında büyük yer tutan kömür
yataklarımızdan elde edilen kömürün kalitesi
iyileştirilecek.
Elektrik üretiminde kömüre dayalı termik
santrallerin geliştirilmesi sağlanacak.
Elektrik üretimi ve tarım sulaması için baraj
yapımına planlı programlı bir tarzda devam edilecek,
zengin su kaynaklarımız değerlendirilecektir.
Jeo-termal enerji kaynakları, rüzgar ve güneş
enerjisinden faydalanılması ile ilgili aktif
stratejik projelere de işlerlik kazandırılacaktır.
Günümüzde nükleer enerjiye sahip olmak, hem ekonomik
hem de savunma açısından bir zarurettir.
Çevrenin korunması kaydıyla nükleer santraller
kurulacaktır.
Enerji sektöründe de yerli ve yabancı sektörün
yatırım yapmalarına imkan sağlayacak düzenlemeler
yapılacaktır.
Organize sanayii bölgeleri ile sanayi kuruluşlarına
kendi ihtiyacını karşılamak üzere otoprodüktör
santral kurmaları teşvik edilecektir.
SANAYİLEŞME ve TEKNOLOJİ
Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinde önem
verilen kaliteli bol üretim için devlet, alt yapıyı
hazırlayarak hür teşebbüsü sanayiye teşvik
edecektir. Öyle ki hantal tesisler yerine kaliteye
ve çok üretime önem vererek yaygınlaşan bir politika
izlenecektir.
Sanayi üretiminde hedef sadece iç ihtiyacı
karşılamak olmayıp ihracata yönelik makro projeler
geliştirilecektir ki döviz girdisiyle ülke
ekonomisine katkı yapılabilsin. Özellikle bilgi
toplumu ve iletişim çağının şartları dikkate
alınarak bilgi teknolojisine, elektronik sanayiye
önem verilecektir.
Sanayileşmenin, ekonominin belkemiğini teşkil ettiği
gerçeğinden hareketle tarım ve hayvancılığın da
teknolojik imkan ve yatırımlarla geliştirilmesi esas
alınacaktır.
Türkiye’nin teknolojik atılımını gerçekleştirebilmek
için şu alanlara öncelik verilecektir:
İleri teknolojiler teşvik edilecektir.
Ülke sanayii, esnek üretim teknolojilerine
yönlendirilecektir.
TÜBİTAK gibi AR-GE(Araştırma-Geliştirme)
kurumlarının imkanları genişletilecektir.
Ulaşımda demir yolu, metro, raylı sistemlere ve
denizciliğe ağırlık verilecektir.
Uzay, havacılık ve savunma sanayilerinde alan ve
ürün bazında yatırım ve gelişme stratejisi
oluşturulacaktır.
Biyo-teknolojide AR-GE’ye önem verilecektir.
Çevre dostu ve enerji tasarrufu sağlayıcı
teknolojiler tercih edilecektir.
TARIM ve HAYVANCILIK
Tarım sektörü, stratejik bir sektör olarak ele
alınacaktır.
Geniş tarım alanlarına, geniş çaplı ormanlara ve
ülkemizin büyük bir kesiminde yapılan hayvancılığa
baktığımızda bu önemi daha iyi anlarız.
Tarımda makineleşmeye ve modernizasyona özel önem
verilecektir.
Daha ziyade tarımla uğraşan köylümüz, sosyal
yapımızın ana istikrar unsuru olduğu gibi tarım
üretimi de iktisadi gelişmenin ve özellikle sanayi
sektörünün başlıca kaynağıdır.
Türkiye bol suyu, zengin toprak alanları ve değişik
iklim şartlarıyla bugünkünden kat kat daha fazla
üretim yapabilecek kapasiteye ve potansiyele sahip
bulunmaktadır.
Tarım sektöründe hızlı bir gelişmenin temini için
aşağıdaki tedbirlere öncelik verilecektir.
Tarım ve tarıma dayalı sanayi ilişkileri,
üretim-pazarlama zinciri içinde bir bütün olarak ele
alınacaktır.
Başta yol, su, elektrik olmak üzere, köy ve şehir
arasındaki alt yapı farklılıkları giderilecektir.
Hayvancılığın ve buna dayalı et, süt ve diğer
ürünler sanayii ile su ürünlerinin her yönüyle
geliştirilmesi sağlanacaktır.
Tohumculuğun geliştirilmesi için gerekli bütün
tedbirler alınacak ve gerekli teşvikler
sağlanacaktır.
Tarım ürünlerinde kalite ıslahı, standardizasyon ve
ambalajlama konularına büyük önem verilecektir.
Gübre, tarım ve makineleri sanayi ve tarımsal
ilaçlar konusunda yatırımlar teşvik edilecektir.
Tarım işçisi ve yatırımcısı, üretime yönelik faydalı
projeler için teşvik edilerek, tarım ürünleri
seferberliği başlatılacaktır.
Tarımda teknolojik gelişme ve iktisadi verimlilik
dikkate alınarak; tarım reformu yapılacaktır.
Tarımsal araştırma ve geliştirme hizmetlerine
ağırlık verilecektir.
ORMANCILIK, MADENCİLİK ve SU ÜRÜNLERİ
Mevcut ormanlarımızın verimli bir şekilde
işletilmesi sağlanacaktır.
Orman içi köylülerimiz gelirlerini artırmak ve refah
seviyesini yükseltmek için tarım ve hayvancılık
devletçe desteklenecektir.
Denizler ve iç su kaynaklarından elde edilen su
ürünleri üretiminin artırılması ve pazarlanması için
üreticilere teknik ve finans yardımı yapılacaktır.
ULAŞTIRMA ve HABERLEŞME (TELEKOMÜNİKASYON)
Alt yapıların geliştirilmesi ve verimliliğin
artırılmasının temel şartı olan ulaştırma ve
haberleşme hizmetlerinin etkin ve verimli seviyeye
kavuşturulması sağlanacaktır.
Kara yolu ağının standartlara uygun olarak
eksiklikleri giderilecek, kalitesi yükseltilecek,
trafiğin yoğun olduğu bölgelerde oto yollar, diğer
bölgelerde ise bölünmüş yollar yapılmasına özen
gösterilecektir.
Trafik kazalarını önlemek için yol kalitesi
artırılacak ve gerekli yasal düzenlemeler de
yapılacaktır.
Mevcut demir yolu ağımızın uzunluğu artırılacak ve
kalitesi yükseltilecektir.
Taşımacılığın demir yolundan ve deniz yolundan
yapılmasına ağırlık verilecektir.
Telekomünikasyon ve haberleşme alanında en son
teknolojiler kullanılarak, kaliteli ve süratli
hizmet esas alınacaktır.
ESNAF, SANATKARLAR ve KOBİLER
Ülkemizde esnaf ve sanatkarlar ile küçük ve orta
ölçekli işletmeler hem ekonomik ve sosyal gelişmenin
kaynağı, hem de istikrarlı ve dengeli kalkınmanın
vazgeçilmez unsurudur.
Ekonomik krizlerin bir nevi sigortası olan KOBİ’ler
özellikle desteklenecek ve teşvik edilecektir.
Bunların çağdaş teknolojiyi kullanmaları sağlanacak,
üretimle ilgili her türlü bilgi ile donatılacak;
yatırım ortakları, teknoparklardan yararlanma ve
küçük sanayi sitelerinin kurulması ve desteklenmesi
öncelikli konular arasına alınacaktır.
VI- SOSYAL POLİTİKALAR
Sosyal Politikanın Esasları
Maddi ve manevi kalkınmanın temel amacı, insana
hizmet ve sosyal gelişmenin sağlanmasıdır. Sosyal
gelişmenin sürekliliği iktisadi gelişme ile yakından
ilgilidir.
Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ‘bir
sosyal hukuk devleti’dir. Bunun manası; devlet
olarak sosyal gelişmeyi ve insanımızın refah ve
mutluluğunu artırmayı hedef almaktır. Bu sosyal
adalet ve fırsat eşitliğinin yaygınlaştırılması,
bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının
giderilmesi, herkesin insanca yaşayacak bir iş ve
gelirle normal bir hayat standardına kavuşturulması
demektir.
SOSYAL KALKINMADA DEVLETİN ROLÜ
Sosyal hukuk vasfıyla devlet, istihdam, eğitim ve
öğretim, sağlık, konut ve sanayileşme ile ilgili tüm
hizmet ve faaliyetlerin tanzimi, teşviki ve
yönlendirilmesi ile görevlidir.
Bütün vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden
yararlanmaları sosyal güvenlik anlayışımızın
esaslarını teşkil eder.
Devlet, sosyal güvenlik ve sosyal yardım politikası
ve uygulama esaslarını, çalışmayı ve muhtaçların
korunmasını esas alacaktır.
İşçi, memur, çiftçi, küçük esnaf ve sanatkar,
emekli, dul ve yetimler ile kimsesizlerin sosyal
güvenliğe kavuşturulmaları, eğitim ve öğretimde
fırsat eşitliği sağlaması, devletin sosyal
politikasının gereği olacaktır.
Güçlü Devlet Güçlü Millet
IMF'ci partiler , liberalizm adına vatandaşın
güvenliğinde, sağlığından, eğitiminden, ekmeğinden
kesiyor faizci- tefeci hortumcuya yediriyor. Bir
yılda iç ve dış borç faizlerine ödedikleri para 45
katrilyon Türk lirasıdır.
BTP bu küresel soyguna son vererek hortumculardan
kestiği 45 katrilyonu milletimize dağıtacaktır.
Bütün siyasi iktidarlar, IMF dayatmaları
doğrultusunda devleti küçültme söylemi ile zorunlu
kamu harcamalarını dahi kısarak tüm vergi
gelirlerini faizlere tahsis etmişlerdir. Son
yıllarda kamu harcamalarına ayrılan pay milli
gelirimizin %26 sına kadar düşürülmüştür.
BTP tek başına iktidara gelecek, millet devletine
güvenecek.
Çünkü BTP projeleri ile güçlü devlet, güçlü millet
anlayışı doğrultusunda eğitimli, sağlıklı geleceğe
güvenle bakan nesiller yetiştirecektir.
BTP, güçlü devlet, güçlü millet projesi ile, devleti
küçültme bahanesi ile terk edilen eğitim, sağlık,
sosyal güvenliğe gereken parayı ayıracak ve başta
altyapı ve stratejik sektörler olmak üzere kamu
yatırımlarına hız verecek, tarım ve sanayiye destek
verecektir.
Sosyal Güvenlik Reformu
Sosyal güvenlik alanında köklü bir reforma giderek
tüm vatandaşlarımızın sosyal güvenlik şemsiyesinden
faydalandırılması esas alınacaktır.
Emeklilerimizin Yüzü Gülecek
Emeklilerimizin vergi ve kesintileri kaldırılarak,
maaşlarına eklenecektir. Çalışanlar ile emekliler ve
emeklilerin kendi aralarındaki (memur-işçi-bağkur)
maaş farkları daha makul ve adil hale
getirilecektir.
Maaş Kuyruklarına Son Her Emekliye Kredi Kartı
Yıllardır emeklilerimize maaş ödemeyi çile haline
getiren iktidarlara hayret etmemek mümkün değil. BTP,
emeklilerimizin maaşını çekmek için kullandığı
bankamatiğe, kredi kartı fonksiyonu ilave ederek
emeklinin maaş kuyruğunda bekletilmesine son
verecektir.
Hastane Kuyruklarında Can Vermeye Son
Emeklilerimize ikamet ettikleri yerlerde özel
hastaneler dahil tüm hastanelerden yararlanma imkanı
getirilerek hastane kuyruklarına son verilecektir.
AİLE ve GENÇLİK
Toplumun temeli olan ailenin korunması, sağlam bir
yapıya kavuşturulması millet
olarak istikbalimizin teminatı olacaktır.
Ailenin güçlendirilmesi hedefine yönelik olarak
ekonomik, sosyal ve diğer bütün düzenlemeler
yapılacaktır.
Aile içinde kadına layık olduğu önem verilerek yeri
korunacak ve her türlü istismarı önlenecektir.
Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın, -her
türlü hak ve hürriyetlerle donatılarak- toplumdaki
saygınlığı teslim edilecektir.
Keza; yine aile içinde gençliğe özel bir önem
verilecek; gençlerin istikbalimizin teminatı olduğu
gerçeğine göre hareket edilecektir.
Toplumumuzun yarısının 20 yaş ve altındaki
gençlerden oluştuğu düşünülürse bu konuya ne kadar
köklü plan ve projelerle eğilmek gerektiği ortaya
çıkmaktadır.
Gençlik ve Aileye Güçlü Destek
1- Faizsiz bir yıl geri ödemesiz yuva kredisi:
Evlenmek ve yuva kurmak isteyen genç eşlere ev kurma
desteği sağlanarak sağlıklı aile yapımızın korunması
ve geliştirilmesi sağlanacaktır. Evlenmek isteyen ve
imkanı olmayan eşler, bir yıl geri ödemesiz, ikinci
ve üçüncü yılda taksitle ödeme koşulu ile yuva
kredisi alarak evliliğini yapabilecektir. Evlenmek
isteyen yoksul gençlere ise karşılıksız yardım
yapılacaktır.
2- Her mahalleye sağlık ocağı, sağlık ocağından
diğer hastanelere sevk imkanı tanınarak kadın ve
çocuklarımızın sağlık hizmeti yerinde verilecektir.
3- Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacaktır. Geçimleri
devlet garantisinde olacaktır. Şehit yakınlarına,
kimsesiz çocuklara, özürlü ve dul kadınlara maaş
bağlanacaktır. Özürlü ailelere ilaç ve bakım
masrafları karşılanacaktır.
4- Kadınlara beldelerde kültürel ve sportif
faaliyetler yapabilecekleri çocuklarını
eğlendirebilecekleri sosyal merkezler açılacaktır.
5- Ev hanımlarına beceri kursları ile belli
beceriler kazandırılacak. ve el becerilerine sahip
iş yapmak isteyen ev hanımlarına ihtiyaç duydukları
makine için finans desteği sağlanacaktır.
6- Ev hanımlarına prim ödemeksizin emekli olma hakkı
verilecektir.
7- Doğum yapan her anneye ortalama bir memur maaşı
kadar doğum yardımı yapılacaktır. Her doğan çocuk
için vasat memur maaşının beşte biri kadar çocuk
yardımı yapılacaktır. Bu yardım çocuğun iş sahibi
olmasına kadar devam edecektir.
ÇALIŞMA HAYATI
Genel Bakış
Çalışma hayatı düzenli, istikrarlı ve barışçı bir
hale getirilecek; bu hususta gerekli mevzuat
düzenlemeleri yapılacaktır.
Özel girişimciliğin teşvik edilmesi yanında sosyal
devlet ve sosyal güvenlik mevzuatının da dengeli ve
pratik bir düzeye getirilmesi sağlanacaktır.
İşçi ve işverenin haklarını adaletli bir şekilde
düzenleyen, çalışanlar için iyi şartlar ve iş
yanında verimlilik sağlayan yeni bir çalışma
mevzuatı geliştirilip tatbike konacaktır.
Toplu sözleşmeler bir kavga mantığından çıkarılarak
bir uzlaşma ve anlaşma zeminine çekilecektir.
Sendika kurma, toplu sözleşme, grev ve lokavt
hakları, özgür ve demokratik ortamda çalışma
hayatını düzenleyen ana unsurlardır. Bütün bu
demokratik haklar, bir kavga mantığı ile değil,
ülkeye hizmet, hizmette yarış ve yarışta ileriye
gitmek için olacaktır.
İşçilerimizin çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve
iş güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili tedbirler
alınacak, gerekirse yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Yurt dışında bulunan işçilerimizin her çeşit hak ve
menfaatlerinin korunması için gerekenler
yapılacaktır.
İstihdam
En büyük sosyal adaletsizliklerden birisi olan
işsizliğin azaltılması ve istihdam sorununa köklü ve
kalıcı bir çözüm bulunması, devlet olmanın gereği ve
bir zarurettir. Bunu bir temenni olmaktan çıkarıp
uygulanan bir realiteye dönüştürmek için üretime
yönelik yatırımlara önem verilecektir.
Teknolojik gelişme ve iktisadi verimlilik arttıkça
tarım sektörünün istihdam gücü o oranda
azalmaktadır. İlave istihdam imkanları ancak
hizmetler ve sanayi sektöründe gerçekleşecektir. Bu
yüzden, tasarrufların artırılması ve kaynakların en
iyi şekilde kullanılması ile verimli yatırımlar
sağlanacaktır.
Orta ve yüksek öğretim, sosyal ve iktisadi
hedeflerin gerektirdiği insan gücü planlamasına göre
yeniden yapılanacak, mesleki eğitime ve ara teknik
elemanın yetiştirilmesine önem verilecektir.
İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılmasına
yönelik olarak tarım ürünleri sanayii de
geliştirilecektir.
Becerikli ve kaliteli iş gücünü istihdam edecek ve
rekabet üstünlükleri olan sektörler teşvik
edilecektir.
TÜKETİCİ HAKLARI
İnsanımızın temiz, kaliteli ve ucuz mal, eşya, gıda
tüketimi en tabii hakkıdır.
Tüketicinin korunması için her türlü idari ve yasal
tedbir alınacaktır.
SAĞLIK
Her vatandaşın tedavi imkanlarından insan onuruna
yakışır bir şekilde istifade etmesini temin edecek
sağlık güvencesi sağlanacaktır.
Tedavi hizmetlerine standartlar getirilecek, özel
sektör teşvik edilecektir.
Sağlık hizmetlerindeki rekabet teşvik edilecektir.
Rekabette ise iş tanımı, kalite standardı sıkı
denetime tabi tutulacaktır.
Sağlık hizmetlerinde, merkezi bilgisayar
otomasyonuna geçilecektir.
Sağlık hizmetlerinde Toplam Kalite Yönetmeliği
esasları belirlenecek, uygulanacak ve
denetlenecektir.
Sağlıkta Reform Projesi
BTP 'nin gerçekleştireceği sağlık reformunun hedefi
vatandaşımıza bulunduğu mahalde en güvenilir, en
kaliteli sağlık hizmetini sunabilmektir.
Tüm vatandaşlar genel sağlık sigortası kapsamına
alınacak, adil ve eşit sağlık hizmeti sağlanacaktır.
İlaç ücretsiz olarak verilecektir. Sağlık hizmeti
verilirken basamaklı sevk sistemi uygulanacaktır.
GENÇLİK ve SPOR
Türk gençliğinin zihnen ve bedenen geliştirilmesi
büyük önem taşımaktadır.
Spor, gençliğimizin bedenî gelişmesinin vazgeçilmez
unsurudur.
Eğitimden alt yapı sorunlarına kadar sporla ilgili
her türlü tedbir
alınacak ve bu bağlamda gençliğe sahip çıkılacaktır.
KÜLTÜR ve SANAT
Kültür ve sanat, milletlerin gelişmesi ve ulusal
kimliklerini korumak bakımından çok önemlidir.
Edebiyat, musiki, folklor, sinema vb. etkinlik
sahaları ülkeye ve insanlığa hizmetin bir vasıtası
olabilir.
Tarihi ve kültürel kimliğimizin korunması,
yaşatılması ve tarihi mirasımıza sahip çıkılmasının
en etkili yolu kültür ve sanat yoluyla olabilir.
Güzel Türkçe’mizin yapısı ve karakterini bozacak,
onu yozlaştıracak hareketlere yol verilmeyecek, ana
dilimizin gelişimi tabii seyri içinde temin
edilecektir.
ŞEHİRLEŞME ve KONUT
Artan nüfusun çeşitli sebeplerle şehre akın etmesi,
şehir ve konut meselesini ciddi bir sosyal sorun
haline getirmiştir.
Şehirlerin anormal büyümesinden ziyade orta
büyüklükteki şehirlerin çoğaltılması, rahat, huzurlu
bir hayat ortamının hazırlanması sağlanacaktır.
Buna paralel olarak imar planları kısa sürede
tamamlanarak planlı bir şehircilik anlayışı hakim
kılınacaktır.
Gittikçe gelişen haberleşme ve ulaştırma imkanları
sebebiyle, iş sahalarını bütün yurt sathına yayarak
göçün önlenmesi sağlanacak; şehirlerimiz de planlı,
huzurlu ve uyumlu ve de yaşanabilir bir hale
getirilecektir. Bu hususta her çaptaki belde, ilçe,
il ve metropol şehirlerimizde arsa planlaması ve
üretilmesine gidilecektir.
Konut yönünden insanımız desteklenecek, bu hususta
öncelik dar ve orta gelir sahiplerine tanınacaktır.
Bunun için yerel yönetimlerin toplumsal konut
üretmeleri teşvik edilecektir.
ÇEVRE
Sağlıklı bir hayat, ancak çevrenin korunması ile
yaşanabilir.
Çevrenin korunması hem huzurlu bir hayatın devamı,
hem de turizmin gelişmesinin bir gereğidir.
Kentleşme ve sanayileşmenin doğal çevreyi tahrip
etmemesi için etkin tedbirler alınacaktır.
TURİZM
Ülkemizin coğrafi güzelliği ve tarihi zenginliğinin
farkında olarak, bu yapıyı bozmadan turizm sektörünü
destekleyeceğiz. Ülkemizin coğrafi zenginliği deniz
ve kumdan, tarihi zenginliği
Bizans kalıntılarından ibaret değil. Bu gerçekten
hareketle, yayla turizminden, termal turizme, kültür
turizminden iç turizme kadar keşfedilmemiş
zenginliğimizi açığa çıkaracak ve onu dövize
çevirecek bir turizm politikası ile tüm bölgelerimiz
bu sektörden istifade etmiş olacaktır. Türkiye'nin
coğrafi, tarihi ve kültürel yönleri ile tanıtımına
ağırlık verilerek komşularımızdan başlayarak, turizm
ve ticareti bir dostluk köprüsüne dönüştüreceğiz.
KİTLE İLETİŞİM
Çağımızı bilgi çağı yapan, dünyayı bir ekrana
sığdıracak kadar küçülten, şüphesiz kitle iletişim
araçlarıdır.
Elektronik sanayiinin gelişmesi, son safhada uydu
yoluyla haberleşmeyi ve nihayet interneti ortaya
çıkarmıştır. Artık internet yoluyla dünyanın her
yerinden bilgi almak ve vermek mümkün
olabilmektedir.
Kitle iletişim araçları içerisinde aynı zamanda bir
nevi yaygın eğitim türü olan medyanın yeri büyüktür.
Medyanın (gazete, dergi, radyo, televizyon...), hem
doğru haber alma, hem de kamuoyu oluşturma, tanıtım
gibi hayati görevleri vardır.
Devlet, kitle iletişim kuruluşlarına özel önem
verecek ve destekleyecektir. Medya, yapıcı görev
yapması yönünde teşvik edilecektir.
KAMU İDARESİ
Kamu İdaresinin Esasları
Devlet idaresinde temel düstur; ‘devlet, millet
içindir’ anlayışıdır.
İnsanımıza sunulacak hizmetlerin verimli ve süratli
olabilmesi, devletin ve bürokrasinin hantal yapıdan
kurtulup, hızlı yoldan karar alabilmeye bağlıdır. Bu
sebeple iş ve zaman kaybına sebep olan ve hizmetlere
engel olan bürokratik tıkanıklık giderilecek, devlet
en hızlı şekilde ve bütün kolaylıkları da göstererek
vatandaşın hizmetinde olacaktır.
Bunun için aşırı merkeziyetçilik yerine karşılıklı
güvene dayalı, yetkiyi merkezden çevreye yayan bir
yapı kurulacaktır.
Üniter devlet modeli çerçevesinde mahalli
teşkilatların yetki ve sorumlulukları
artırılacaktır. Bunun yansıması olarak hem yönetime
katılım hem de hizmetlerin çoğalması sağlanacaktır.
Kamu idaresi, iktisadi ve sosyal politikalarla
paralellik arz edecektir. Bu sebeple kamu
sektöründeki eleman sayısının artırılması yerine,
kalifiye ve gerekli eleman istihdam edilecek ve
gizli işsizlik ve buna bağlı olarak devletin zarara
uğraması önlenecektir.
DEVLET MEMURLARI
Devlet memurlarında halka hizmet asıl olacaktır.
Memurlar arasında terfi, taltif ve ücret sisteminin
çalışmayı teşvik edecek şekilde yönlendirilmesi esas
alınacaktır.
Memurlar, gerekli ve yeterli istifadenin
sağlanabilmesi için ücret ve sosyal imkan yönünden
desteklenecek; mesleki ve idari yönden
gelişmelerinin sağlanması; bilgi, görgü, lisan gibi
imkanlarının artırılması için gerekli önlemler
alınacaktır.
Bölgesel şartlar, yaş durumu, maluliyet gibi
hususlar hem ücret hem de emeklilikte etkin
olacaktır. Emekli memurlarla ilgili sosyal ve
iktisadi tedbirler, sürekli değişen hayat şartlarını
dikkate alacak şekilde düzenlenecektir.
VII- MİLLİ SAVUNMA ve MİLLİ GÜVENLİK
Türkiye, içinde bulunduğu coğrafi bölge, jeopolitik
ve jeo-stratejik şartlar dolayısıyla savunmasını çok
güçlü kılmak zorundadır.
Devletlerin gücünün göstergelerinden birisi de güçlü
orduya sahip olmalarıdır. Bundan hareketle Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin gücünün artması ve
varlığının muhafaza edilebilmesi için Türk Silahlı
Kuvvetleri, dünyanın sayılı süper güçlerinden biri
haline getirilecektir.
TSK mensuplarının etkin ve verimli hizmetlerine
karşılık olarak gerekli mali düzenlemeler
yapılacaktır.
Güçlü savunma, sayısal gücün yanında, teknik, taktik
bütün bilgi ve beceriyi; teknolojik imkanların
ortaya koyduğu her türlü modern teçhizatla donatmayı
gerektirir.
Güçlü bir savunma sanayii tesis edilecektir. Bunun
için yerli ve yabancı özel sektöre açık, dünya
piyasaları ile rekabet gücüne ve ihracat
potansiyeline sahip, kendi kendini yenileyebilen bir
politika yürütülecektir.
Bu bağlamda Milli Güvenlik Kurulu, ulusal güvenliğin
ve ulusal savunmanın teminatıdır.
İÇ BARIŞ
Emniyet ve asayişin temin edilmesi, insanımızın can,
mal ve namus güvenliğinin sağlanması, iç barışın ve
devlet-millet kaynaşmasının temini ve tesisi milli
güvenliğin ana gayesidir.
İnsanımız arasında dostluk, kardeşlik, saygı, sevgi
ve işbirliği duygularının geliştirilmesi, huzur ve
güven ortamına kavuşturulması milli güvenlik
görevinin başlıca hedefi olacaktır.
Yakın geçmişte yaşadığımız ve bugün hala devam
etmekte olan anarşi ve terör, vatanın ve milletin
bölünmez bütünlüğünün ne kadar önemli olduğunu
göstermiştir. Bu sebeple özellikle dış kaynaklı olan
anarşi ve terörle en etkin biçimde mücadele
edilecektir.
Emniyet ve asayiş hizmetlerini başarıyla
yürütebilmesi için emniyet mensuplarının eğitim,
ücret ve sosyal imkanlarının, hizmetin önemine
paralel bir seviyeye çıkarılması esas alınacaktır.
Keza, emniyet ve asayiş teşkilatı, modern imkan ve
vasıtalarla donatılacaktır.
Özellikle gençliğimizin, uyuşturucu başta olmak
üzere her türlü kötü alışkanlıklardan korunması için
gerekli bütün tedbirler mutlaka alınacaktır. Bunu
bir iç güvenlik sorunu olarak değerlendirilecektir.
Terör ve anarşi, bazı dış şer odaklarının ülkemiz
üzerinde açtıkları ilan edilmemiş bir savaş
mahiyetinde olduğu şuuruyla hareket edilecektir. Bu
sebeple; terör ve Güneydoğu sorununun, partiler üstü
bir ulusal uzlaşma ile aşılması gerektiği kanaatini
taşıyoruz.
VIII- MİLLİ EĞİTİM
Ülkemizin ve milletimizin en büyük sermayesi ve en
çok ihtiyaç duyduğu şey; iyi eğitilmiş, bilgili,
tecrübeli ve kabiliyetli insandır. Bu gaye eğitim
keyfiyeti ve kalitesinin arttırılmasıyla
gerçekleşebilir.
Bir milletin varlığını devam ettirmesinde en önemli
amil, o milletin milli ve manevi değerleridir. Bu
değerler bir bütün olarak o milletin kimliğini
oluşturur.
Toplumun birlik ve dirliğinin teminatı olan Türk
kimliğini onurla temsil eden bireylerin, milli ve
manevi değerlerimize, gelenek ve göreneklerimize
uygun olarak çağdaş standartlarda bir eğitim alması
temel politikamız olacaktır.
Bu kapsamdaki din eğitimi ve öğretimi, Anayasa’mızın
gereği olarak Milli Eğitimin bir parçası ve
tamamlayıcısıdır.
Eğitim ve öğretimde düşünmeyi ve araştırmayı ön
plana çıkaran ve bilgi toplumu oluşturmaya yönelik
bir yol seçilecektir.
Mesleki ve teknik eğitime önem vererek yönlendirme
yapılacak ve üniversite kapılarındaki yığılmalar
önlenecektir.
Eğitimde kaliteyi yükseltmek için rekabet esasına
göre çalışacak özel okul ve özel üniversitelerin
kurulması teşvik edilerek bunlara yatırım ve işletme
safhasında gerekli devlet desteği sağlanacaktır.
Eğitimsiz Genç Kalmayacak
Her köye ilkokul projesi ile köylerde eğitim
çilesine son verilecektir.
Ulaşım, yemek, sağlık ve kültürel sosyal
faaliyetlerden her öğrenci ücretsiz
faydalandırılacaktır.
Yoksul öğrencilerimizin kıyafet, kitap, kırtasiye ve
gıda ihtiyacı devletçe karşılanacaktır.
Her meslek lisesi mezununa iş garantisi
BTP iktidarında meslek lisesi mezunlarına iş
garantisi.
Türkiye'nin teknik ara elemana ihtiyacı
var.Sanayimiz ve iş hayatımız orta sınıf
teknisyenlere şiddetle muhtaçtır. Meslek Lisesini
bitirene iş garantisi verilerek bu ihtiyaç
giderilecektir.
Üniversiteler
Devletin iktisadi ve sosyal politikasına paralel
olarak üniversitelerimiz çeşitli dallarda
ihtisaslaşmaya gidecek, faydalı projelerde
müteşebbislere öncülük edecek ve sanayi ve
üniversite işbirliği sağlanacaktır. Bu sebeple
üniversitelerimiz desteklenecektir.
Her Liseli Bir Üniversiteli Projesi
Her liseli imtihansız üniversiteye girecek.
Üniversite harçları kaldırılarak,burs miktar ve
adedi attırılacak.
Her ihtiyaç sahibi öğrenciye çalışma hayatına
atıldıktan sonra ödemek kaydıyla ihtiyacını
karşılayabilecek miktarda burs verilecektir.
Eğitime ayrılan pay artırılarak başta öğretmen
maaşları iyileştirilerek, her lise bir SÜPER LİSE
haline getirilecek.
Liselerde güçlü eğitim verilerek her liseli
üniversiteleri teşvik edilerek üniversite eğitiminde
rekabet imkanı oluşturulacak.
Üniversite – Sanayi El Ele
BTP iktidarında Sanayi - Üniversite iş birliği güçlü
eğitimin ilk yılından başlayarak hayata geçirilecek,
böylece yüksek eğitimli gençlerimizin beyin göçüne
son verilecek.
Devlet üniversiteliye tüm imkanlarını sunacak.
Sanayicinin tecrübesi üniversitelinin bilgisi
devletin desteği bir olacak.Üniversite sanayi
işbirliği Türkiye yi lider ülke yapacak.
Üniversite çevresinde tekno kentler kurularak
firmaların araştırma geliştirme departmanları
oluşturularak üniversite öğrencilerine istihdam
alanı oluşturulacaktır.
Üniversite - Sanayi işbirliği ve AR-GE faaliyetleri
teşvik edileceğinden üniversitelinin işsizlik
problemi kalmayacak.Bu yöntemle yüksek verimli iş
gücünün oluşumu il sanayimize en önemli teşvik
sağlanmış olacaktır.
IX- MAHALLİ İDARELER
Hizmetlerin daha etkili, süratli, verimli ve faydalı
olabilmesi için il, ilçe ve belde belediyelerine
üniter devlet modeli çerçevesinde daha geniş
yetkiler ve imkanlar verilecektir.
Bu sebeple; köy, belde ve belediye gelirleri
artırılacak, bu kuruluşlar merkeziyetçiliğe bağımlı
olmaktan kurtarılacak ve halkın iradesi öne
çıkarılarak mahalline göre uygun çözüm yapılanması
getirilecektir.
Eğitim, öğretim, sağlık ve çevrenin korunması ve alt
yapı hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesi için
mahalli idarelere yetki verilecek; onları
güçlendirmek ve kaynak tahsisi için gerekli yasal
düzenlemeler de yapılacaktır.
Yerel kaynaklar ve yerel yatırımcılara, imara ve
şehirciliğe özel önem vermek, bu konuda projeler
geliştirmek de görevimiz olacaktır.
X- BİLİM, ARAŞTIRMA ve TEKNOLOJİ
Gerçek kalkınmanın, dünya ile rekabet etmenin temel
unsurlarından biri de, bilim ve teknolojide üstün
olmaktır.
Bilimsel Araştırma-Geliştirme(AR-GE) faaliyetleri
özellikle teşvik edilecektir.
Üniversiteler ve sanayide AR-GE’ye önem
verilecektir.
XI- DIŞ SİYASET
Genel Bakış
Bölgesinde güçlü ve dünyada söz sahibi bir ülke
olabilmek için “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi
çerçevesinde aktif bir dış siyaset izlenecektir.
Son yıllarda dünyada ve özellikle bölgemizde görülen
gelişmeler ve çoğu zaman sıcak çatışmalara dönüşen
ihtilaflar, dış güvenlik konusunda Türkiye’nin çok
daha uyanık olmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin
bölgesindeki ve dünyadaki hak ve menfaatlerini
gereği gibi koruyabilmesi için bölgesinde meydana
gelebilecek olumsuz gelişmeleri daha başlangıçta
caydırabilecek bir yapı ve dinamiğe sahip olması
gerekmektedir. Bunun için de, TSK ’nın modern savaş
teknolojisi araç ve uygulamaları için gerekli olan
destek verilecektir.
Çağımızda ülkelerin gücünü, jeo stratejik konumu
kadar jeo kültürel yapısı da etkilenmektedir.
Bunun için aynı dil, kültür ve tarihe sahip Türk
dünyasını kucaklayacak bir politika izlemek
zaruridir.
Dış politikamız her şeyden önce milli bütünlüğümüzün
korunmasını gözetecektir. Çünkü bilgi ve iletişim
çağında devletten devlete ilişkilerden çok,
devletten halka siyaset izlenmekte, devletler ve
milletler kamu diplomasisi yoluyla kültürlerini ve
kimliklerini açıklamakta ve kendi kimliklerine uygun
insan tipi yetiştirmek istemektedir.
Geçmişten günümüze kadar misyonerlik faaliyetleri,
çağımızda ise uluslararası sivil toplum örgütleri ve
kitle iletişim araçları vasıtası ile her yönde etkin
propaganda yürütülmektedir.
Türkiye bu noktada, Türk kültürünü dünyaya
tanıtacak, taşıyacak, Türk kimliğini bulunduğu
coğrafyada yaşatacak sivil toplum örgütlerini teşvik
edip destekleyecektir. Dünyanın dört bir yanında
bulunan vatandaşlarımız bu noktada
bilinçlendirilecektir.
Türkiye, dünya politikasında hakim ve etkin bir güç
olmalı ve BM’de veto hakkı bulunmalıdır. Bunun için
gerekli girişimler yapılacaktır.
Türkiye, kendi menfaatlerini ve uluslararası
stratejik dengeleri gözeterek tüm dünya ile
iktisadi, sınai, bilimsel ve diğer alanlarda
işbirliği içinde olacaktır. Ancak, AB sürecinde
belirdiği üzere ulusun bağımsızlığı, vatanın
bölünmez bütünlüğü ve Kıbrıs gibi en temel konularda
söz konusu olabilecek istek ve dayatmalar karşısında
hiçbir tavizkar tutum içerisine girilmeyecektir.
BTP’NİN HAYATA GEÇİRECEĞİ SOMUT PROJELER
1- Nakliyecilere ve nakliye şirketlerine uzun vadeli
faizsiz kredi verilecektir.
2- Otobüs, taksi taşımacılarına araçlarını
yenilemeleri için faizsiz uzun vadeli kredi
verilecektir.
3- Sanayiciye, bunun içinde metal, mobilya, parke,
döküm, parça bütün sanayi dallarına proje mukabili
faizsiz kredi verilecektir.
4- KOBİLERE ve esnaf kesimine uzun vadeli faizsiz
kredi verilecektir.
5- Tarım kesimine ürününe karşılık faizsiz avans
verilecek.
6- Çiftçiden vergi alınmayacak ve emeklilik hakkı
tanınacaktır. Bu kesim her şartta devlet tarafından
desteklenecektir.
7- Dünya piyasasında tarım ürünlerine, hayvancılık,
madencilik, ormancılık ürünlerine pazar
bulunacaktır.
8- Tarım kesiminin borçlarının faizleri
kaldırılacaktır.
9- Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımıza faizsiz
teşvik kredileri verilecektir. Bu kesimin her türlü
mamulüne dünya piyasasında pazar aranacak.
10- Ormancılık, hayvancılık, denizcilik ve tarım
kesimlerine her türlü devlet desteği sağlanacaktır.
11- Emeklilerin maaşlarından vergi ve kesintiler
alınmayacak vergi adında alınanlar maaşlarına ilave
edilecektir.
12- Gençlere faizsiz, uzun vadeli EVLENME KREDİSİ
verilecektir.
13- Doğum yapan her anneye ortalama bir memur maaşı
kadar doğum yardımı yapılacaktır. Her doğan çocuk
için vasat memur maaşının beşte biri kadar çocuk
yardımı yapılacaktır. Bu yardım çocuğun iş sahibi
olmasına kadar devam edecektir.
14- Ev hanımları işçi statüsüne kavuşturulup emekli
olma hakkı temin edilecektir. Ev hanımları bu
şekilde her türlü sağlık hizmetinden ve sosyal
hizmetten istifade edeceklerdir.
15- Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacaktır. Geçimleri
devlet garantisinde olacaktır. Şehit yakını, dul,
yetim ve özürlülere devlet sahip çıkacaktır.
16- Lise mezunları imtihansız üniversiteye
alınacaktır.
17- Dershane kadroları lise, yüksekokul,
üniversiteye yerleştirilecektir.
18- Üniversite harçları kaldırılacak ve öğrencilerin
burs adedi arttırılacaktır.
19- Vergisiz bir Türkiye için 100 milyarın altında
geliri olandan vergi alınmayacaktır. Emisyonu
genişletip üretim elde edilecektir.
20- Cezaevleri eğitim ve üretim yeri olacaktır.
Buralardaki kardeşlerimiz marangoz, metal, tarım
gibi işlerde çalıştırılıp aile bütçesine katkıda
bulunacaktır.
21- İmar ve mesken bakanlığı kurulacaktır.
22- Evi olmayan vatandaşlarımıza uzun vadeli,
faizsiz, 15-20 yıl vadeli, kira öder gibi
taksitlendirilerek konut temin edilecektir.
DÖVİZ POLİTİKAMIZ
1-Dalgalı kur politikasına son verilecek. Dalgalı
kur Türk milletinin emeğini ve üretimini ucuza
getirmektir. Yabancı sermaye sahiplerine emeği ve
üretimi peşkeş çekmektir.
2-Sabit kur politikasına geçilecek ihracatta yerli
mamullerin pazarlanmasında zarar eden kesime devlet
desteği verilerek, bu zararın önüne geçilecek,
karşılıksız teşvik kredileriyle ihracat
arttırılacaktır.
3-Sabit kura geçerken bir defaya mahsus olmak üzere
devletin dış borçlarını ödemek için döviz alımı
yapılacak, vatandaş kazansın diye mevcut kurun
üzerinde %30 karla vatandaş dövizini devlete
satacaktır. Bu uygulama sadece bir ay gibi kısa bir
dönemde uygulanarak dış borçlarımızın tamamı zamanı
gelmeden ödenmiş olacaktır.ve bu borçların faiz
yükünden devlet kurtulmuş olacak.
ÖZELLEŞTİRME
1- Madenlerimiz devlet, millet ve de yabancı
ülkelerde çalışan vatandaşlarımızla ortaklık kurarak
işletmeye açılacaktır.
2- Yurtdışında çalışan işçilerimiz Türkiye'de emekli
olma hakkına sahip olacaktır.
3- Avrupa'da çalışan Türk işçilerinin Türkiye'de ve
dünyada söz sahibi olabilmesi için bor, altın v.s
gibi madenlerimiz devlet ortaklığıyla işletmeye
açılacaktır. Böylece yabancı sermaye ile değil öz be
öz bu vatanın evlatlarının sermayesi ile yeraltı
kaynaklarımız değerlendirilmiş olacaktır.
Karar Sıra No :11
Tarih :09/11/2001
Mevzunun mahiyeti ve hulasası : Parti programına
eklemeler yapılması hkk.
Bağımsız Türkiye Partisi, Kurucular Kurulu parti
genel merkezinde 09.11.2001 tarihinde yaptığı
toplantıda, “Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ekonomi İle
İlgili Görüşleri (İstanbul 2001)” isimli eserde yer
alan ekonomik görüşlerinin tamamının mevcut parti
proğramına eklenmesine karar verilmiştir.
Eklenen ekonomik görüşler aşağıdadır.
1) Küreselleşme Nedir?
Küreselleşme, dünyaya hakim olmak isteyen
sanayileşmiş devletlerin, azgelişmiş ve gelişmekte
olan ülkelerin kaynaklarını, kendi çıkarlarına mâl
edebilmek için II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya
attıkları bir kavramdır.
2) Küreselleşme Nasıl Oluşur?
1- 20. yüzyılın ilk yarısı, sanayi devrimini
tamamlamış, pazar kaygısı içinde olan emperyalist
devletlerin ekonomik nedenlere dayanan savaşlarıyla
geçti.
2- Bu devletler, savaşların can kaybına yol açtığını
ve maliyetli uygulamalar olduğunu gördüklerinden II.
Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda küreselleşmeyi
ortaya attılar.
3- Böylece azgelişmiş ülkeler, büyük devletlerin
açık pazarı haline geldi.
4- Bu şekilde geçtiğimiz yüzyılda sıcak savaşlarla
elde edilen neticeler, küreselleşmeyle çok daha
kolay elde edilmeye başlandı.
3) Küreselleşmenin Maksadı Nedir?
Küreselleşmenin maksadı, azgelişmiş ve gelişme
sürecindeki dünya ülkelerinin her türlü kaynağının
küresel güçler tarafından sömürülmesi ve bu
ülkelerin her alanda teslim alınmasıdır.
4) Küreselleşmenin Kuralları Nelerdir?
1- Azgelişmiş ülkeler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra
dış borçlanmaya dayalı kalkınma modellerini
uygulamaya teşvik edildiler.
2- Bu ülkelerin içine düşürüldüğü dış borç batağıyla
beraber;
a) Dış destekli kalkınma modelleri,
b) Dış destekli ekonomik programlar,
c) Tarım, sanayi, maliye... vb. alanlarda yapılan
sözde reform önerileri,
d) Yerine getirilmesi gereken bir yığın, siyasi ve
sosyal talep ortaya çıkmıştır.
3- Böylece ülkelerin bağımsızlığı ve toprak
bütünlüğü ciddi şekilde tehlikeye girmiştir,
girmektedir.
4- Küresel dünyada büyük sermaye sahipleri,
üretimden ziyade "parayla para kazanma metodu"nu
uyguladılar.
5- Bu şirketler, üretimden büyük oranda
çekilmişlerdir. (Dünyadaki ekonomik durgunluğun ve
artan işsizliğin temel sebebi de budur.)
6- Bu şirketler, üretimlerini emek ve kaynağın çok
ucuz olduğu ülkelere yaptırmaktadırlar. Bunun da iki
sebebi vardır.
a) Birincisi, kimi devletlerin bütçesinden bile daha
fazla paraya sahip olan bu sermayedarlar için
üretime yatırım yapmak riskli ve zahmetli bir kazanç
yoludur.
Üretim yerine, geri kalmış ülkelerin para ve sermaye
piyasalarında para spekülasyonlarıyla para kazanmak
daha kolaydır.
b) İkincisi, kalkınma yarışına giren gelişme
sürecindeki ülkeler, üretimlerini arttırırken, bir
yandan da iktisatta karşılaştırmalı üstünlüğe sahip
malları ihraç ederek dünya klasmanına çıkabiliyordu.
* Bu ise dünya kaynaklarını yeni rakiplerle bölüşmek
demekti.
* Bunun önüne geçmek isteyen küresel güçler, sermaye
hareketlerinin sınırsızlığından da yararlanarak
emeğin ve kaynağın çok ucuz olduğu ülkelere bu
malları ürettirmeye başladılar.
* Böylece hiçbir ülkenin karşılaştırmalı üstünlüğü
olan bir malı üretme şansı kalmıyor,
* Bu yöntemle bir ülkenin kalkınması imkansız hale
geliyordu.
7- Bu sebeple günümüz dünyasında ekonomisini küresel
güçlere karşı korumayan hiçbir ülkenin kalkınması
mümkün değildir.
8- Küresel güçler, yabancı sermayenin ve para
fonlarının bir ülkeye gelmesi için tavsiye ettikleri
programlarda,
* IMF ile işbirliğini,
* Uluslararası tahkimi şart koşmaktadırlar.
9- Zira bu ekonomik savaşta IMF ve Dünya Bankası
gibi uluslararası kuruluşlar, para spekülatörleriyle
ortak çalışarak küresel devletlere hizmet
etmektedir.
10- Bütün bunlar, emperyalist ülkelerin günümüzde
uyguladıkları sömürü taktikleridir.
11- Küreselleşme ve globalleşme, küresel güçlerin,
gelişmekte olan ülkelere açtıkları "ekonomik
savaş"ın adıdır.
12- Bu savaşın kurallarını küresel güçler
belirlemektedir.
5) Küresel Güçlerin Türkiye Üzerindeki Oyunları
ve Neticeleri:
1- AB, Türkiye'nin adaylığını 2010 yılında
değerlendirecektir.
2- AB'ye tam üye olmayan Türkiye, 1995'te Gümrük
Birliği'ne girmiştir.
3- AB'ye üye olmadan GB'ne giren, Türkiye'den başka
bir ülke yoktur.
4- Türkiye, tek taraflı verdiği tavizler neticesi
ortaklık haklarından yararlanmadan ekonomik
yükümlülükleri tek taraflı üstlenmiştir.
5- GB'ne girmemizle beraber ülkemizde tam bir
ithalat patlaması yaşanmıştır; ihracatta ise her
alanda bir düşme gözlenmiştir.
6- Neticede yaşanan dış ticaret açığı sebebiyle
Türkiye'nin çok ciddi döviz kayıpları olmuştur.
7- GB şartlarında çifte standart uygulanmış,
Türkiye'nin tarım ve tekstil mamullerinden kota
uygulaması kaldırılmamıştır.
8- Sonuçta Türkiye, Avrupa mallarına açık bir pazar
haline gelmiş, gümrük vergilerinde de büyük oranda
kayıplar yaşanmıştır.
9- GB, en büyük darbeyi, yeni gelişmekte olan ancak
uygulanan ekonomik programlar neticesi maliyetini
aşağıya çekemeyen ve rekabete hazır olmayan yerli
üretime vurmuştur.
10- Ülkemizdeki ilk beşyüz şirketin gelirlerinin
yüzde 85'ini faiz gelirleri oluşturmaktadır.
11- Dünyada serbest dolaşan para miktarı, dünya
ticaret hacminden 20 kat büyük bir rakama
ulaşmıştır.
12- Bu kadar büyük paraların yıkıcı ve spekülatif
etkileri ise malumdur.
13- Bu sebeple IMF gelişmekte olan ülkelere ekonomik
programlar tavsiye etmektedir. (Bunların içinde
Türkiye de vardır.)
14- Ancak, bize tavsiye edilen bu programların
maksadı, ekonomimizi istikrara kavuşturmak değil,
IMF'nin temsil ettiği sermaye gruplarının ülkemizin
pazar ve kaynaklarını ele geçirmesini garanti altına
almaktır.
15- IMF'nin, en stratejik kurumlarımızı
özelleştirmemiz için yaptığı ısrarın sebebi budur.
16- Bu süreçte devletin güçlü olması ciddi bir engel
teşkil ettiği için, IMF programlarında ısrarla
devletin gücünü küçültmemiz tavsiye edilmektedir.
17- Ülkemizi ekonomik krize götüren en önemli
sebeplerden biri de bankaların içinin boşaltılması
suretiyle Hazine'nin talan edilmesidir.
18- Kişilerin şahsi menfaati gibi görünen bu
eylemler, tesadüfi olmayıp T.C. Devleti'ni batırmak
için hazırlanmış bir projenin uygulamaya konmasıdır.
19- Bu ve benzeri durumların doğurduğu zararın
tazminine ve bunlarla mücadeleye Ulusal Güvenlik
meselesi olarak bakmaktayız.
20- Küresel güçler, yabancı sermayenin ve para
fonlarının bir ülkeye gelebilmesi için gelişmekte
olan ülkelere önerdikleri kalkınma modellerinde;
a) Uluslararası tahkimi,
b) IMF ile işbirliğini şart koşmaktadırlar.
21- Bize de aynı oyunu oynamışlardır.
22- IMF ile yaptığımız Stand-by antlaşması gereği
bize kredi verilmiş, ancak bu paranın ülkemizin
bozuk olduğu iddia edilen mali kesimine aktarılması
şart koşulmuştu.
23- Mali kesimdeki bozukluk, yapısal değildir.
Bozukluk,
a) Denetim ve cezaların yetersizliğinden,
b) Bu kesimin hortumlamaya açık sisteminden
kaynaklanmaktadır.
c) Küresel güçler, bunu gayet iyi bilmektedir.
24- IMF vb. kuruluşlar tarafından önerilen
programlarda reel sektörün adının geçmemesi ve
kredilerin bankalara aktarılmasının sebebi budur.
25- Ayrıca reel sektör, küresel güçler tarafından
fonlama görevi, yabancı bankalar tarafından yerli
bankalara verilen sendikasyon kredilerinden
oluşmaktadır. Amaç, döviz olarak gelen sendikasyon
kredilerinin, daha sonra çıkartılacak olan döviz
krizleriyle batık hale gelmesiyle, geri
ödenemeyecek; bu durumda hileyle hem yerli bankalar,
hem de yerli firmalar yabancı sermayedarlar
tarafından ele geçirilecektir. Böylece en büyük
zararı da IMF politikalarıyla aslında devlet görmüş
olmaktadır. Merkez Bankası'nın döviz rezervleri
erimiş, para basmaktan aciz duruma gelmiş, ülkenin
doğal kaynakları, enerji kaynakları, halkın tasarruf
birikimleri ve kâr eden kamu işletmeleri
özelleştirme adına uluslararası sermaye tarafından
teslim alınmış olmaktadır.
6) Küresel Oyunlar Neticesi Geldiğimiz Durum
1- Bugün ülkemizde vergi gelirlerinin tamamı, iç ve
dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz
durumdadır.
2- Ülkemiz yüksek faiz, enflasyon ve döviz üçgeni
içinde bir darboğaz yaşamaktadır.
3- Diğer ülkelerin piyasalarında tedavülde olan
yerli para miktarı milli gelirlerinin yüzde 30'u
iken, bizde bu durum yüzde 2'ler civarındadır.
4- Ekonomideki bu açığı Merkez Bankası'nın
kapatmasına karşı olanlar, bu işlevi bankaların
görmesini istemektedirler.
5- Piyasa için gerekli olan bu paranın yerini, çek
ve kredi kartlarıyla bankaların bastığı adi paralar
almıştır.
6- Merkez Bankası'nın para basmayarak boşalttığı
alanda, bankalar kredi kartlarıyla (plastik para) ve
çek hesaplarıyla adeta para üretmektedirler.
7- Piyasada para yerine kullanılan bu araçlarla,
bankalar, faiz işleterek yeni bir kazanç kapısı elde
etmektedir.
8- Bu şekilde bankalar, ekonomik hayatta önemli bir
para kaynağı olarak stratejik önem kazanmaktadır.
9- Devlet para basması gerekirken, borç yükünü
çevirmek için yaptığı Hazine ihaleleriyle en büyük
TL takipçisi olarak bankalara başvurmaktadır.
10- Bankalar piyasada geçerli olan faiz rakamlarıyla
mevduat toplamaktadır.
11- Başta devlet olmak üzere reel sektör ve
bireyler, para ihtiyaçlarını yüksek faizle
buralardan karşılamak zorunda kalmaktadır.
12- Borç batağı içindeki devlet, 2002 yılı bütçe
programında 42 katrilyon faiz ödeyeceğini tahmin
etmektedir.
13- Devlet vergi gelirlerinin tamamını, yani
bütçenin yüzde 45'ini faize vermektedir.
14- IMF, Merkez Bankası'nın para basmasını
yasakladığından, paraya ihtiyacı olan borçlu devlet
Hazine ihaleleriyle TL'nin maliyetini kendi eliyle
yükseltirken,
15- Parayla para kazanan ve devleti batağa sokan
rantiye kesiminin işini kolaylaştırmaktadır.
16- Bu sebeple geçen yıl en büyük beş yüz kurumun
gelirlerinin yüzde 85'i faaliyet dışı gelirlerden
(faizden) kazanılmıştır.
17- Devletin iç borçlanmalarla piyasada oluşturduğu
faiz rakamı diğer kredi türlerine referans olmakta;
* Böylece üretim yapmak için krediye ihtiyacı olan
reel kesim,
* Faizdeki kolay ve yüksek kazanca rağmen üretim
yapmak isteyen firmalar darbe almaktadır.
* Zira paranın maliyeti yükselmektedir.
18- Ayrıca devlet, artan iç borç faizleri yüzünden
katma değer üreten kesimden, yüksek vergi ve sigorta
harçları olarak, rantiye kesimine gelir transferi
yapmaktadır.
19- Neticede Merkez Bankası, piyasasının ihtiyacı
olan parayı basmadığı için;
* Bankaların bastığı çek ve adi paralar ortaya
çıkmıştır.
* Bu şekilde ortaya çıkan bu banka paralarının
kullanımında:
a) Vadeli işlemler alışkanlık haline getirilerek,
b) Verdiği kredilere faiz işletilerek piyasaya hakim
maliyetli bir para ortaya çıkmaktadır.
20- Bu maliyetli para, reel sektöre kredi olarak
gittiğinde, üretimin maliyetini arttırarak maliyet
enflasyonuna sebep olmakta,
21- Bireylere gittiğinde, ev halkının alım güçlerini
düşürdüğünden ticaret hayatını daraltıcı etki
yapmakta,
22- Devlete gittiğinde ise bütçe açığının artırıcı
etkisiyle enflasyona sebep olmaktadır.
23- Devletin para basma vazifesini yerine
getirmemesi;
a) Kaynakların haksız bir şekilde bankalara
b) Ve parayla para kazanan rantiye kesimine gelir
transferiyle aktarılmasına sebep olmaktadır.
24- Ayrıca dövize karşı korunmayan TL, yüksek faizin
de etkisiyle bankalara giderek belli alanda bloke
olmaktadır.
25- Bu sebeple piyasanın tahrik gücü olan ve
tedavülde bulunması gereken milli para piyasadan
çekilmekte,
26- Ve yabancı para birimleri bu alanı
doldurmaktadır.
27- Ülkemizde 50 milyar dolar yastık altında;
28- 60 milyar dolar bankalardaki döviz hesaplarında
bulunmaktadır.
29- Ülkemizde yabancı para birimleri;
a) Milli paramızı piyasadan kovmuş,
b) Tasarruf aracı olmuş,
c) Değişim işlevini kabul ettirmiş,
d) Güven unsuru kazanmıştır.
30- Bankalardaki TL, 40 katrilyon civarında iken,
31- Piyasada değişim aracı olarak 4 katrilyon TL
kullanılmaktadır.
32- TL'nin güvende olduğu yerler ise;
a) Yüksek faizle devlet bonolarında,
b) Veya mevduat olarak bankalarda bulunmaktadır.
33- TL, değişim ve tasarruf aracı olarak
kullanılmıyor, TL'nin yerini döviz almıştır.
34- Aslında piyasada dövizin bulunmaması gereklidir.
Zira;
a) Ekonomimiz ithalata bağlıdır,
b) Ve bu oranda ihracat yapamamaktayız.
35- Buna rağmen piyasada milli paramızdan fazla
döviz bulunmasının sebebi;
a) Devletin uluslararası kredi kuruluşlarından
aldığı 120 milyar dolar kredi,
b) Ve kayıt altına alınmamış dövizin varlığıdır.
36- Devlet, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu
sağlamadığı için, ABD Merkez Bankası para basarak
Türkiye'deki bu açığı gidermektedir.
* Bu yüzden ülkemizde milli paramızın yerini,
yabancı para birimleri almıştır.
37- Öte yandan, şu anda devletin halktan topladığı
verginin, faiz ödeme dışında devlete hiç bir faydası
yoktur.
38- Bu vergilerin büyük kısmı, sadece devletin kayıt
altına alabildiği esnaftan, memurdan, işçiden...
alınmaktadır.
* Yani vergi doğru kesimden, yeterli oranda
alınmamaktadır.
39- Ülkemizden 150 milyar dolarlık bir fon bu yüzden
dışarı kaçmıştır.
40- Yani mevcut vergi sisteminde, toplanan vergiler,
"üretici kesimi tahrik eden tüketim grupları"ndan
alındığı için düşük gelir grupları adaletsizliğe
uğramaktadır.
7) Milli Ekonomi Modeli Nedir?
1- Tamamen kendi insanımızın emeği, çalışması ve
üretimiyle ülkemizin kalkınmasını ve ekonomik
bağımsızlığını hedefleyen ekonomik modeldir.
2- Bu yönüyle milli kalkınma modeli, ülkeleri
sömürmeyi hedef alan küresel güçlere karşı verilen
mücadelenin de adıdır.
3- Bu model bir alternatif değil, ekonomik savaşın
yaşandığı günümüz dünyasında yegâne kalkınma
modelidir.
8) Emisyonun Arttırılması ve Yapılması Gereken:
1- Bu noktada devlet, adaletli bir vergi politikası
belirlemeli,
a) Kayıt dışı ekonomiyi tesbit edip, kayıt altına
almalı ve bu büyüklüğü bulmalı,
b) Bu şekilde bir yılda alınması gereken vergi
miktarını hesaplamalıdır.
2- Ancak bu vergiyi almak yerine;
a) Emisyon o miktarda artırarak,
b) Sıfır faizle, proje karşılığı müteşebbise
vererek, sermaye kıtlığı çeken reel sektöre sıfır
maliyetli bir kaynak oluşturabilir.
3- Bu sayede;
a) Hem halktan vergi alınmayarak talep kesimi tahrik
edilecek,
b) Hem de arz arttırılarak, talep karşılığını
bulacak ve enflasyon tehlikesi ortadan kalkacaktır.
4- Zaten toplanan vergilerin devlete bir faydası
olmadığından, proje mukabili üretime verilmiş
olmaktadır.
5- Toplanacak vergilerle ödenecek faiz ise;
a) Ya borç ertelemesiyle yeni bir takvime bağlanır,
b) Ya da para basılarak borçlar ödenir.
6- Bankalar şu anda enflasyonun bir kaç puan
üzerinden talep edenlere kredi vermektedir.
7- Yukarıda anlatılan sistemle, piyasadan sıfır
faizle para sağlanacağına göre, bankalardan kredi
isteyen de olmayacaktır.
8- Yani sıfır faiz, sıfır enflasyon demek olacaktır.
9- Enflasyon problemi çözmüş bir devletin milli
parası da değerini kaybetmeyeceği için yabancı
paraların geçerliliği sona erecektir.
10- Piyasada yabancı paranın yerini TL'nin alması,
piyasada TL miktarının artmasından başka bir
değişikliğe yol açmaz.
11- Artan TL miktarı;
a) Yatırım aracı olarak parayla para kazanma
metodunu terk ederek,
b) Üretim alanlarında profesyonel risk/sermaye
kuruluşları tarafından değerlendirilerek yeni bir
yatırım alanı bulmuş olur ki; bu durum, ülkenin
hızla kalkınmasında önemli bir unsur teşkil
edecektir.
9) Milli Kalkınma Modeli'nin esasları:
1- Maksat, ülkemizin kalkınması ve ekonomik
bağımsızlığıdır. Ekonomik bağımsızlıktan kasıt,
Türkiye'nin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti
üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış
ödemelerini borçlanmadan temin etmesidir.
2- Uluslararası sermayenin gelişmekte olan ülkelere
karşı yürüttüğü ekonomik savaştan dolayı ülkemizde
reel sektör, ileri teknoloji kullanan, büyük yatırım
ve organizasyonları gerçekleştiren projeleri hayata
geçirecek güçten uzaklaşmıştır.
3- Bu sebeple devlet, yeni ürünler geliştiren, yeni
pazarlar bulan, yeni teknik ve yöntemlerin
uygulandığı ve büyük sermaye yatırımlarının
gerektiği alanlara girip, mamul ve yarı mamul
üreterek reel sektöre öncülük yapacak; uzun vadede
üretimimiz ve istikrarın sağlanması için stratejik
malların üretimi garanti altına alınacaktır.
4- Reel sektör faaliyet dışı gelirlerle değil,
üretimle para kazanmaya yönlendirilecektir.
5- Üreticinin sıfır maliyetle sermaye elde
edebilmesi için, emisyonun genişletilmesi ve faiz
giderlerinin kaldırılmasıyla elde edilecek kaynak,
proje mukabili müteşebbise verilecektir.
6- Sigorta, vergi ve enerji gelirleri aşağıya
çekilerek, maliyetlerin düşürülmesi temin edilecek;
bu sayede halkımıza dış piyasa koşullarında rekabet
edebilecek mal sağlanmış olacaktır.
7- Yerli üretim, ithal mallar karşısında
korunacaktır.
8- Dışarıya satılan hammadde ve yarı mamullerin
değer katılarak mamul haline geldikten sonra ihraç
edilmesi sağlanacaktır.
9- Yapılacak yatırımlar, ekonomik açıdan öncelikli
sektörlere dağıtılarak verimlilik yakalanacak ve
yatırım hacmi ile daha yüksek bir büyüme hızı elde
edilecektir.
10- Yabancı sermayenin, bir ülkeye enerji
kaynaklarını veya doğal kaynakları kullanmak veya
gümrük duvarlarını aşarak iç pazara mal ve hizmet
satmak için geldiği bilinmektedir. Gelişmekte olan
ülkeleri sömürme mantığı dışında yatırım yaptığı
ülkeyle "ekonomik kader birliği" yapacak ve
kazandığı paranın tamamını bu ülke içinde tekrar
yatırıma dönüştürecek anlayışta olan yabancı
sermayeye her türlü teşvik ve kolaylık
sağlanacaktır.
11- Döviz kurlarını belirsizleştirmesi ve döviz
riskine sebep olması dolayısıyla ve sermaye
hareketleri üzerinde daraltıcı etkileri ve
üreticimizin en riskli maliyet unsuru olması
sebebiyle "dalgalı kur politikasına son
verilecek"tir. Türk parasının değeri, Merkez Bankası
eliyle korunacak, dolarizasyonu önleyecek tedbirler
alınacaktır.
12- Bankacılık kesimi, devlet denetimi altında
olacak, faiz hadlerinin belirlenmesinde, banka
kredilerinin sektörler ve firmalar arasındaki
yatırımlarının dağılım ve yapısı kontrol altında
tutulacaktır.
13- Uluslararası tahkim uygulamasına son
verilecektir.
14- Gümrük Birliği, millî çıkarlarımız doğrultusunda
tekrar gözden geçirilecektir.
15- Spekülatif para ve sermaye hareketlerine karşı
tedbirler alınacaktır.
16- İşçi ve memurdan vergi alınmayacak; geliri 100
milyarın altında olan üretici ve
pazarlamacıdan da vergi alınmayacaktır.
17- Tarım ve hayvancılık, ormancılık ve madencilik
desteklenecek; bu işletmelerin devreye
girmesi için faizsiz kredi verilecektir.
TARIM POLİTİKASI
Günümüzün en önemli sorunlarından birisi, dünyadaki
ekonomik gelişmelerin eşit dağılmadığı bir ortamda,
küresel güçlerin tarıma yapılan yardımları
yasaklayan programların da etkisiyle, azgelişmiş
ülkeler dünya besin kaynaklarından daha az pay
almakta ve açlık sınırına yaklaşmaktadır. Bir ülke
halkının besin ihtiyacını karşılama sorumluluğunun
en stratejik sektörü hiç kuşkusuz tarımdır.
Ülkemizde de IMF'in talimatları doğrultusunda
yapılan uygulamaların batma noktasına getirdiği
sahalardan biri de tarım sektörümüzdür. Milli
gelirimizde önemli yer tutan tarımın; şeker ve tütün
yasalarıyla üretimin önünün kesilmesi, tarıma
teşviklerin kaldırılarak sınırlamalar getirilmesi,
üretime kota uygulanması, tarımda ithalatın
artırılması neticesinde önü tıkanmıştır. Bundan kısa
zaman önce kendi kendine yetebilen birkaç ülkeden
biri olan Türkiye, bugün IMF programlarındaki
dayatmaların etkisiyle, tarım ürünlerinin tamamına
yakınını değişik ölçeklerde ithal etmek zorunda
bırakılmıştır. İklim ve toprak verimliliği nedeniyle
en avantajlı olduğumuz tarım sektörü, küresel
güçlerin ve uluslararası kredi kuruluşlarının
ortaklaşa yaptıkları uygulamalar sonucu yok
edilmektedir.
Bu bilgiler ışığında, Türkiye de uygulanacak bir
kalkınma modelinin en önemli sektörü tarım
olacaktır. Tarımsal üretime verilecek önemle,
halkımızın ucuz ve yeterli miktarda besin
ihtiyacının karşılanması garanti altına alınacaktır.
Ayrıca, dünyada günden güne artan nüfusa karşılık,
mevcut tarımsal kaynaklar sınırlı kalmaktadır. Bu
sebeple, tarımda en avantajlı olan ülke olarak,
tarımsal ürünler en önemli ihracat kalemimiz
olacaktır.
Tarımda teknolojik gelişme ve iktisadi verimlilik
dikkate alınarak "tarım reformu" yapılacaktır.
Bu amaca yönelik olarak;
1. Ülkemizdeki tarıma uygun arazilerin envanteri
çıkarılarak, iklim ve toprak özelliklerine göre
uygun tarımsal ürün gurupları belirlenecektir.
2. Toprağı olmayan köylüye, üretim yapma garantisi
altında toprak verilerek üretime katılması
sağlanacaktır.
3. Tarım tek başına bir sektör olarak değil, tarıma
dayalı ilgili sanayi dalları ile bir bütün olarak
alınacaktır. Bu amaç doğrultusunda tarım ürünlerinin
son mamul haline getirilmesi için entegre sanayi
kuruluşları teşvik edilecektir.
4. Tarım stratejik öneme haiz olduğu gerçeğinden
hareketle yerli üretim dış pazarlardan korunacaktır.
5. Coğrafya, iklim, nüfus ile iç ve dış piyasa
dengeleri göz önünde tutularak, tarım sektörünün
üretim, miktar, çeşit, nitelik planlamaları ve ARGE
çalışmaları yapılacaktır.
6. Çiftçi, planlı ve sürekli üretime katıldığı
sürece vergi alınmayacak ve ürün alım garantisiyle
doğrudan desteklenecektir..
7. Çiftçiye tohum, gübre, ilaç konularında yardım
edilecektir.
8. Çiftçilere sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı
sağlanacaktır.
9. Atatürk'ün öncülüğünü yaptığı örnek tarım üretme
çiftliklerinde modern tarım teknikleri ve ürün
geliştirme yöntemleriyle çiftçiye örnek olacak
çalışmalar yapılacaktır.
10. Sanayileşme ve şehirleşmenin tarım arazilerine
yapılması önlenecektir.
11. Çiftçinin kooperatifleşerek güç birliği yapması
desteklenecektir. Kooperatiflere tarımsal
alet ve makine desteği verilecektir.
12. Kuraklık, don, sel gibi doğal afetlere karşı
"ürün sigorta" sistemi getirilerek,
çiftçilerin riskleri azaltılacaktır.
13. Erozyon ve toprak kaybına karşı etkin önlemler
alınacaktır.
14. Üretici ile tüketici arasındaki zincir
kısaltılarak üreticinin yüksek gelir, tüketiciye
ucuz ürün sağlanacak, kooperatiflerden bu amaçla
istifade edilerek, hal yasası tekrar gözden
geçirilecektir.
15. Sanayiinin hammaddesi olan tarım ürünleri "Dar
Bölge Kalkınma" modeliyle, ilgili sanayi kollarıyla
entegrasyonu sağlanacaktır.
16. Tarımsal üretim merkezlerine maliyetlerini
azaltmak için ucuz taşıma aracı olan demiryolları
hatları çekilerek etkin kullanımı sağlanacaktır.
17. Ekostratejik komşularımızla (Ortaasya, Ortadoğu)
tarım ürünlerimizde karşılaştırmalı avantajlı
olduğumuz ürünlerde üretime ve ihracata daha fazla
önem verilecektir.
18. Yerli gübre üretimine destek verilecek.
19. Minimum su sarfiyatıyla, yüksek ürün miktarı ve
kalite sağlayan modern tarım teknolojileri (damlatma
sistemi, hidrofilik katkı maddeleri)
yaygınlaştırılacak.
20. Jeotermal enerji ve güneş enerjisinden istifade
edilebilen bölgelerde seracılık yaygılaştırılarak,
her mevsim tarım üretimi yapılması sağlanacaktır.
21. Yeni su kaynakları bulunarak, tarımın hizmetine
sunulacaktır.
22. Katma değeri yüksek olan hayvancılığın temel
girdi kalemlerinden olan yem ihtiyacının
sağlanabilmesi amacıyla, ilgili tarım ürünleri
yeterli miktarda üretimi teşvik edilecektir.
HAYVANCILIK
Besin kaynağı olarak insan gelişiminde et ve süt
ürünlerini önemi büyüktür. Türkiye nüfusunun % 46'sı
19 yaşın altındaki gençlerden oluşması, sağlıklı
nesiller yetiştirilmesi için protein üretiminin ve
tüketiminin yeterince yapılmasını gerektirmektedir.
Ayrıca insanımızın temel gıda maddesi olan et ve süt
ürün guruplarını içine alan hayvancılık, bir ülke
için çok stratejik alanlardan biridir.
IMF politikalarıyla yok olma tehlikesiyle karşı
karşıya gelen alanlarımızdan biri de hayvancılıktır.
Ülkemize uygulatılan programlarda sübvansiyonların
ve teşviklerin kaldırılmasına karşın, Amerikan Tarım
Yasası kendi ürün politikalarını olumsuz yönde
etkileyebilecek, sütten ete birçok ürün gurubunun
ithalatına miktar kısıtlamaları ve özel gümrük
vergileri uygulamalarını sürdürmektedir.
1-Tesbitler:
a) Ülkemiz için bu kadar önemli olan hayvancılıkta
temel sorun altyapı yetersizliğidir.
b) Hayvan yetiştiriciliğinin belirli kuralları
vardır. Gerekli teknik ve sağlık şartları
uygulanması ve yeniden yapılanma sürecinin
hızlandırılması gerekmektedir.
c) Aralarında hiçbir organizasyon olmayan, dağınık
küçük ünitelerle hayvancılığı ileri götürerek diğer
ülkelerle yarışmak, bu altyapı ile hayvancılığın
ileri götürülmesinin beklenmesi mümkün değildir.
2-Büyükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinin Temel
Sorunları:
Büyükbaş hayvancılığımızın temel sorunları altyapı
yetersizliği ve organizasyon olmaması; şu andaki
politikaların üretenden yana değil, aracı kurumları
zengin etmeye yönelik olması ve fiyat istikrarının
oluşmamasıdır.
Ülkemizde son yıllarda hayvancılık, yeterli
politikalar üretilmemesi ve Avrupa Birliği'nin
ihracat sübvansiyonları ile desteklenen hayvan ve
hayvansal ürünlerini ithal ederek yerli üreticinin
para kazanamaması sonucu yok olma noktasına
gelmiştir.
Hayvancılığımızın geliştirilebilmesi amaçlı,
anlaşmalı çiftçi modeline göre ithal edilen 283.000
adet damızlık gebe düvenin dağıldıktan sonra büyük
kısmının kayıtları tutulmamış, bakım ve besin
yetersizliği, ürün (et, süt) piyasasında istikrar
oluşturulmaması sonucu 300 milyon dolarlık damızlık
ithalatından amaçlanan fayda sağlanamamıştır.
3-Kanatlı Hayvan Yetiştiriciliğinin Temel
Sorunları:
Kanatlı hayvan yetiştiriciliğimizde son yıllarda et
ve süt üretiminde büyük oranda artış sağlanmıştır.
Buna paralel olarak çok büyük sabit yatırımlar
yapılmıştır. Fakat can alıcı nokta, büyük
yatırımların yanı sıra büyük oranda dışa bağımlı bir
üretim gerçekleştirilmektedir. Et ve yumurta
tavuğunda yetiştirilen ırklar hep dışa bağımlığıdır.
Özellikle üreticinin en önemli maliyet gideri kümes
hayvanlarının beslenmesinde kullanılan yem
hammaddelerinin büyük bir bölümü dolara endekslidir.
4-Su Ürünleri ve Balıkçılık
Üç tarafı denizle kaplı ülkemiz, akarsu ve göllerle
çevrili olmasına rağmen, bu zenginliğinin de
farkında değildir. Ekonomik durumu iyi olan
Norveç'in, milli gelirinin en önemli kalemi
balıkçılık sektörüdür. Ancak bu sektörden istenilen
verimlilik elde edilememekte ve planlı
organizasyonlar kurulamamaktadır.
5- Çözümlerimiz:
Hayvancılık sektöründe de ülkemizdeki diğer
sektörler olduğu gibi yeni bir anlayışın hakim
olması gereklidir. Bu sebeple;
1. Hayvancılığın geliştirilebilmesi için, milli
hayvancılık politikası oluşturulacaktır.
2. Hayvan üreticilerine damızlık ve yavru verilerek,
hayvan üretimi ayağa kaldırılacaktır.
3. Devlet üretme çiftlikleri kurularak,
hayvancılıkta modern teknikleri özendirilecek.
4. Hayvancılığı yok eden ve deli dana vb. salgın
hastalıklarla halkımızın sağlığını tehdit eden,
ithal et uygulamasına son verilecektir.
5. Başta yem olmak üzere, devlet tarafından doğrudan
desteklenecektir.
6. Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde et, süt ve
deri sektöründe entegre tesislerle sanayi dallarının
kurulması.
7. Kooperatifleşme çalışmalarına önem verilmesi.
8. Hayvansal ürünleri tüketicinin kullanacağı son
mamul haline getirilerek satılması.
9. Hayvan üreticisinin oluşabilecek salgın hastalık
gibi olumsuzluklara karşı sigortalanması.
10. Üreticiye sosyal güvence ve emeklilik hakları
sağlanması.
11. Hayvan ırklarının ıslah edilerek verimliliğin
yakalanması.
12. Balıkçılık sektörüne alet ve ekipman sağlanması.
13. Deniz ürünlerinin anında değerlendirilmesi için
konserve ve dondurulmuş ürün paketleme tesislerinin
kurulması.
14. Denizlerimizde yavrulama dönemlerinde balık
cinslerinin avlanma yasakları ile etkin korunması.
15. Akarsu yataklarına yakın bölgelerde alabalık
gibi tatlı su balıklarının üretiminin teşvik
edilmesi.
MADENCİLİK
Madenler ülkelerin zenginliğini ifade eden önemli
göstergelerden biridir. Coğrafya itibariyle dünyanın
son derece stratejik bölgesinde olan Türkiye çok
zengin maden yataklarına sahiptir.
Hal böyle iken yanlış politikalarla madenlerimiz
istenilen verimlilikte çıkarılamamakta ve maden
üretiminin gayri safi milli hasıla içerisindeki payı
sürekli düşmektedir.
Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün ele aldığı
konulardan biri de madencilik olmuştur. 1926 yılında
çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve işletme hakkı
devlete verilmiştir. Madenlerimiz daha rasyonel bir
şekilde aranması, bulunanların rezerv ve kalite
tespiti amacıyla 1935 yılında Maden Tetkik ve Arama
Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Fakat, ne acıdır ki,
daha sonraki yıllarda özellikle 1980'li yıllardan
sonra madenlerimiz üzerinde yabancı tahakkümü artmış
ve kendi doğal kaynaklarımızı çıkaramaz duruma
gelmiştir. Batı, madenciliğimizin gelişmemesi için
her türlü gayreti göstermiştir.
Bugün devletimizin desteklemediği üretim
alanlarından birisi de madenciliktir. Türkiye'de
bordan kroma, doğalgazdan petrole, altından
uranyuma, bakırdan demire, nikelden alüminyuma kadar
sayılamayacak çeşitte maden bulunmaktadır.
Bugün Türkiye'de bilinen maden varlıklarının değeri
2 trilyon dolardır. Özellikle iç ve dış borçları
inanılmaz boyutlara ulaşan ülkemiz için madenlerimiz
bir umut ışığıdır. Ayrıca kalkınma hamlemizi
gerçekleştirmemiz için gerekli olan sermaye
ihtiyacımızı sağlayacak kaynak olarak önümüze
çıkmaktadır. Yerin altındaki bu değerlerimizi
devreye sokamadığımızdan, hazinenin üzerindeki bir
dilenci gibi yaşamakta, ihtiyacımız olan sermaye
ihtiyacını elde etmek için uluslararası fonlara el
açmaktayız.
Maden işletmeciliğinin bir başka faydası da,
çıkarılan madenin yerinde işlenmesi ile göçün
önlenerek, sosyal sorunlara katkıda bulunmasıdır.
Bu madenlerin bazılarını şöyle tahlil etmemiz
mümkündür:
1. BOR:
Son zamanların en önemli endüstriyel hammaddeler
arasında yer almaktadır. Bor madeninin dünya
üzerindeki miktarının % 67'si ülkemizde çıkmasına
rağmen, dünya bor ticaretinin ancak % 15'ine
sahibiz. Bu rezervin değeri 750 milyar dolardır.
Sıcağa karşı çok dayanıklı olan, bu stratejik mamul
helikopterin benzin tankından, cam ve deterjan
sektörüne kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.
Gelecekte otomobillerin, gökdelenlerin ve
giysilerimizin % 50'sinin bordan yapılacağı bilimsel
çalışmalar sürmektedir.
Böyle önemli bir madenimizin işlenmesi ve
verimliliğinin artırılması çalışmalarını
yapmadığımız gibi, IMF dayatmaları ile yapılan
özelleştirme kapsamında bor madenlerimizi
yabancıların ele geçirme çabalarına şahit
olmaktayız.
2.KÖMÜR:
Dünyanın en zengin kabul edilen OECD ülkelerindeki
elektrik üretimindeki kaynak dağılımında %38 ile
kömür birinci sırada, %24 ile nükleer enerji ikinci
sırada, doğalgazın payı ise %11'lerdedir. Türkiye'de
ise, doğalgazın elektrik üretimindeki payı %34 iken,
dünyanın en zengin kömür yataklarından biri olan
ülkemizde, kömürü elektrik santrallerinde
kullanamadığımızdan dolayı yıllık zararımız 9 milyar
kilowattsaattir. Kömür kaynaklarımızı kullanmak
yerine, yabancı ülkelerden doğalgaz ithal etme
yoluna gitmekle, kendi elimizle dışa bağımlı hale
gelmekte ve kat kat pahalı enerji kullanmak zorunda
kalmaktayız. Yanlış politikalarla kömür üretimimiz
sürekli düşmekte ithalat artmaktadır. Maden ithalatı
içinde petrolden sonra en fazla ödeme kömür için
yapılmaktadır. Devlet şu anda doğalgaz
santrallerinden 17 cente elektrik alırken,
Afşin-Elbistan'da kömürle elektriğin kilowatı 1.7
centtir.
3-ALTIN:
Günümüzde dünyada toplam 43.000 ton altın rezervi
bulunmaktadır. 20.000 ton rezerv ile Güney Afrika
birinci, 6.500 tonla Türkiye ikinci, 4.770 ton
rezervle ABD üçüncü sıradadır. Ne acıdır ki, altını
olup da bu madenini çıkartamayan tek ülke
Türkiye'dir. Yapılan hesaplamalara göre
Türkiye'nin altın rezervi asgari değeri 400 milyar
dolardır. Türkiye bunu işlettiği takdirde yılda 15
milyar dolar ihracat geliri elde edebilecektir.
4-PETROL:
Yurdumuzda bilimsel ve sistematik petrol aramaları
1935 yılında MTA'nın kurulmasıyla başlamıştır. MTA
yaptığı çalışmalarla Güneydoğu Anadolu'nun bir
petrol bölgesi olduğunu, ayrıca Trakya ve Adana
havzalarının da petrol potansiyeli taşıdığını tesbit
etmiştir.
Petrol için ilk başarılı çalışmalar Raman'da
sevindirici sonuçlar vermiş ve petrol çıkarmayı
başarmışlardır. Ancak daha sonra 1954 ve 1957 petrol
yasalarıyla özel ve yabancı şirketlere rafineri
kurma hakkı sağlanmıştır. Shell firmasında 20 yıl
genel müdürlük yapmış olan Antony Robinson şöyle
diyor: "Bütün Amerikan petrol şirketleri bilir ki,
yapılan araştırmalar Türkiye'nin bir petrol denizi
üzerinde olduğunu gösteriyor". Çekilen uydu
fotoğraflarıyla da bu tesbit edilmekte, bilhassa
5.000 metreden sonra yoğun petrol yatakları
görülüyor. 1980 yıllarında, yabancılarla yapılan
petrol anlaşmalarında 5.000 metreye kadar inilmesi
planlanmışken, 300 metrede aramalar bırakılmış,
petrol bulunan yerlerin de üzerine çimento
dökülmüştür. Bugün o çimento dökülen kuyular
üzerinde yapılan çalışmalarda "petrol yok" denilen
yerlerden petrol fışkırmaktadır. Aynı şekilde Ege
Denizi zengin petrol yataklarına sahiptir.
Ülkeler petrol çıkarmak için 100 milyarlarca dolar
masraf yaparak arama çalışmalarında bulunurken,
Türkiye'de petrol aramalarına ayrılan ödenek yok
denecek kadar azdır. Ülkemizde adete petrol
çıkarılmaması için bir lobi oluşturulmuştur.
Çevremizdeki bütün komşularımız adım başı petrol
çıkartırken, Türk halkına "petrolümüz yok, petrol
yatakları az" şeklinde söylenen sözlerin hiçbir
gerçek tarafı yoktur. Bugün Türkiye, tükettiği
petrolü üretebilecek kapasiteye sahiptir.
Bu tesbitler neticesinde milli ekonomi anlayışımız
gereği hızla yer altında bulunan bu
zenginliklerimizi ortaya çıkartma çalışmalarına
başlanacaktır.
Bu amaca yönelik yapılacak çalışmalarımızı
maddelersek;
1. Maden Tetkik Arama Kurumu ve üniversitelerle
girişilecek ortak çalışma ile Türkiye'nin bilinen ve
bilinmeyen maden haritası çıkarılacaktır.
2. Verimsiz olduğu gerekçesiyle kapatılan petrol
kuyuları tekrar açılacak ve yeni kaynaklar bulmak
için sondaj çalışmalarına başlanacaktır.
3. Dünyanın en zengin bor rezervlerine sahip olan
ülkemizde, bu madenin üretimine ve işlenerek dış
pazarlara satılmasına öncelik verilecektir.
4. Zengin altın rezervlerimiz süratle devreye
sokularak, işlenerek pazarlanması için altın
sanayiimizin hizmetine sunulacaktır.
5. Dünyanın stratejik madenlerinden olan uranyumun
ülkemizde bol miktarda bulunduğu bilinmektedir.
Dolayısıyla uranyumun zenginleştirilmesi
çalışmalarına öncelik verilecektir.
6. Madencilik sektöründe mevcut teknolojiyi
modernleştirilmesi ve ürün kalitesi
yükseltilecektir.
7. Ülkemizdeki maden yataklarına yakın bölgelerde
kurulacak sanayi kolları ile çıkarılan madenlerimiz
işlenerek satılacaktır.
8. Pazarlamadaki sorunlar çözülerek, maden ihracatı
artırılacaktır.
9. Bu bölgelere özellikle demiryolu bağlantıları ile
ucuz taşıma koşulları sağlanacaktır.
10. Doğal kaynakların çıkarıldığı bölgelerdeki
halkın istihdamı ile işsizlik problemi çözülerek,
gelirin tabana yayılması da sağlanmış olacaktır.
11. Ekostratejik bölgemiz olan Orta Asya ve Ortadoğu
ülkeleriyle doğal zenginliklerimiz takas ticaretiyle
pazarlanacaktır.
ENERJİ POLİTİKALARI
1. 20. yüzyıl petrolün lider olduğu bir yüzyıl idi.
21. yüzyıl ise suyun lider olacağı bir yüzyıl
olacaktır.
2. Ülkemizin yıllık enerji ihtiyacı 130 milyar
kilovat saat elektrik üretimi gerekmektedir.
3. Ülkemizde;
a. Kömürle çalışan termik elektrik santralleri,
b. Fuel-oil ile çalışan termik elektrik santralleri,
c. Doğalgaz ile çalışan elektrik santralleri,
d. Su ile çalışan hidroelektrik (barajlar)
santralleri,
ile elektrik üretimi yapılmaktadır.
4. Bunlardan kömür ve su ülkemizin temel
kaynaklarından, diğerleri ise ithal kaynaklardır.
5. Halen Türkiye'de genel politika olarak, kömür
santralleri devreden çıkartılmaktadır. Buna
gösterilen gerekçe ise hava kirliliği
oluşturmasıdır. Bunun yanında birçok şehirden halen
kontrolsüz olarak evlerde ısınma amacıyla kömür
yakıldığı herkesçe malumdur.
Halbuki kömür santralleri hava kirliliğine sebebiyet
vermemesi reorganize edilebilir. Desülfirizasyon
tesisleri ve bacaları kurularak, varsa
iyileştirilerek hava kirliliği oluşturulması
önlenebilir.
Ayrıca burada ele alınması gereken esas mesele
yakılan kömür cevherinin ıslah edilmesidir.
Çünkü kirliliğe sebep kömürdeki kükürt oranı ve nem
oranının yüksek olmasıdır. Bu iki oranda, maden
çıkışında yapılacak operasyonla hava kirliliği sınır
değerine çekilebilir.
6. Ülkemizin nehirleri üzerinde kurulan barajlar
vasıtasıyla elektrik üretimi yapılmaktadır. Bu
üretimin önündeki en büyük engel yatırım mahiyetinin
yüksek olması ve yatırımın devreye alma süresinin
uzun olması. Örneğin Atatürk Barajı 15 yılda
tamamlanmış ve devreye alınmıştır.
Çözüm;
Bir seferde 30 veya 40 megavat saat üretim yapacak
türbinler içeren barajlar yerine 5-10 megavat üretim
yapacak daha küçük türbinler içeren barajlar kurmak
ve böylece barajların yatırım maliyeti ve devreye
alınması kısaltılabilir. Ayrıca bu tip üretimler
yerinde elektrik kullanımı sağlanırsa kayba
uğramadan daha verimli hale getirilebilir. Yani
baraj kurulacak bölgeye aynı süreç içerisinde
elektriği kullanacak sanayi tesisi kurulması
planlanmalıdır.
7. Türkiye'ye doğalgaz hala Rusya'dan; Ukrayna,
Romanya ve Bulgaristan üzerinden geçerek 14 milyar
metreküp, ayrıca Cezayir'den gemilerle
sıvılaştırılmış olarak 4 milyar metreküp olarak
gelmektedir.
Son yapılan araştırmalar çerçevesinde mavi akım
projesiyle Rusya'dan Karadeniz'in 2000 metre altına
döşenecek boru hattı ile yılda 16 milyar metreküp
yine İran'dan; Doğubeyazıt-Erzurum-Kayseri-Ankara
güzergahı üzerinden yılda 10 milyar metreküp
doğalgaz gelmektedir.
Devlet Planlama Teşkilatı'nın raporuna göre
Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacı 80 milyar metreküptür.
Çözüm;
Türkmenistan-Azerbaycan doğalgaz boru hattının bir
an önce planlanmasını sağlayarak 26 milyar metreküp
gazın temini ve Irak petrol boru hattına paralel
döşenecek doğalgaz boru hattını inşası ile 10 milyar
metreküp gazın teminidir.
Böylece Rusya'dan 100 dolara 1000 metreküpe mâl
edilen doğalgaz ortalama 50 dolara düşürülecektir,
ayrıca Rusya'ya bağımlılıktan da kurtulunmuş
olunacaktır.
8. Ülkemizin fuel-oil ihtiyacı % 90 dışardan
sağlanmaktadır. Fakat bununla ilgili olarak Irak
petrol boru hattı kullanılmakta diğer ihtiyaç ise
tankerler veya gemilerle temin edilmektedir. Boru
hattı ile nakledilme maliyeti diğerine göre % 50
daha ucuz olmaktadır. Bu sebeple mutlaka
Bakü-Ceyhan boru hattı yapılmalıdır. Yine bu hat
ülkemizin transit taşımacılıkta önemli bir konuma
gelmesini sağlayacaktır.
9. Tüm bunların yanında alternatif enerji
kaynaklarının kullanımı da yaygınlaştırılacaktır.
a. Nükleer enerji santralleri kurulması,
b. Güneş enerjisi,
c. Rüzgar enerjisi,
d. Jeotermal enerji,
e. Biomas enerji,
f. Yakıt hücreleri (Alevsiz gaz yakılması,
metan-hidrojen yakımı)
g. Akıntı enerjisi,
h. Dalga enerjisi.
A. Nükleer enerji yaklaşık 60 yıldır tüm dünyada
kullanılmasına rağmen ülkemizde sürekli
engellenmiştir. Tehlikesiz diğer yakıt türlerine
göre çok daha azdır. Çünkü güvenlik tedbirleri kat
kat daha fazla alınarak inşa edilmektedir.
B. Güneş enerjisinin tam olarak kullanılması halinde
Türkiye'nin ihtiyacının tamamını karşılaması
mümkündür.
C. Rüzgar enerjisi ülkemizin ihtiyacının % 20'sini
karşılayabilecek, yatırımı kolay ve çabuk enerji
kaynağıdır. Batı Anadolu, Çanakkale, Ayvalık, İzmir,
Kuzey rüzgarı, ayrıca Sinop-Samsun bölgesi.
D. Jeotermal enerji bugüne kadar kaplıca turizmi
olarak kullanılmıştır.
Bu kaynaklar;
-Şehirlerde ısıtma amacıyla,
-Sanayi de buhar üretimi amacıyla hemen kullanıma
sunulabilir.
E. Biomas enerji: Hayvancılığın yoğun olduğu
bölgelerde tezek yakılarak kullanılmaktaydı. Şimdi
bunu sanayi haline getirerek büyük şehirlerin çöp
dağlarını yakarak oluşan metan gazını bu enerjinin
kaynağı olarak kullanacağız.
F. Yakıt hücreleri sistemi: Yabancı ülkelerde
kullanılan, uzay teknolojisinin kazandırdığı alevsiz
yakma sistemidir. Alev yakıtı yakarken bir enerji
harcamakta ve yakmadan elde edilecek verimi
düşürmektedir. Bu sebeple metan veya hidrojenin
alevsiz yakımı uygulanmaktadır.
G. Akıntı enerjisi: Yüksek bir hızla akan nehirler
üzerinde kurulacak değirmen sistemlerinin
sağlayacağı dönme kuvvetiyle elektrik
üretilebilecektir.
H. Dalga enerjisi: Yoğun ve yüksek dalga boylarına
ulaşılan kıyılarda kullanılabilmektedir.
Özellikle Sinop ilimizde düşünülmektedir.
KOBİLER
Günümüzde ağır ve hantal sanayi, teknolojik
değişimlere ayak uydurmakta zorlanması, istihdamın
sağlanmasında ve ekonomik kalkınmanın en önemli
unsuru olan KOBİ'lerin önemini artırmaktadır.
Sistemimizde, Dar Bölge Yaygın Kalkınma Modeli
çerçevesinde, her bölgeye uygun organize sanayi
bölgeleri devlet tarafından kurulacaktır.
Oluşturulacak KOBİ şehirlerinin, çağdaş teknoloji
kullanmaları sağlanacak, üretimle ilgili her türlü
bilgiyle donatılacaktır. Bu alandaki uygulamaları
maddelersek;
1. KOBİ'ler proje mukabili sıfır faizle kredi
verilerek doğrudan desteklenecektir.
2. KOBİ'lerin enerji, vergi gibi giderleri aşağı
çekilerek, üretim maliyetleri azaltılacaktır.
3. Devlet, KOBİ'lerin biraraya gelerek, organize ve
entegre çalışmalarını özendirerek, ihracata yönelik
uluslararası markaların ortaya çıkmasına ön ayak
olacaktır.
4. Devlet, yüksek sermaye, teknoloji, bilgi birikimi
gerektiren sanayi alanlarına bizzat kendi girecek,
ancak üretim safhasında ve sonrasında yan sanayi
kolları KOBİ'lere devredilecektir.
5. KOBİ'lerin dünya pazarlarıyla rekabet etmeleri,
entegre çalışabilmeleri için uluslararası fuarlara,
tanıtım ve organizasyonlara katılmaları
sağlanacaktır.
6. KOBİ sistemi için istihdamı ve yatırımı teşvik
edici tedbirler alınacaktır.
DAR BÖLGE YAYGIN SANAYİ MODELİ
Bu modelin esası, küçük ama verimli bölgesel
ekonomilere dayanır. Günümüzde ağır ve hantal
sanayilerin modası geçmiştir. Ağır ve hantal
sanayiinin faturasını, Rusya ve Doğu Bloğu ülkeleri
ekonomik sistemleri çökerek ödemişlerdir.
Bugün teknoloji o noktada ki, küçük bir alanda çok
büyük kârlar getirebilecek, küçük çaplı sanayi
tesisleri kurulabilmektedir. Her bölgeye, hatta
köylere kadar bu tesisler kurulmalıdır.
Gelişmiş ülkeler işçilik maliyetlerinin yüksek
olmasından dolayı, üretimden kaçmaktadır. İşte bu
nokta da, ülkemizde işçilik maliyetlerinin düşük
olmasından da yararlanarak, bu ülkelerin
boşalttıkları alanlara girilerek üretim yapılabilir.
Bir başka önemli kazanç da, üretim için gerekli
hammadde ve yarımamullere yakın bölgelerde
oluşturulacak tesislerle, nakliye yoluyla hammadde
transferine gerek kalmadan, üretim maliyet giderleri
aşağıya çekilmiş olacaktır.
Bu yöntemle birlikte, hammadde ve yarımamul üretilen
yerlere yakın birbirine bağlı entegre sanayi
kurulacaktır. Yüksek sermaye ve teknoloji isteyen
sahalarda devlet bizzat yatırım yapacak veya bu
küçük organizasyonları birleştirerek, üretim anında
veya sonrasında, yan sanayi alanları da dahil, bu
modelle çalışan atölye ve KOBİ'ler devreye
alınacaktır. Böylece devlet de, yüksek sermaye ve
teknoloji isteyen sektörlerde ağır ve hantal sanayi
sistemlerden kaçınmış olacak ve üretime dinamizm
katılmış olacaktır.
Ayrıca üretim yapmak isteyen müteşebbislere, proje
karşılığı sıfır faizle krediler verilerek teşvik
edilecek ve bu sistem içine dahil edilecektir.
Bu modelde pazarlama problemi de olmaz. Küçük çaplı
atölye ve KOBİ'ler çevredeki ihtiyaca göre
yönlendirilir. Böylece pazarın ihtiyacı da yerinden
karşılanır. Devlet büyük üretim organizasyonlarına
bu işletmeleri de dahil edeceğinden, bu firmaların
nerede üretim yaptığı sorusu önemli olmayacaktır.
Dar bölge yaygın sanayi modelinin önemli bir
özelliği; sanayiinin yaygınlaştırılmasıyla, milletin
topyekün bir atılım hamlesine başlaması ve her
bölgenin devreye girmesiyle, sermayenin tabana
yayılması sağlanacaktır.
ORMANCILIK
Türk ormancılığı, her alanda olduğu gibi yanlış
politikaların esiri olmuştur. Türkiye'de uygulanan
ormancılık politikaları iktidarlara göre değişikliğe
uğramış, her siyasi parti ülkenin ve halkının
menfaatlerinden uzak, popülist politikalar
uygulayarak, ormanların heba olmasına ve orman
sanayiinin baltalanmasına yol açmışlardır. Yani
ormancılıkta milli devlet politikası izlenmemiştir.
Türkiye'deki mevcut orman alanı 20 milyon 119 bin
hektardır. Bu alanın 8 milyon 856 bin hektarı
verimli orman alanı niteliğindedir. Bu haliyle bile
Türkiye, kişi başına düşen orman varlığı bakımından
Avrupa ülkeleri arasında önemli yere sahiptir. Kişi
başına düşen verimli orman alanı bakımından 0.142
hektar ile Portekiz, Fransa, Lüksemburg ve
Yunanistan'dan sonra Türkiye Avrupa 5'incisidir.
Ancak bu gerçeklere rağmen ormanların sanayide
değerlendirilmemesi karşısında tablo Avrupa
ülkelerine karşı tamamen aleyhimizedir.
Yukarıdaki değerlendirmeler endüstriyel, odun
üretimi bakımından yapıldığında Türkiye, 0.252
metreküplük kişi başına üretimle Avrupa ülkeleri
arasında sekizinci sırada yer almaktadır. Bu durum,
mevcut orman varlıklarımızı orman sanayiinde
kullanamadığımızı göstermektedir. Son yıllarda yurt
dışından önemli oranda odun hammaddesi dış alımı
gerçekleştirilmekte, dolayısıyla da orman sanayii
bakımından ciddi bir tehlike arzetmektedir.
Ayrıca orman ürünlerinin devlet eliyle işlendiği tek
kurum olan Orman Ürünleri Sanayi Kurumu'nun (ORÜS)
özelleştirilmesiyle de orman sanayii adeta öksüzlüğe
mahkum edilmiştir. Artvin, Şavşat, Ardeşen, Aksu,
Bafra, Vezirköprü, Uzunköprü, Bolu... gibi bir çok
il ve ilçemizdeki ORÜS fabrikaları kapatılmış, hurda
demir fiyatına satılmış hem bölgede orman
kaynaklarının değerlendirilmesinin önü tıkanmış hem
de işsizliğin artmasına davetiye çıkarılmıştır.
Bütün bu özelleştirmeler gerçekleşirken Rusya,
Romanya, Ukrayna gibi ülkelerden alınan tomruk
miktarının her geçen gün artması da manidardır.
Orman serveti bakımından Türkiye'nin % 15'e yakın
potansiyeline sahip Doğu Karadenizbölgesinde bu
sanayiinin desteklenmesi ve sürekli göç vermesinin
engellenmesi gerekirken, tam
tersinin yapıldığı son yıllarda karşımıza çıkan
yanlış orman politikalarından sadece biridir.
Türkiye sadece orman potansiyeli açısında değil,
odun dışı orman ürünleri bakımından da çok zengin
bir potansiyele sahiptir. Bu ürünler yiyecek, hayvan
yemi, ilaç, kozmetik gibi kullanım alanlarının ana
kaynağını oluşturmaktadır.
Genel olarak odun dışı orman ürünleri olarak
adlandırabileceğimiz bu ürünler kapsamında tarımsal
bitkiler, süs bitkileri, ağaççılık, çalı ve otsu
bitkilerin dal ve sürgünleri, yaprak meyveleri,
çiçekleri, kabukları, mazı, soğanlar, yumrular ve
orman toprağı bulunmaktadır.
Bunların herbiri dünyanın her yerinde başlı başına
orman alt ürün kaynağı olarak değerlendirilmekte ve
sanayide kullanılmaktadır.
Türkiye ormanlara ve orman sanayiine kayıtsız
kaldığı gibi bu alana da kayıtsızdır. Avrupa kıtası
yaklaşık olarak 11 bin bitki ürününe sahip olmasına
karşılık, Türkiye 3 bini endemik (sadece Türkiye)
toplam 9.500 türe sahiptir. Bu endemik türlerin
bazıları, dünya üretiminde miktar olarak ağırlık
taşımaktadır. (Sığla yağı, kardelen, defne yaprağı,
çam fıstığı).
Bütün politik olumsuzluklara rağmen son yıllarda
odun dışı orman ürünlerinin ihracatı 500 milyon
dolara ulaştığı görülmektedir. Ayrıca yurt dışındaki
pazarı da göze alındığında 3 milyar dolarlık bir
potansiyel sözkonusudur. Bu tablo karşısında Türkiye
köklü ve milli bir orman politikası oluşturamamanın
acziyeti içindedir. Bozuk ve niteliksiz ormanların
yenilenmesine karşı ağaçlandırma çalışmaları çok
zayıf gitmektedir. Erozyonu önleyici ağaçlandırmanın
yapılmayışı her yıl Kıbrıs büyüklüğünde toprak
parçamızın yok olmasına sebep olmaktadır. Ormanların
yenilenmemesi ve kaliteli ağaçlandırma yapılmaması
sebebiyle kalitesiz tomruk üreten, Orman Genel
Müdürlüğü'nün elindeki tomruklar satılmamakta
depolarda çürümeye terk edilmektedir.
Bu tesbitler ışığında ormancılık konusunda
yapacağımız çalışmalar;
1. Orman alanları hızla genişletilecektir.
2. Ormanların işletilmesi, bakımı ve korunması
köylülere devredilecek, ormanların geliştirilmesi
için yeni teşvik tedbirleri uygulanacaktır.
3. Orman ürünlerinin son mamul hale getirilmesi
için, bu bölgelere entegre tesis ve fabrikalar
kurulacaktır.
4. Yangın ve sabotajlara karşı en ağır cezai
yaptırımlar uygulanacaktır.
5. Orman alanlarında şehirleşme engellenecektir.
6. Erozyona karşı etkin mücadele için orman
alanlarımız artırılacaktır.
7. Orman ürünleri ithalatına sınırlamalar
getirilecektir.
SONUÇ
BTP tüm partilerden farklı küreselleşmeye karşı
Milli duruşa sahip milletimizi ayağa kaldıracak
somut projelere sahip, Türkiye’mizi lider ülke
yapacak iradeye sahip tek partidir.
Bu program; temas ettiği konular, teşhisler ve çözüm
önerileriyle, uluslararası konjonktüre ve
Türkiye’nin konumu ve şartlarına uygun gerçekçi bir
mahiyet arz etmektedir.
Maddi-manevi sahalarda topyekün bir kalkınmayı;
demokrasi, insan hakları, temel hak ve
özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesiyle beraber
hayata geçirmesini hedef almaktadır.
Bölgesinde ve dünyada söz sahibi olan ve dünya
barışının vazgeçilmez unsuru olan güçlü ve tam
bağımsız Türkiye’yi yaşatmak ana amacımızdır.
Bu programın, sağduyu sahibi milletimizin desteğiyle
başarıya ulaşacağına inanıyor, hayırlara vesile
olmasını diliyoruz.
[18.06.2003] |