Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sarıgül kaynaklı panik havası

Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye dönüş süreci, iktidar çevreleri ile onu destekleyen medyanın sürekli ilgisini çekti, ama hep, ‘kriz’ başlıkları ile.

Sarıgül’ün dönüş için dilekçe verip vermeyeceğinden Kılıçdaroğlu’nun yerine göz dikmesine, CHP içinden alacağı tepkiden hakkındaki olası dosyalara kadar pek çok olumsuz haber yazıldı, çizildi, dillendirildi.
Sarıgül, o dilekçeyi geldi bizzat Kılıçdaroğlu’na teslim etti, zaten böyle bir sorun da yoktu, ama dün baktım, aynı çevrelerin konuya bakışı hiç değişmemiş.
O zaman da insan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “10 tane Mustafa Sarıgül olsa İstanbul’u bizden alamaz” iddiasına rağmen iktidar çevrelerinin yarattığı panik algısını anlamakta güçlük çekiyor.

KURTULMUŞ VE SOYLU ÖRNEĞİ

Dün aniden Kılıçdaroğlu sever kesilen bazı kalemler çıktı, ‘Sarıgül projesinin CHP dışından Kılıçdaroğlu’na dayatıldığından, onun da kabullenmek zorunda kaldığından’ dahi dem vurdular. Neyse, bilgi eksikliği deyip geçelim.
Ancak şunu belirtmeli ki, Kılıçdaroğlu’na asıl baskı, “Sarıgül’ün dönüşüne izin verme” diye yapıldı, ama kendisi, bütün bunlara hiç kulak asmadı.
Çünkü, hem Kılıçdaroğlu hem de CHP bu kez, ‘en uygun aday, en çok oy’ temelinde hareket ediyor ve ‘Kim daha başarılı olursa yolu açık’ mesajı veriyor.
CHP, bu ilkeleri yaşama geçirdiği sürece daha başarılı olur, ama bundan da önemli olan, CHP tabanının bakışındaki değişimin yönüdür.
Denebilir ki, (Sarıgül örneğinden devamla) dışa dönük mücadele ve başarı hedefini kenara itip, iç mücadeleyi yeğleyenlere artık prim verilmeyecek.
Ankara’ya gelirken sohbet ettiğim Sarıgül de CHP’deki bu değişimi görmüş.
Konu CHP’de kendisine karşı çıktığı belirtilen isimlere gelince, adlarını vermeden Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu örneklerine atıf yaptı.
Her ikisinin de partilerindeki kısa genel başkanlık döneminde AKP ve Başbakan Erdoğan hakkında ağır ifadeler kullandığının, kendisinin ise uzun ayrılık dönemine rağmen, CHP ve CHP liderleri hakkında tek kelime olumsuz söz etmediğinin altını çizdi.

BAYKAL VE TEKİN’E YAKLAŞIM

Siyasetini hep CHP ilkelerine göre sürdürdüğünü de anlattı, ama yine de “Deniz Baykal?” diye sadece isim söyledim.
“Deniz Bey’e tek olumsuz lafım var mı” diye sorup şöyle devam etti:
“Deniz Bey, genel başkanlığımızı yapmış biri. Onun tecrübelerinden yararlanmalıyız. Deniz Bey beni sever. O nedenle, ona atfedilen sözlerin yürekten olduğuna inanmıyorum. Belki çevresinden kaynaklıdır.”
Bu kez “Ya Gürsel Tekin?” dedim,
o zaman da şunu dedi:
“Bakın, Deniz Bey ile iyi-kötü günlerimiz oldu; ama buna rağmen dediğim gibi tek kötü lafım yok. Gürsel Bey ile ise hiç böyle bir durumumuz yok.
O nedenle İstanbul’da tüm arkadaşlar birbirimizi kucaklamak zorundayız.”
CHP içinden gelebilecek olumsuz tepkilerin kendisini üzeceğini, ama sonuçta başarı sağlandığında o isimlerin de bir noktaya geleceğini söyleyen Sarıgül, Türkiye Değişim Hareketi’ne (TDH) de
her fırsatta vefa göstermede ısrarlı.
TDH’nin, Kılıçdaroğlu sonrası oluşan rüzgâra zarar vermemek için çalışmalarını ona göre yönlendirdiğini anımsatan Sarıgül, bu vesileyle Kılıçdaroğlu’nun TDH’yi davetinin bir nezaket içerdiğini söyledi.
Bu vurgusunu da, ‘CHP’de bir TDH sorunu olmayacak’ amaç ve çabasına yormalı.

X