Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Seçim sonrasının ana başlıkları: Kürt sorunu ve Suriye

Seçimler elbette önemli ama kampanyası hiç ilginç değil. Her gün ekranları kaplayan üç siyasi parti liderinin lise münazaralarını andıran biçimde birbirlerine laf yetiştirmesi, düzeysiz polemikleri, bana, son derece sıkıcı geliyor. Vatandaşlarımızın yani seçmenlerin duygularının farklı olduğunu da hiç sanmıyorum.

Seçimlerin önemi seçim sonrası dönemin sürecin doğrultusunu ve çerçevesini belirleyecek olması bakımından önemli. Hem de çok önemli. Gerek iç politika açısından, gerekse dış politika açısından.
İç politika açısından önemi özellikle Kürt sorununun ele alınış biçiminin ne olacağına cevap verecek olmasından kaynaklanıyor.
Her birinin cevabı birbiriyle ilintil bir dizi soru kendisini ortaya koyuyor:
Yeni anayasa çalışmaları başlayacak mı?
Bu sorunun cevabı yeni TBMM aritmetiği ile verilecek.
Yani?
Ak Parti, 330 sandalyeyi bulacak mı?
Bulursa, yeni anayasa yazma işine diğer siyasi organizmalarla uzlaşma aramadan tek başına mı girişecek?
Bu bir soru.
Bir başka soru, 330’un altında kalması halinde ortaya çıkacak.
TMBB’deki sandalye sayısı 330’un altına düşecek bir Ak Parti, yeni anayasa yapma girişimine hevesi kalacak mı? Yeni anayasa projesi, 2007 seçimlerinden sonra olduğu gibi rafa mı kalkacak?
Bu soruların cevapları, kuşkusuz, MHP’nin baraj altında kalıp kalmaması, kalmadığı takdirde kaç milletvekili ile temsil edileceği, bu arada CHP’nin oy oranının ne olacağı ve TBMM grubunun gücünün ne şekilde biçimleneceği ve belki de hepsinden önemlisi BDP’nin başını çektiği “Kürt ulusal itttifakı”nın kaç bağımsızı TBMM’ye sokacağı ile yakından ilgili.

Kürt sorunu ön planda

“Kürt ulusal ittifakı” diyoruz zira “Bağımsızlar listesi” sadece BDP’lilerden ibaret değil; Şerafettin Elçi’nin KADEP’i (Katılımcı Demokrasi Partisi) ile Bayram Bozyel’in HAKPAR’ı –ki, bu iki parti BDP’ye muhalif siyasi kuruluşlardır- bu seçimlerde birlikte hareket etme kararı aldılar.
Kandil, bu “ittifak”ın arkasında duruyor; “İttifak” ise ilk kez aleni olarak Abdullah Öcalan’ın “otoritesi”ni tanıyor.
Bağımsızların “ittifakı”nı Kürtlerin temsilcisi olarak görmemek şeklindeki kendini aldatma huyunu da terketmek gerekir. Mardin’deki listesinde tek bir Kürt’ün aday gösterilmediği, diğer yerlerde de Kürt yerine “Kürt kökenli vatandaşlarımız”ı aday gösteren Ak Parti’nin Kürtlerin siyasi temsilinden söz edemeyeceği açık.
Tayyip Erdoğan, “Artık Kürt sorunu yok; Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları var” derken, aslında mefhum-u muhalifinden, en yakıcı sorunun Kürt sorunu olduğunu söylemiş oluyor.
Nitekim, CHP’nin de “Kürt sorunu” üzerinden ve Deniz Baykal CHP’sinin konuya yaklaşımının tam tersi yönünden Kürt illerine geri dönüşüne tanık oluyoruz.
Bu arada, “İttifak”ın arkasındaki dinamikler, “demokratik özerklik” projesini fiilen hayata geçirme hazırlığı içindeler. Tarhan Erdem dünkü yazısında bu konuya ayrıntılı biçimde değindi. Yazının mürekkebi kurumadan, başta Diyarbakır, bölgenin 17 belediyesi o yönde açıklama yaptı.
Bütün bu gelişmeler, Kemal Kılıçdaroğlu ile Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmalarında nasıl bir mesaj vereceklerini, “çözüm mesajı” verip vermeyeceklerini son derece önemli hale getirdi.
Diyarbakır konuşmalarını da “nihai” görmemek gerekiyor. Seçim sonuçlarına göre, 12 Haziran gecesi Tayyip Erdoğan’ın “balkon konuşması”nı da beklemek gerekebilir.

Gündeme Suriye gelecek

Tabii, Abdullah Öcalan’ın 12 Haziran ertesinde ne diyeceğini de.
İç politikanın yanısıra, seçimler, dış politikanın yönünün de ne şekilde belirleneceğine işaret edecek olması bakımından çok önemli.
En önemlisi Suriye’ye ilişkin tavırda ortaya çıkacak.
Suriye’de olaylar önü alınamadan devam ediyor. Bugüne kadarki göstergeler, rejimin bundan sonra ne yapsa –oluk gibi kan dökse de, ki zaten döküyor- artık pek dikiş tutturamayacağını gösteriyor.
Seçim döneminde hükümet, Suriye’deki rejimin içerlemesine sebep olsa da, çok kontrollü hareket ediyor sayılır. Ancak, seçimle yetki tazelemiş bir Tayyip Erdoğan hükümeti, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’yi etkileyecek raddeye gelmesine seyirci kalmama yolunu seçebilir.
Tanınmış gazeteci Robert Fisk, Türkiye’nin gerekirse Kuzey Suriye’ye müdahale edebileceğini ileri sürdü. Önüne gelen yetkili, böyle bir “B Planı” olmadığınıileri sürüyor.

“B Planı” var

Türkiye’nin yeni bir mülteci dalgası ile karşılaşmak istemediği ve ülkenin kuzeyinde Şam’ın kontrolünden çıkan bir durum söz konusu olursa, Türkiye’nin kendi sınırları içine büzülerek durumu seyretmekle yetinmeyeceğini söyleyebiliriz.
Yani, “B Planı” mevcut. Sadece, şu konjonktürde bu yüksek sesle dillendirilmiyor.
Suriye konusunda daha açık tavır, seçim sonrasına ve hem Suriye’deki gelişmelere, hem de Türkiye’nin yeni iç dengelerinin nasıl yansıyacağına bağlı biçimde “buzlukta” bekletiliyor.
12 Haziran seçimleri çok ama çok önemli sonuçlar üretecek.
Kampanyaya takılmayın. Seçim sonrasına gözlerinizi dikin...

X