"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Savaşı yaşadım

Saddam’ın Tel-Aviv’e attığı o ilk ‘Scud’ füzesi karanlığı yararak, üzerimizden geçti, ilerideki tepenin ardından bir patlama sesiyle birlikte göğe doğru kırmızı-mavi bir ateş haresi yükseldi.

Savaşı yaşadım… Yaşıyorum! Birinci Körfez Savaşı sırasında İsrail’de bulunuyordum, işçi statüsünde… Necef çölünde, Ürdün sınırında, bedevilerle, domates, kavun tarlalarında ırgatlık yapıyordum. Savaş başlayınca, gaz maskeleri verildi hepimize. Saldırı bekleniyordu. Kimyasal olabilirdi. Barakalarımızın hava girebilecek her deliğini naylonlarla kapladık, yemekhaneyi sığınağa çevirdik. Bir bölümümüze silah dağıtıldı. Artık yarımız tarlada çalışırken, yarımız nöbet tutuyordu. Annem yalvarıyordu geri dönmem için. Arkadaşlarımı bırakmak içimi acıtıyordu, ama bu benim savaşım değildi, ailem, dostlarım, vatanım, olmam gereken yer Türkiye’ydi. Geri dönmeye karar verdim. Bir gece vakti çölü geçen tırlara otostop yaparak Tel-Aviv Havaalanı’nın yolunu tuttum. Bu bir aile yazgısı mıydı? Annemin ailesi Gürcistan’dan, Bolşevik devriminden güçbela Türkiye’ye kaçmıştı. Ailenin bir bölümünü, onca mal varlığını geride bırakarak, korku içinde… Babamın ailesiyse Balkan Savaşı’ndan kaçıp Edirne’ye akrabalarının yanına sığınmıştı, Romanlarla beraber yollara düşmüşlerdi, sınır kapısında büyükbabamgillerin kimliğini, “Kıpti” diye damgaladılar aceleyle. Bu ilk savaştan kaçışı değildi atalarımın, ama her seferinde son olacağını umuyorlardı… Barışı özlüyorduk, tüm insanlar gibi…

GAZ MASKENİ TAKSANA

Havalimanında gaz maskemi teslim ettim. Uçağa daha saatler vardı. Bir köşeye kıvrıldım. Uyuyakalmışım. Siren sesleriyle uyandım, benden başka yolcu yoktu salonda. Koşturan askerleri gördüm, “Durun, beni bekleyin” diye bağırdım. Beni de aldılar yanlarına ve geçici sığınağa indik birlikte, bir bölük asker ve fakir. Herkes gaz maskelerini takıyordu. Gaz maskeli askerlerden bir kadın, bana döndü; “Gaz maskeni taksana” dedi, “Sınır kapısında teslim ettim” dedim… Maskesini çıkarıp bana verişini asla unutmayacağım, belki de hayatı pahasına fedakârlık yapan o kadının karşısında utanma duygusu vardı içimde. Telsizle bazı konuşmalar oldu. Bölüğe, büyük sığınağa gitmeleri emri geldi. Bunun için koşarak uçak pistini geçmemiz gerekiyordu. O pistin ortasında bir an dona kaldık, ilk defa füze görüyordum, Saddam’ın Tel-Aviv’e attığı o ilk “Scud” füzesi karanlığı yararak, üzerimizden geçti, ilerideki tepenin ardından bir patlama sesiyle birlikte göğe doğru kırmızı, mavi bir ateş haresi yükseldi. Orada, o anda kim bilir kaç can yitmişti. Az sonra büyük sığınağın vakumlu kapısı üzerimize kapandığında, canından başka sermayesi olmayan, hiç olmadığım kadar çıplak, bir gariptim…

NEFSİMİZLE OLAN SAVAŞ

Yüzleşmekten kaçtığınız bir iç meselenin, kendini görünür kılmak için dışa vurması gibi; mesela, bedensel hastalıklardaki gibi, dışarıdaki savaşın da içsavaşımızı vermekten kaçmamız sonucu tezahür ettiğini düşünüyorum. Nefsimizle olan savaşımızı kastediyorum. Kaçtıkça, kaçamayacağımız bir biçimde karşımıza çıkıyor yazgımız, soyuttan, somuta doğru hareketle… Hz.Muhammed (SAV) ve ümmeti, kendilerine düşman olan, varlık hakkı tanımak istemeyenlere karşı, pasif direniş sergilediler önceleri, uzlaşı yolları tükenince, Medine’ye hicret ettiler. Saldırı ve tehditler bitmeyince savaşa mecbur kaldılar. Kimse zorlanmadı savaşa Hz.Peygamber tarafından, hazır olmayanlar geride kaldı. Zorlu savaşlar Müslümanların galibiyetiyle neticelenmişti. “Bu küçük cihattı, asıl büyük cihat şimdi başlıyor, nefsimize karşı” diyerek asıl savaşı işaret etti Hz.Muhammed. Ayyuka çıkan hastalığın semptomları ortadan kaldırılmış, yeniden nüksetmemesi için içerideki kaynağı şifalandırmak gerekiyordu şimdi. Bu manada, huzura varmak için savaştan kaçınmak mümkün değil anlıyorum ki! Ve savaş, yalnız benim ailemin hikâyesi değil, insan olmak bir savaştır! Barışı hak edeceğimiz günlerin geleceğini umuyorum! Yoksa da bu yolda, zulme karşı insanlık yolunda şehit olmak var…
Şimdilerde bir eşikteyiz. Başımızda hak söz söyleyecek bir peygamber, veli kişi olmadığına göre, sıcak savaş gibi kararlar, istişare edilerek, toplumsal mutabakat arayarak alınmalı. Kaş yapalım derken göz çıkarmamaya dikkat etmeli, ne korkunun ne de hırslarımızın bizi yönlendirmesine izin vermemeliyiz. Muhtemel bir savaşta, yıkıma ve masumların daha fazla mağdur olmasına taraf olmamalıyız. Zulüm edenlerle çıkar peşinde silah tutanların arasında kalan masum halkın tarafı olmak nasıl becerilir, marifet bu olsa gerek! Aşağısı sakal, yukarısı bıyık. Durum zor! Her an uyanık kalmayı, basiret sahibi olmayı gerektiriyor. Karar alıcıların doğru politikaları uygulama yönündeki içsavaşlarının, başta ülkemiz ve tüm insanlık adına hayırlı sonuçlanmasını dilerim! Allah yardımcımız olsun, aklı selim, kalbi selim olmayı nasip etsin, bizleri şerlerin şerrinden korusun, yanıltmasın… Savaş içinde savaş var!

Not: Şalom / selam; tüm Musevi kardeşlerimizin 5774. yılını kutluyor, kefaret oruçlarında tüm insanlığın affı ve barış için dua etmelerini rica ediyorum! Allah kabul etsin!

X