Gündem Haberleri

GÜNDEM

    'Seçim olmasaydı, Erdoğan Kuzey Irak'a girecekti'

    A.A
    18.07.2007 - 12:31 | Son Güncelleme:

    Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Dr.Sedat Laçiner, seçim olmasaydı Başbakan Erdoğan'ın bu yaz Kuzey Irak'a operasyon düzenleyeceğini iddia etti. Ayrıca Laçiner, Barzani'nin PKK'ya verdiği silahların ABD'den para karşılığı alındığını söyledi.

    Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Dr.Sedat Laçiner, Türkiye'nin, Irak'ın kuzeyine büyük çaplı olmayan ve kamuoyuna duyurulmadan yapacağı olası bir hava operasyonu için ABD ile uzlaşmaya varılabileceğini, Amerikalıların buna razı oldukları izlenimini edindiğini söyledi.

    Irak'ın kuzeyine olası operasyon konusunda geçen ay "Kuzey Irak Operasyonu" adlı kapsamlı bir rapor yayımlayan USAK'ın Başkanı Laçiner, konuya ilişkin olarak soruları yanıtladı.

    Laçiner, geçmişte düzenlenen büyük çaptaki operasyonlar tarzında bir operasyonu bu yaz beklemediğini ifade etti.

    Böyle bir operasyon için askeri hazırlık da görmediğini kaydeden Laçiner, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesinin tamamında şu anda 250 bin askerin bulunduğunu belirterek, sadece sınırda 200 bin askerin olduğu yönündeki söylemleri "abartılı" bulduğunu, zaten böyle bir operasyon için bu kadar askere ihtiyaç da olmadığını söyledi.

    Bu yaz için herhangi bir operasyonu mümkün görmediğini, gerekli de bulmadığını kaydeden Laçiner, bununla birlikte yapılması gereken şeylerin bulunduğunu, bunların yararlı da olabileceğini, ancak olası bir operasyonun, "sınırlı, yani küçük veya orta çaplı ya da büyük bir vuruş olacaksa bölge hedefli bir operasyon" şeklinde olması gerektiğini belirtti.

    Olası operasyonun altyapısının da iyi hazırlanması gerektiğini ifade eden Laçiner, bunun için TBMM'den onay almaya, yani tezkereye gerek olmadığını savundu. Laçiner, sınırın ötesinde zaten Türk askerinin bulunduğuna dikkati çekerek, "Bunlar daha önce de faaliyetlerde bulundular ve hiçbir şekilde tezkere gerekmedi. Bugün de sınırlı bir operasyon için tezkere alınmazsa Meclis ayağa kalkmaz, 'niye tezkere almıyorsun?' demez". Bazı marjinal gruplar hariç buna itiraz eden olmaz. 550 kişi içinde 10-20 kişinin itirazı çok da bir şeyleri değiştirmez. O anlamda ben, bunu, tezkereye ihtiyaç olmadan hükümetin askeri makamlarla görüşerek yapabileceği kanaatindeyim" diye konuştu.

    "BU İŞLER DAHA SESSİZ SEDASIZ YAPILMALI"

    "Ben bu işlerin daha sessiz sedasız yapılmasından yanayım" diyen ve tezkere meselesinin bu kadar gündemde tutulmasında sıkıntı gördüğünü ifade eden Laçiner, sözlerine şöyle devam etti:

    "Kangrenleşmeye yüz tutacak bazı noktalar var, kış şartları oluşmadan oralara hava saldırıları yapılabilir. Ve bu hava saldırılarının da daha evvel, çok kısa bir zaman dilimi kala Amerikalılara bildirilerek yapılması mümkündür. Amerikalılarla şu anda oturulup böyle bir uzlaşmaya varılabilir ve denilebilir ki, 'Ben büyük çaplı bir operasyon yapmak istemiyorum. Irak'ın kuzeyinde seni müşkül duruma düşürecek bir işe girmek istemiyorum, ama bazı hava saldırıları yapacağım, dar bölgelere bazı indirmeler yapacağım. Bunlara göz yum. Ben yapayım, sen görme. Ben duyurmayacağım, sen de görme'... Ben, buna Amerikalıların razı oldukları izlenimini edindim. Bu konuda Amerikalılar Şubat 2007'de zaten yeşil ışık yakmışlar, bu tarz operasyonlara ses çıkarmayacaklarını söylemişlerdi. Bunun yapılması lazım ve bu yapılabilir de bir şey."

    Konunun ikinci boyutu olarak, terör örgütü PKK'nın şehirlerde yasal faaliyetlerde bulunmasını gösteren Laçiner, PKK'nın, "dağlardaki kadar, kasabalarda ve şehirlerde de faaliyetlerinin olduğunu, bunların rahatsız edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi gerektiğini" kaydetti.

    "IRAK'IN KUZEYİNDE MİT'İN ÇOK AZ KULLANILDIĞI KANAATİNDEYİM"

    "Bana sorarsanız, iş askeri önlemlere değil, operasyonel istihbarata kalıyor" ifadesini kullanan Laçiner, Irak'ın kuzeyinde MİT'in çok az kullanıldığını düşündüğünü belirtti.

    Laçiner, "Daha ziyade konu, 2003 yılındaki Irak savaşından bu yana askere havale oldu. Orada zaten belli varlıkları vardı ve bu sahaya MİT fazla giremedi. Burada bütün operasyonların beyninde MİT olsa çok daha yararlı olabilir çünkü burada dağlarda çatışmalardan ziyade, bir istihbarat teşkilatının çözebileceği tarzda oyunlar ve bağlantılar var" dedi.

    Irak Cumhurbaşkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani ile terör örgütü PKK'nın, bu anlamda Türkiye'den daha fazla istihbarat merkezli düşündüğü ve önlemler aldığı görüşünü dile getiren Laçiner, örneğin, Barzani ve Talabani'nin, tamamen eski PKK'lılardan ya da Türkiye'den giden Kürt kökenlilerden oluşan bir ekip oluşturduklarını ve bu ekibin, Türkiye'deki tüm yayın organlarını ve önemli isimlerin açıklamalarını Türkçeden Kürtçeye çevirdiğini anlattı. Laçiner, kuzey Iraklı liderlerin, bu yolla Türkiye'nin nabzını tutmaya çalıştıklarını ve ona göre tepkiler geliştirdiklerini öne sürdü.

    IKDP lideri Barzani'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde, "durumu koklamak ve bölgedeki hareketliliği rapor etmek için, ajan olarak kullandığı adamları" olduğunu iddia eden Laçiner, "buradaki püf noktası; cephenin gerisinde Türkiye'nin mücadele kurabilmesi lazım. Yoksa yüz yüze cephe savaşında Türkiye'nin zaiyatı çok büyük olur ve elde ettiğinden çok kayıp verebilir. Bu, Türk askerinin Barzani peşmergelerinden ya da PKK'dan daha zayıf olmasından dolayı değil, coğrafi koşullar, iklim, hedefin sabit olmayışı ve uluslararası kamuoyunun, hatta ulusal kamuoyunun hazır olmayışı gibi çok sayıda nedenden kaynaklanabilir" diye konuştu.

    "MÜCADELE STRATEJİSİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLERE İHTİYAÇ VAR"

    "Cephe gerisi mücadelenin verilmesi, yani cephenin arkasına sızılarak, orada faaliyette bulunulmasına ihtiyaç duyulduğunu" kaydeden Laçiner, bu faaliyetlerin de sadece askeri faaliyetler olmaması gerektiğini belirtti.

    Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine dönük mücadele stratejisinde köklü değişikliklere ihtiyaç olduğunu savunan Laçiner, çok fazla tepkisel davrandıklarını, bunun da karşı tarafın manipülasyon faaliyetlerine girişmesine yol açtığı görüşünü dile getirerek, şu görüşleri dile getirdi:

    "Örneğin PKK öyle güzel karşı program yapıyor ki; işte ateşkes ilan ettiler, bunu ilan ettikleri yer Brüksel. Ateşkes olmadı biliyorsunuz ama onu çok güzel manipülasyon aracı olarak kullandılar. Hemen Türkiye'nin saldırı ihtimali olduğu haberleri yayılınca yabancı gazetecileri Kandil Dağına götürdüler, gezdirdiler, propaganda imkanı buldular. Ama ben baktığım zaman, bunun karşısında Türkiye'nin yaptığı herhangi bir propaganda çalışması olmadı. Biz sadece cepheyi genişlettik. ABD'yi suçladık, AB'yi suçladık, hatta kendi içimizde, şehit cenazelerimizde birbirimizi suçladık. Olmayacak şeyler yaptık. Daha organize olmalı ve daha eşgüdümlü hareket edilmeli. Bir de sorunun sadece askeri birimlerin sırtında bir yük olarak durmaması gerekiyor. Buna daha etkili bir şekilde istihbaratın eklenmesi lazım. Irak'a dönük olarak iyi bir psikolojik çalışmanın yapılması ve tabii ki de sivil idarenin bu işin beyninde olması lazım."

    Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Dr.Sedat Laçiner, terör örgütü PKK'ya silahları Barzani grubunun verdiğini öne sürerek, "Büyük kısmı para karşılığında, ama silahlar ABD silahları. ABD, silahların Barzani'den PKK'ya geçtiğini biliyordu" dedi.
    Laçiner, Irak'ın kuzeyine olası operasyon tartışmaları ve Türkiye'nin bölgeye yönelik politikası konularında AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

    ABD'nin PKK'lılara silah verdiğine dair iddiaların hatırlatılması üzerine Laçiner, terör örgütü PKK'ya silahları Barzani grubunun verdiğini öne sürerek, "Büyük kısmı para karşılığında, ama silahlar ABD silahları. ABD, silahların Barzani'den PKK'ya geçtiğini biliyordu. ABD kamyonu gelip de silah teslimatı yapmaz zaten" dedi.

    "ABD'nin PKK'yı temelde İran'a karşı kullanmak istediğini, oraya karşı silahlanmasına yardımcı olduklarını, İsrail'in de yardımcı olduğunu" iddia eden Laçiner, "Mossad'ın eski direktörü Barzani'nin danışmanı, MOSSAD'ın bazı subayları görevden ayrılmış görüntüsü altında Irak'ın kuzeyinde çok faaller. PKK'nın özellikle İran'daki uzantısı olan PEJAK kanadının silahlanmasında ABD ve İsrailliler çok büyük rol oynadı. Bunların büyük çoğunluğu Barzani'nin adamları kılığındadır. Baktığınızda anlamazsınız. Kürtçe konuşurlar, Kürt görünümündedirler. Ama fiiliyatta bazı servislerle birlikte çalışmaktadırlar. Dolayısıyla oradan silahlar geldi" diye konuştu.

    "PKK'nın bazı patlayıcı düzenekler konusunda da dışarıdan eğitim aldığını" söyleyen Laçiner, "örneğin Nokia'nın eski ve basit bir cep telefonu modeline düzenek bağlanarak bunun saldırılarda kullanıldığını, bunu PKK'nın yapamayacağını, dışarıdan öğretildiğini" öne sürdü.

    "KÜRT DEVLETİNİ KUCAĞIMIZDA BULABİLİRİZ"

    Irak'ın kuzeyindeki güvenliği sağlamada askeri boyutun "küçük bir kısmı" oluşturduğunu, "öncelikli bir kısım" olmadığını ifade eden Laçiner, şu görüşleri savundu:

    "Askeri boyuta odaklandığınızda maliyeti kazancından çok daha büyük olabilir ki o maliyetler içerisinde bir Kürt devleti olabilir. İstemediğimiz o Kürt devletini, Türkiye'nin (Irak'a) kontrolsüz girmesi halinde kucağımızda bulabiliriz. Türkiye buna neden olabilir. Şu anda çünkü Irak'ı bölmek için meşru gerekçe yok ve çok zorlanıyorlar, Irak'ı bölemiyorlar. Ama Türkiye'nin bu tür çabaları ve yanlış girer, başarısız olursa Barzani 'ben devletimi kurdum' der. Türkiye de başarısızlığın sonunda yeniden oraya girmeye cesaret edemezse fiili devlet, ardından da Fransa 'ben de tanıdım' derse, o zaman ne yapacak Türkiye? Kalırsınız ortada. İtirazları ciddiye alınmaz, çünkü Irak'a saldırmış bir ülke olarak lanse edilirsiniz. Ummadığınız ülkeler karşınıza çıkabilir. Sadece Fransa değil, mesela Rusya da tanıdığını söylerse ne yapacaksınız? Herkes diyor ki İsrail ve ABD var bunun arkasında. Sanıyor musunuz ki Rusya burayla ilgilenmiyor. Türkiye kendi eliyle kendi oyununa gelebilir."

    "PKK'nın şu anda aslında bitme noktasında olduğunu ve yeniden canlanabilmek için aşırı eylemler yapma gayreti gösterdiğini" ifade eden Laçiner, "Bunu yeniden canlandırabilirsiniz. PKK şu anda terörist bile bulamıyor. Ama sizin saldırınız bir gerekçe, meşruiyet oluşturur, terörist bulunmasını kolaylaştırır. Köylerdeki bazı insanlar, 'Türkler saldırıyor' der ve PKK'ya katılır. Bu nedenle meseleye sadece askeri kazanç olarak bakarsak yanılırız. Kaldı ki askeri kazanç açısından da ne getireceği tartışmalı" diye konuştu.

    "HÜKÜMET, IRAK'IN KUZEYİNE BU YAZ GİRECEKTİ"

    "Seçimlerin sonbaharda yapılmasının planlandığı dönemde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin Irak'ın kuzeyine aslında bu yaz girmeyi düşündüğünü" öne süren Laçiner, şu görüşleri dile getirdi:

    "Ocak ayında Erdoğan, 'koordinatörlük müessesesi çalışmıyor, Amerikalılar beklediğimizi yapmıyor, biz haklarımızı savunma adına gereğini yapacağız' diye açıklama yapmıştı. Bu aslında yaz döneminde Irak'a girme sinyaliydi. Bunu da Amerikalılar doğru okudu. Hatırlarsanız Ocak, Şubat ayları hep böyle tartışmalarla geçti. Amerikalılar Türkiye'yi durdurmaya çalıştı. Ocakta Başbakan bunu söyledi, yaza ya da baharın ortalarına kadar hazırlık yapılır, bahar ya da yaz aylarında da operasyon yapılır, buna hazırdı Türkiye, ama mesele, hükümeti sıkıntıya sokan nokta şudur; sınır ötesi operasyona içerideki karışıklıklar eklendi. Yani hükümet, 'sınır ötesi operasyonu bir fırsat bilip kendisini düşürmeye yönelik bir oyun mu var' korkusu içerisine girdi. Aynı şekilde diğer kurumlar da Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, ana muhalefet, 'acaba hükümet bir oyun mu yapıyor?' hissine girdi. Yani Türkiye'nin kurumları arasında çok ciddi açıklar oluşmaya başladı. Mesele budur. 22 Temmuz seçiminden sonra eğer Türkiye içerisinde çeteleşmeler, gerilimler, bunlar giderilirse, bunlar kriz ya da sorun olmaktan çıkarsa Türkiye kuzey Irak'a bütün kurumlarıyla ve bir ülke olarak odaklanabilirse, bir sorun olacağını düşünmüyorum. Irak'ın kuzeyine doğru araçlarla, doğru zamanda ve doğru miktarda müdahale olacaktır, olur. Ya da müdahale olacağı korkusuyla Barzani ve Talabani yola gelir, getirilir. Ama içerideki kriz devam ederse Irak'ın kuzeyi bizim için sadece iç siyasetimizdeki faktörlerden biri olur ve çok zarara uğrarız. Kullanırlar bunu. Hem terör örgütü, hem Talabani-Barzani ikilisi, hem de ABD bize karşı bunu kullanır."

    "Barzani ve Talabani'ye dönük suçlamalar yanında Türkiye'nin bazı taahhütlerde de bulunması gerektiğini" ifade eden Laçiner, "Bu bir müzakere, pazarlık ise 'terör örgütüdür, sen bununla savaşmak zorundasın' denip geçilemez. Sizin için bir şey yapacaksa bir şey vermeniz lazım" dedi.

    Irak'ın kuzeyinde eskiden çok fazla uluslararası aktör bulunmadığına, Körfez Savaşından sonra İngiltere, Fransa ve ABD'nin Çekiç Gücü oluşturduklarına, ancak bunların temelde Saddam'a karşı olduğuna dikkati çeken Laçiner, "Kürt politikasına çok fazla giremiyorlardı. Ondan daha önemlisi Saddam Hüseyin politikası vardı, oraya odaklanmışlardı, petrol nedeniyle Körfeze odaklanmışlardı" diye konuştu.
    Bununla birlikte, Irak savaşından sonra şu anda Irak'ın kuzeyinin, tüm bu aktörlerin birinci derecede ilgilendiği yerler arasına girdiğini belirten Laçiner, "Türkiye artık yalnız değil, ama bunun bilincinde hareket etmiyor açıkçası" ifadesini kullandı.

    "TÜRKİYE, KENDİSİNE ÇELME TAKMAYA ÇALIŞAN BİR ADAMA BENZİYOR"

    Laçiner, "Türkiye'nin entegre bir kuzey Irak politikası olduğunu düşünmediğini, böyle bir politika olacaksa askeri, diplomatik, ekonomik ve sosyal boyutunun olması gerektiğini" kaydederek, şunları savundu:

    "Ama baktığınız zaman, bu boyutların bir kısmı yok. Diplomasi, ekonomi ve askeri boyutlar ise kendi kafasına göre her biri ayrı ayrı bağımsız sektörler gibi çalışıyor. Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yönelik ekonomi politikası ve askeri politikası arasında uçurum var, diplomasisiyle askeri arasında uçurum. Yani üç sektör bağımsız çalışıyor birbirinden. Bu da şu anlama geliyor; Türkiye bir yandan hızla koşarken, kendisine çelme takmaya çalışan bir adama benziyor. Koşuyorsunuz ve kendinize ikide bir çelme takmaya çalışıyorsunuz. Düşünce de başkasını suçluyorsunuz, 'kim bana çelme taktı' diye. Yani birbirinin etkisini azaltan politikalar bunlar, tamamlayıcı olmak zorunda politikalarımız. O da içerideki karışıklıkla ilgili. Türkiye bir türlü kuzey Irak konusunda özellikle dışarıya bir şey gösteremedi, bir blok halinde olduğunu yansıtamadı."

    Irak savaşından sonra devletin tüm birimlerinin toplandığını ve o toplantıda Barzani ve Talabani ile görüşme kararının çıktığını, onun gereği olarak da görüşmelerin yapıldığını, MİT müsteşarının bizzat gidip görüştüğünü hatırlatan Laçiner, ancak daha sonra "görüşülmez" şeklinde açıklamaların geldiğine işaret ederek, "Ne oldu, Türkiye karışık sinyaller vermeye başladı. Bir anlamda kendi kendine çelme takmış oldu. Devlet bir karar aldıysa onu uygulaması lazım. Kurumların bu kararı çiğnememesi lazım. Bunun yeri MGK'dır. Genelde burada konuşulmayıp, dışarıda konuşuluyor, bu doğru değil" diye konuştu.

    "KUZEY IRAK'IN FIRSAT BOYUTU VAR"

    "Kuzey Irak'ın bir sorun olarak görüldüğünü, oysa bir fırsat boyutunun olduğunu" savunan Laçiner, şunları belirtti:

    "Sadece ekonomik olarak söylemiyorum, Kürt sorununun çözümü anlamında da Türkiye şu anda tarihi bir fırsat içerisinde. Eğer kuzey Irak'ta bazı sorunları çözebilir ve kuzey Irak'ın kontrolünde pay sahibi olabilirse Türkiye, belki de Kürt sorununu çözebilir. Türkiye, Kürt sorununu kuzey Irak olmaksızın çözemezdi, yani sadece Güneydoğu meselesi olarak çözemezdi. Şu anda çok büyük bir şans da var, eğer Türkiye'nin istediği şekilde şekillenirse kuzey Irak... Kürt devletinin engellenmesi olarak söylemiyorum ben bunu, aksine, istediğimiz tarzda bir Kürt devletinin kurulmasının çok büyük yararları olabilir. Ama istediğimiz tarzda, Türkiye'nin etkisi altında, Türkmenlerle ve Araplarla sınırlandırılmış bir Kürt devleti. Gücü ve sınırları Türkmenler ve Araplarla sınırlandırılmış, içerisinde Türkmenlerin ve Arapların bazı özerkliklerinin olduğu bir Kürt devletinin şu avantajları olabilir; bundan sonra Kürtler artık 'mazlum devlet' argümanı altına saklanamazlar. İkincisi böyle bir devletin bir çekim merkezi olması mümkün değildir. Bu durumda şu fark daha net bir şekilde ortaya çıkar; 'Kürtler için yaşanabilecek en iyi yer Türkiye'dir'. Ekonomik ve siyasi olarak Türkiye'nin en iyi yer olduğu ortaya çıkar ve bir süre sonra göreceksiniz Talabani ve Barzani arasındaki gerilim şiddet noktasına ulaşacaktır. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Türkiye'nin Kürt sorununu çözebilmesi anlamında kuzey Irak'taki son durum, büyük riskler getirdiği kadar çok büyük fırsatlar da getiriyor. Ama Türkiye, işte şu anki yaklaşımını sürdürürse, dağınıklığını sürdürürse, riskler daha büyük risk olur, fırsatlar da tehdide döner."

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı