Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şarjım azalmış

Bu başlık benzetme amaçlı yazılmış bir şey değil. Bedenen ve ruhen bir şeylere daha az dayanıklı olduğum ya da daha sabırsız olduğum anlamında değil yani. Anlatmak istediğim gerçekten şarjımın bitmeye başladığıyla ilgili yani pilimle.

Geçen gün doktoruma pil kontrolüne gittim, her zamanki gibi beni makineye bağladı, kalbimin ritmiyle oynadı, bir takım testler yaptı.
“Ayşe her şey normal ama şarjın azalmaya başlamış, bildiğin gibi pillerin ortalama ömrü sekiz sene ve bu sene senin tam sekizinci senen. En az dört ay, en fazla bir senelik şarjın var
Ortalama bir zamanda şarjını tekrardan doldurmamız lazım.”
Dan!
Beynim uyuştu bir an. Ha böyle olacağını bilmiyor muydun derseniz, biliyordum elbet ama sekiz yılın bu kadar çabuk geçtiğine inanmakta bir anda zorlandım.
Daha dün gibi sanki pilimin ilk takıldığı an.
Üstelik vücuduma yabancı bir cismin gireceğine, ömrümün onunla geçmesi gerektiğine daha anca alıştım neredeyse.
Dedim ya dün gibi o soğuk ameliyathaneye girişim, daha dün gibi doktorun bozuk kalp ritmimi düzelteceğine, hata yapıp beni pilli yaşama mahkûm etmesi.
Daha dün gibi sol göğsümün üzerindeki koca yumruya nasıl alışacağımı düşünmem, artık bana kimse bakmaz diye komplekslere girmem, uzunca bir süre bu durumu bir sürü insandan saklamaya çalışmam.
Doktorumun şarjla ilgili söylediklerinden sonra panikledim haliyle. Başladım adamcağızı soru bombardımanına tutmaya.
Eh haklıyım da kolay mı bile bile tekrardan kesilip biçileceğini bilmek ve bunun tarihini kendin belirlemek?
“Pilim bir yıldan önce küt diye durmaz değil mi?”
“Hayır, durmaz. Üstelik pil de arabadaki benzin gibi yani bitse de sana ekstradan bir süre daha tanıyor; üç ay gibi.”
“Peki, nasıl olacak prosedür?”
“Kolay, korkma pilinin olduğu yere, yani eski dikiş yerine bir kesik atacağız, pilini çıkarıp hemen yenisini takacağız, pil kablolarına dokunmayacağız.”
“Peki, kaç gün hastanede yatacağım?”
“Sadece bir gün”
“Peki dikişler?”
“Dikiş falan alınmayacak, ilk seferinde olduğu gibi yara kendi kendine kapanacak.”
“Peki, yasaklar neler?”
“Ayşe sen yaşadın bunları, aynı ilk seferki gibi bir süre bazı hareketler yasak, tenis oynamak, kolu zorlamak vs.”
İlk seferki gibi dedikçe doktor, ister istemez eskilere dönüp duruyordum hep.
İlk sefer İstanbul’da bir hastanede babam yeni ölmüş kocam yanımda.
Sonra ilk takılan pil bozuk çıkınca ver elini elin Amerika’sına.
Soğuk hastane koridorları, tekrar kesilmek ve ikinci pil.
Sonra bir şanssızlık eseri vücudum pili kabullenmeyince üçüncü sefer elin Amerika’sına gidiş ve üçüncü pil.
Diyorum ya size, benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez diye.
Düşüncelerle boğuşurken doktoruma bir soru daha sordum
“Ölmem değil mi?”
“Tövbe tövbe. Ayşe, Allah korusun, neler düşünüyorsun durduk yere.”
“Allah’a ısmarladık” dedim, kendimi muayenehaneden attım.
Bir yanım; “bas yaygarayı, ağla, lanet et kaderine” derken diğer yanım “silkelen kendine gel” dedi.
“Şükret, hamd et, Allah sana pil takılma şansını ve taktırabilmek için de imkânlarını nasip eyledi.
Kötünün kötüsü var, çaresiz bir sürü dert var, sırasız ölümler var.
Hem sen nelerle savaştın, nelerin üstesinden geldin, neler yaşadın, yılmadın, neler geçirdin hep ayağa kalktın.
Hamd et Ayşe, şükür et ve kaldığın yerden yoluna devam et.”
Edeceğim inşallah, ediyorum da. Dedim ya neler neler atlattım ben, bir pil değiştirmek mi korkutacak gözümü, peh peh peh...

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI