Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Savaş artık tarihte kaldı...

    Hürriyet Haber
    15 Ocak 2006 - 19:12Son Güncelleme : 15 Ocak 2006 - 19:16

    Altmış yıl süren ‘nükleer caydırıcılık’ dönemi, düşük yoğunlukta savaşlar, yaygın ancak (ölenler genellikle fakirler olduğu için) çok ses getirmeyen ve çabuk unutulan katliamlar, ekonomi ve özellikle de enerji alanında karşılıklı-bağımlılıklar (bağımlışık desek kızarlar mı?), bir de bu gelişmelere barışçı eğilimin güçlenmesini ve süpranasyonal oluşumları ekleyin... “Savaşlar artık tarihte kaldı” diyenler çok. Acaba mı?

    <ı>/images/100/0x0/55ea669ef018fbb8f87d7bf4Ön-not: <ı>‘Savaş artık geçmişte mi kaldı, demek ki barış yerini mi aldı...’ diye düşünür ve yazarken, arkadaşım ve meslektaşım <ı>Faruk ESKİOĞLU<ı>’nun notu ulaştı elime. Giderek oturan, etkinleşen, başarı grafiğini yükselten <ı>AÇIKGAZETE<ı>’den bir spot. Konumuzla doğrudan alakalı değil ama... grafik öyle bir cuk oturdu ki, burada kullanayım istedim:

    <ı> 

    <ı>“<ı>HÜKÜMETİ UYARAN KORGENERALE EV HAPSİ...<ı> İspanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Jose Mena Aguado, 'ülkenin bütünlüğü' konusundaki uyarıları ardından cumartesi günü ev hapsine alındı. Korgeneral Aguado, hükümetin Katalonya bölgesine daha fazla özerklik tanıyacak siyasi açılımının, askeri darbe ile engellenebileceğini söylemişti.” <ı>www.acikgazete.com <ı>adresindeki <ı>AÇIK GAZETE<ı>'dendi. (YANDA)”

    <ı> 

    *

     

    Evet, konumuza dönelim...

     

    Savaş(lar) artık tarihte mi kaldı?

     

    Buradaki ‘savaş’ tabii kelimenin ‘klasik’ anlamında, yani binlerce senedir icra edildiği şekliyle, klasik savaş... Dünya savaşı, iki ülkenin bütün varlıklarıyla birbirini yok etmeye çalıştığı çatışmalar, cephe yahut meydan savaşları...

     

    Yani “toplu, haklı ve silahlı çatışma”. Bu anlamda ‘savaş bitti’ diyor filozof Frédéric Gros. Yerini yeni bir çatışma ve çarpışma biçimine terk ederek.

     

    Gros buna ‘şiddet durumu’ adını veriyor. (1)

     

    Diyor ki, özetle...

     

    Büyük silahlı çatışmalar, düzenli orduları karşı karşıya getiren muharebeler, cephe savaşları,generallerin yönetiminde üniformalı birlikler... geride kaldı.

     

    Bu ‘eski çağlar’da, askerlik mesleğinin kendine has bir görev ve onur anlayışı vardı: ölümle burun buruna olan asker dayanıklı olmalı, emirlere itaat etmeli, kendini feda etmeyi bilmeliydi.

     

    Ayrıca savaşın daima bir sonucu vardı: ya zafer ya mağlubiyet.

     

    Savaş uluslararası hukuku, devletleri, kamuyu harekete geçiriyordu, savaşın bile bir adaleti, bir etiği vardı çünkü...

     

    Bu tarihin karanlıklarından 20.yüzyıla kadar böyle sürdü.

     

    Artık (diyor Gros) bu ‘kahramanlık’ ve bu ‘açıklık’ günleri geride kaldı. Birbirini düelloya davet edip, kurallarıyla çarpışan yani birbirine savaş ilan edip, uluslararası ve askeri konvansiyonlara saygı gösteren taraflar yok.

     

    Ama bu, barışın geldiği anlamına gelmiyor.

     

    Askeri operasyonlar sürüyor ama artık büyük güçler savaşmıyor, ‘müdahale ediyor’. <ı>(intervention)

     

    Pis, adaletsiz, alçakça küçük cinayetler, katliamlar sürüyor. Ama ‘savaş’ bitti.

     

    Yerini ‘yeni şiddet düzeni’ aldı.

     

    Yeni oyuncular (gerillalar, teröristler, elektronik mühendisleri, patlayıcı uzmanları...) ulusal ordu şeklinde değil, ‘gizli gruplar’ halinde organize oluyor.

     

    Artık savaşlar dağda, bayırda yapılmıyor, doğrudan şehri hedef alıyor.

     

    Açık, ilan edilmiş, merkezi, alanı belli ve ne şartlarda biteceği belli savaşlar, yerini gizli, yaygın, sürprize dayalı, yeri belli olmayan ve sonucu belirsiz eylemlere bıraktı. Merkezi bir komutadan yoksun, geçici ve müteharrik (havaya girince askerî terimler kullanmaya başladım, hareketli demek istiyorum), belli bir eylem etrafında toplanmış küçük gruplar...

     

    Gördüğünüz gibi, Frédéric Gros’un bu yeni ‘şiddet durumu’ tanımı islamcı terörden, mafya çetelerine, PKK’nın yeni stratejisinden ulusal direniş hareketlerine kadar pek çok ‘durumu’ tanımlıyor.

     

    Ama, Gros’un kitabını okurlarına tavsiye eden Roger-Pol Droit’un dediği gibi savaşın tarihe karıştığı yahut karışmakta olduğu tezi pek ikna edici değil. Ortaya çıkan yahut da yeni tanımlanan bu ‘şiddet durumu’nun ‘eskisiyle’ birleşmeyeceği, hatta klasik savaşları tetiklemeyeceği ne malum? “1914’teki gibi, kıyametin yeniden kopmayacağının garantisi yok” diyor Droit, “Şeklen aynı olmayacağı kesin. Ama eldeki silahlarla, insanlardaki bu nefretle, bu fanatizmle, yeryüzündeki eşkiya devletlerle ve ‘bir daha asla’ saflığıyla, savaşın yeniden patlaması olası. Hem de büyük çapta...” <ı>(Le Monde des Livres, tarihini yazmamışım)

     

    Ama bu arada, filozofun altını çizmediği bir şey var:

     

    Yeni ‘şiddet durumu’ artık sivillerin günlük hayatını da tehdit eder hale geldi. Cephe-hedef büyük kentler haline geleli beri, sokaktaki insan da bir asker, bir hedef durumunda.

     

    Devletler savaşla yaşamayı öğrendi.

     

    Bireyler şiddetle yaşamayı öğrenmek zorunda...

     

    <ı>(1) Etats de violence – Essai sur la fin de la guerre (Gallimard, 2005)

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı