Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sayanora Tokyo

Turgut ŞAVKAY

Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Zeytinyağı Konseyi tarafından düzenlenen bir toplantı dolayısıyla Tokyo'daydım.

Gidiş zor, dönüş ise resmen acıklıydı. Çünkü Japonya, keşfedilmesi zaman isteyen bir yer. Bambaşka bir coğrafya, bambaşka bir kültür ve bize hiç benzemeyen insanların ülkesi burası.

Japonya'ya gidip sadece birkaç gün geçirmek, çok güzel ve hoş bir kadınla bir erkeğin birkaç saatlik flörtüne benziyor. Oysa böyle birisiyle insan belki de bir ömür geçirir de yine bu birlikteliğe doyamaz.

''Fark nerede?'' sorusunun birkaç günlük gözlemle bile verilecek cevabı çok. Hele benim gibi beş altı kez bu ülkeyi ziyaret etmiş birisi için farklar daha belirgin.

Listenin uzun olmasına karşılık ben ilginç bulduğum birkaçını kısaca anlatayım.

Japonlar dokunmak denen şeyin farkında değil görünüyor. Kimse kimsenin elini sıkmıyor. Babalar ve anneler çocuklarını, çocuklar da onları öpmüyor. Sadece karşılıklı eğilerek selamlaşıyorlar. Hepsi bu.

Büyükelçiliğimizdeki davette, bir arkadaşım merakını yenemedi. Tokyo Üniversitesi Batı Asya Enstitüsü öğretim üyelerinden Profesör Suzuki'ye beklenen soruyu sordu. Ben cevabı duyamadım. Sadece bizleri iyi tanıdığı için Prof. Suzuki kızardı. En azından bu kadarını gördüm.

Japonlar paraya doğrudan dokunmamaya da dikkat ediyor. Para mutlaka bir küçük zarif sepet içine konarak veriliyor. Aynı şekilde de alınıyor.

Paket yapmak burada adeta bir sanat. En küçük bir eşya bile mutlaka paketlenerek veriliyor. Japonya'ya bundan on beş yıl kadar önce ilk gidişimde, bunu anlattıklarında inanmamıştım. İnat olsun diye, bir küçük kırtasiyeciden, en ucuzundan bir kurşun kalem aldım. ''İstemiyorum'' çığlıklarıma rağmen, tezgahtar bu küçük ve ucuz kalemi dakikalar boyunca büyük bir itinayla sarıp sarmaladıktan sonra vermişti.

Japonya ile anılarım pek çok. Ama hepsini bir yazıya sıkıştıramayacağımı kabul ederseniz. Zaten bu yazı bile epey uzun oldu.

Önümüzdeki günlerde bunlardan bazılarını aktarmaya devam edeceğim.

Japon yemekleri ile ilgili yazı için ise pazara kadar beklemek gerekiyor.

Tosca’dan Heybeli’ye

İstanbul'da olmadığım günlerde kentte pek fazla bir değişiklik olmadığı ortada. Ancak bazı şeyleri kaçırdığımı farkedince üzüldüm doğrusu.

Bunlardan birisi İş Bankası Yönetim kurulu Başkanı Burhan Karagöz ve eşi ile Genel Müdür Ersin Özince ve eşinin davetiydi.

Türkiye İş Bankası'nın 75. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde 27 Şubat cumartesi günü, Atatürk Kültür Merkezi'nde bir konser düzenlenmiş.

Davetiyenin üzerinde, ''Aryadan gazele: Müzik evreninde bir yolculuk'' yazıyor. Tenor Erol Uras, kanuni Ruhi Ayangil, udi Mutlu Torun ve piyanist Serdar Yalçın'ın yorumları ile yapılmış müzik dünyasındaki bu yolculuk.

Bu kadar ilginç, bize özgü, bizi yansıtan bir müzik olayını düşünen, düzenleyen, maddeten destekleyen ve nihayet gerçekleştirenlerin ellerine sağlık.

Bana da geçmiş olsun!

Öfkeli minibüsçüler

Gazetedeki bir haber tüylerimi diken diken etti.

Öfkeli minibüsçüler dehşet saçmış! Gebze-Harem hattında çalışan minibüs şoförleri aynı güzerahta çalışan halk otobüsü sürücüleri ile hat yüzünden birbirine girmiş.

Haberde ''35-40 kişilik minibüs şoförü grubu, karayolunu savaş alanına çevirdi'' deniliyor.

Minibüsçüler, içinde yolcu bulunan seyir halindeki halk otobüslerini taşlamışlar.

Kimsenin burnunun kanamamış olması bir tesadüf.

Öte yandan böyle bir vahşet insanın üzerinde hiç iz bırakmaz mı? Hele yolcu küçük bir çocuksa!

Minibüsçüler ayrıca duruma müdahele etmek isteyen polislere de saldırmışlar. Polis, ancak havaya ateş ederek öfkeli kalabalığı dağıtabilmiş.

Zorbalar, ''Belediyeler bu otobüslere düşük fiyatla hat verince zor duruma düştük. Ekmeğimizle oynatmayız. Bu işin peşini bırakmayız'' diye gözdağı vermişler.

Sonuçta vatandaşın lehine çalışan bir rekabet durumu sözkonusu. Rekabet yüzünden minibüsçülerin geliri azalmış.

Peki, bu durum otobüslerin ve içlerindeki insanların taşlanmasına ve polise saldırılmasına yeterli mazaret oluşturuyor mu?

Her zaman sorduğum bir soruyu tekrar sorayım: Burası dağ başı mı?

Zorbalara ne gibi bir ceza verildiğini, daha doğrusu bir ceza verilip verilmediğini çok merak ediyorum. Bir yetkili buna kalkıp cevap verirse gerçekten sevineceğim.

Bir de minibüsçülere sorum var: Siz ekmeğinizle oynanınca bu kadar öfkelenip insan sıfatından sıyrılıyorsunuz da, bizim canımızla oynadığınızda bizim size ne yapmamızı istersiniz acaba?

X