Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Satış yoksa pazarlama başarılı mı?

PAZARLAMA sözcüğü, doğumunun 40’ıncı yılında siyasi polemik malzemesi oldu. ‘Başbakan, Türkiye’yi pazarlar mı?’ tartışmasında en ehil ve tarafsız hakem, bu sözcüğü Türkçe’ye armağan edendir diye düşündük.

Galatasaray Üniversitesi İşletme Dekanı Fuat Çelebioğlu Hoca’nın yardımıyla Profesör Ömer Oluç’a ulaştık. İstanbul İşletme Fakültesi’nin kurucusu, 86 yaşındaki Oluç’a sorduk, yanıtladı:

Pazarlama sözcüğü nasıl doğdu?

- İngilizcesi marketing. Oradan pazarı aldık, faaliyet için ‘lama’ ekini koyduk.

Hemen benimsendi mi?

- ‘Pazarlama-azarlama’ diye dalga geçenler oldu. Amerikalılar itiraz etti. Hatta Tarım Bakanlığı’nda ‘marketing’ diye bir bölüm kurdurmayı bile başardılar.

O günden bugüne ne değişti pazarlamada?

-
O tarihte mal ve hizmetin üretiminden tüketiciye kadarki faaliyete pazarlama deniyordu...Bugünse Psikolojik ve sosyal bir derinlik kazandı. Müşteri memnuniyeti, tüketiciyi koruma gibi.

Peki Başbakan, Türkiye’yi pazarlamalı mı, ne dersiniz?

- Sonunda satış gelmiyorsa, pazarlama başarısızdır.

Çıtayı böyle koyunca Başbakan’a pazarlama niyeti/gayreti nedeniyle kızmak yerine performansına bakmak daha makul ölçü sayılmaz mı? Başbakan ülkeyi/partisini pazarlıyor ama;

Yabancı medyada bırakın övgüyü, tarafsız haber bile az, AB’nin ağzından bal damlamıyor.

İç siyasette AKP’yi sadece kendi tabanı beğeniyor, iktidar kalan herkesle kavgalı.

Başarı sayılacak tek gelişme, Türk şirketlerinin artık daha yüksek fiyata satılması.

Bu yüzden Başbakan pazarlama becerisiyle hava atmak istiyorsa, daha çok çalışması lazım, çok!

2 kurşunluk akıl oyunu

İKTİSATTA Nobel ödülleri, bizde akıl oyunu diye bilinen oyun teorisine gidiyor; boşuna değil. Aslında oyun teorisi gündelik hayatın gerçeği ve bize sadece iki kurşun kadar yakın.

Diyelim ki 50 yıllık evli ve hayatta hiçbir yakını olmayan çiftten kadın alzheimer hastası, kocası da parkinson. Kolay olsun diye kadını (B), erkeği (A) diye analım.

B’nin, A’dan daha uzun yaşama şansı var mı? Çok az. A’nın, B’den sonra yaşama isteği kalır mı? Düşük ihtimal.

Öyleyse A’nın ölümünü B’den sonraya bırakma, ama çok da ötelememe yöntemi ne olabilir.

Bildiniz: İki kurşun... Önce B, sonra A.

Yaşam matematiğine göre A, B’yi öldürürken kurtarıcı, kendisine kıyarken katil çıkıyor.

Dine, ahlaka, vicdana sığmayabilir ama akıl dili öyle diyor.

Van kriteri

AB sessiz

AB, Orhan Pamuk ve Hrant Dink davalarına gösterdiği ilgiyi -<ı>ki kesinlikle şikáyetçi değiliz- nedense tutuklu Van Rektörü’nden esirgiyor. Bu kez yargılanan bir çılgın Türk olduğu için mi?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI