"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Savcı Bey ‘öteki yanağını’ çevirir miydi?

İZMİR ’de karakolda bir kadını döven iki polis memuru için ‘basit yaralamadan’ 1,5 yıl hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Vatan gazetesi olayı ortaya çıkarınca polisler hakkında açılan dava yenilendi. Dayakçı polisler şimdi 5 yıl 9 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanacaklar.

Karakolda dayağa tanık oldukları halde, müdahale etmeyen iki polis için de dava açıldı.

Konunun önce savcılık ile olan ilgisine değinmek istiyorum: Savcı, şikâyetçi kadını görüp ifadesini almamış mıydı, diye merak ettim. İfadesini almış olsaydı, “sağlam” yazılı hekim raporuna rağmen kadının darp edildiğini, yüzünün yara bere içinde olduğu görür, bugün açtığı davayı o gün açardı. Hatta onunla kalmaz, görevini gereği gibi yerine getirmeyip, dayak yemiş kadına sağlam raporu veren adli tabip için de soruşturma izni isterdi.

Böyle bir şikâyet varken karakoldan kamera kayıtlarını istememiş olması da ilginç tabii.

Yani diyeceğim şu ki bu konuya bakan savcı beyin de bir soruşturulması gerekiyor. Görevini gerektiği gibi yerine getirmediği için!

Kim bilir, belki savcı da olayı örtbas etmek isteyen İzmir Emniyeti yetkililerinin yanında durmayı, kendi geleceği için daha uygun bulmuştur.

Bir diğer mesele dayak yiyen kadın hakkında da 6,5 yıl hapis cezası istemiyle dava açılması.

Kadının suçu dayak yerken memurları ittirip, kaktırmak, tırmalamak!

Merak ettim, acaba savcı bey, böyle bir muamele ile karşılaşsa, “karşımdaki devlet memurudur, üniformalı polistir, aman direnmeyeyim de ceza almayayım” diye öteki yanağını da çevirir miydi? Sanık hakkındaki lehte delilleri de toplamak savcılık görevlerinden değil midir? Yasadışı bir saldırıyı durdurmak için elindeki tek silahı, tırnağını kullanan bir kadın, meşru müdafaa içinde sayılmıyor mu?

Tabii bir de meselenin “sivilleşmiş Türkiye Cumhuriyeti” ile yakın ilişkisi var.

Bu nasıl bir sivilleşme ki vatandaşı döven devlet memuru, kendisini savunmaya çalışmaktan başka bir suçu olmayan vatandaştan daha az ceza alabiliyor?

28 Şubat bin sene yaşayacak galiba!

HABER geçtiğimiz perşembe günü Akşam gazetesinde yayımlandı. Belki haber hakkında bir açıklama yapılır, yanlış bir şey yazmayayım diye bugüne kadar bekledim, bir açıklamaya rastlamadım.

Devrim Tosunoğlu’nun haberine göre terörün finans kaynaklarına neşter vurmak için 15 ilin terörle mücadele şube müdürleri, MASAK uzmanları, Adalet ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, mali suç uzmanları bir toplantıya çağrılmışlar.

Anlaşılabilir bir toplantı, terörle mücadele etmenin bir yolu da kuşkusuz ki terörün mali kaynaklarını kesmek, gücünü zayıflatmaktır. Buna kimsenin bir itirazı olamaz.

Ama haberdeki bir ayrıntı dikkatimi çekti: Toplantıya yargıç ve savcılar da çağrılmış!

Hadi diyelim ki “savcıların böyle bir toplantıda bulunması yararlıdır, kamu adına hukuku temsil edenler onlardır”. Ben bu kanaatte değilim ama diyelim ki bu görüşe hak verdim.

Yargıçların bu toplantıda nasıl bir işi olabilir?

Yargıç bağımsız değil midir? İleride karşısına dava konusu olarak çıkacak bir mesele için “devlet memurlarından brifing alması” yargı bağımsızlığını zedeleyecek bir görüntü yaratmaz mı?

28 Şubat’ın yargıçlara brifing veren askerlerinin yerini, şimdi AKP döneminin yargıçlara brifing veren polisleri mi alacak?

Yine o malum soru

PAZARTESİ gününe bu soruyla başlamak hafta boyunca işlerinizin rast gitmesini sağlamaz ama artık bu işin peşini bırakmak da olmaz.

İşte soruyorum: KPSS sorularını çalan suç örgütü ne oldu? MİT ve Emniyet neden bu suç örgütünü yakalayamadı? Bu suç örgütünün devletten güçlü olmasını sağlayan bir “okuyup, üfleyeni” mi var?

X