Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şaşırtıcı bir kabile hikayesi

Sibirya üstlerinde yaşayan şaşırtıcı bir kabilenin hikayesidir bu. Onlar 100 yaşından evvel ölmüyorlar ve hiç bir hastalığa yakalanmıyorlar. Kabilenin çocukları ilk defa başka şehirlere gittiklerinde bu kadar çok alkol ve sigara içen toplumları görünce şok olmuşlar.

Bu kabile dünyadan tamamen izole olmuş bir şekilde yaşıyor. Sakinleri diğer toplumların yaşamlarının kötü olduğunu ve onlar için üzüldüklerini söylüyorlar. Kabile de toplam 5759 kişi yaşıyor. Hepsi vejeteryan. 15 yüzyıldır aynı yerde yaşıyorlar. İçlerinden biri, Elina Davydova, öğretmenlik yapıyor fakat öğrettiği şey insanların iç dünyasını dinlemenin yolları. Acıların, hastalıkların çaresinin beyinde olduğuna inanan Elina, çocuklara ruhsal gelişim teknikleri öğreterek topluma kazandırmaya uğraşıyor. Elina bu işler için asla para almıyor. Beklentisiz sadece mutlu olmaya yönelik bir hayat geçiren kişinin hasta olmayacağını ve 100 yaşına kadar yaşayabileceğini ısrarla vurguluyor. Dini inançları İncil üzerine kurulu. Stonehenge, Nuh'un gemisi, piramitler ve dünyanın geçmişi ile pek çok bilgiye sahip olduklarını söylüyorlar.

Güvenlik sebepleri ile Elina topluluğun yerini söylemiyor sadece Sibirya 'da dağ eteklerinde bir Plato üzerinde yaşadıklarını belirtiyor. Dağın uzaktan görüntüsü bir piramide benziyor. Hava yoluyla görülemeyen bu köyde bütün evler Feng Shui akımına çok benzer bir şekilde yapılandırılmış. Bu tür köylerin Kuzey Mısır'da da var olduğu bilinmekte.

İnsanlar para kazanmak ve dünyanın daha doğrusu teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanabilmek için birbirlerini yiyip bitiriyorlar. Politika, Ekonomi ve Teknoloji denilen üç başlı canavar insanları tıpkı Matrix filmindeki gibi ele geçiriyor. Bu canavar kızışınca ortaya savaş çıkarıyor. Böylece insanlar dünya üzerinde oyalanacak bir şeyler buluyor. Canları sıkılmıyor yani. Dostluk, romantizm, duygusal ama öğretici hikayeler insanların alay konusu olmaya başladı. "Erkekler ağlamaz" "Erkek evine bakar" "Erkek dediğin şöyle elini kaldırdı mı" öğretilerinden yola çıkarak erkekler hissetmeyen, baskı altında mutsuz bir topluluk haline gelirken, kadınlarda "Kadın evinde oturur", "Kocaya susulur", "Kadın yemek pişirmeli", "Kadından şöför, yönetici, başbakan, inşaat işçisi, asker ve bunun gibi sürüyle bir şeyler olamaz" gibi öğretilerle kişiliksiz, kendine güvenmeyen, depresyonun diplerinde çapa atmış histerik bir sürü haline geliyor. Çocuklarımıza öğrettiğimiz tek şey ise başarılı olmak için okuyup diğerlerinin önüne geçmeleri. Bu kadar basit.
İnsanoğlu doğanın bize sunduğu sonsuz kaynakları kullanabilmek için doğal olmayan her türlü yolu kullanıyor. Bütün sene boyunca insan sağlığına aykırı floresan ışıkları altında bir haftacık deniz kenarında dinlenebilmek için çalışıp didiniyoruz.

Lüks evler, yatlar, şık restoranlar hep aynı amaca hizmet ediyor. Çalış, kazan, harca. Bu döngüyü ne kadar hızlı döndürürsen o kadar hızla eritiyorsun. Sonuç nedir? Daire şeklinde olan bir yolda son var mıdır? Tek son var o da şanslıysan bir balıkçı köyünde, şansızsan soğuk bir hastane yatağında biten ömrün...

Bazen düşünüyorum da keşke yukarıda bahsedilen kabileler halinde kalsaydık. O zaman biz de yüreğimizi dinleyecek zaman bulur, deterjanları, kozmetikleri, markaları, sınavları en yakın arkadaşımız yapmazdık.

X