"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Sarıgül ile Baykal arasındaki farklar

<B>İKİ </B>şahsiyet arasındaki farkları belirginleştirmek için biraz geç kalındığının farkındayım. O adına <B>‘gündem’</B> denilen <B>‘yedi başlı ejderha’,</B> maalesef bu iki mümtaz zatı da yiyip bitirmiştir!

Ve fakat, ‘Fotoğrafın netleşmesi için eteklerdeki taşların dökülmesini beklemeliydim’ şeklinde özetlenebilecek güçlü bir mazerete sahibim.

Ayrıca acele etmeye ne gerek var?

Cemal Süreya’nın dediği gibi ‘...Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza / 1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi?’.

Evet, geç oldu ama güç olmadı; işte Baykal ile Sarıgül arasındaki farkların belirginleştirilmesine yazarınızdan mütevazı bir katkı:

* * *

Deniz Baykal açısından iktidar, kendisinden uzak durulması gereken ‘ateşten top’tur. Mustafa Sarıgül açısından iktidar ise delegenin ikna edilmesi için kullanılabilecek bir ‘elma şekeri’dir.

Mustafa Sarıgül, herkesle dost olunabileceğini düşünecek kadar hayalcidir, Deniz Baykal ise herkesle kavgalı olunabileceğini kanıtlamakla meşguldür.

Deniz Baykal açısından parti genel başkanlığı koltuğunu korumak için her yol mubahtır, Sarıgül açısından ise iktidara giden her yol mubahtır.

Deniz Baykal, Sarıgül karşısındaki avantajının farkında olduğu için, ‘Otur oturduğun yere! Bırak bu maganda ağızlarını!’ gibi ‘bir kavga anında bile söylenmesi tehlikeli sayılabilecek’ çıkışlar yapabilir. Buna mukabil Sarıgül ise, Baykal karşısındaki dezavantajının farkında olduğu için, ‘Sayın genel başkanım, neden böyle yapıyorsun?’ diye alttan alır.

Mustafa Sarıgül, CHP’de işe afiş asarak ve mahalleli çocukları örgütleyerek başlarken, Deniz Baykal partiye ‘sınıf başkanı’ olarak giriş yapmıştır.

Sarıgül’ü çözmek kolaydır: 19 Mayıs’ta en Atatürkçü, sabah namazında en dindar, varoşta en gariban, ultra sosyetik salon toplantılarında en centilmen... Baykal’ı çözmek ise zordur: Her daim aynı!

Sarıgül’ün yüzüne yayılan gülümsemenin, en az Mesut Yılmaz’ınki kadar hakikilikten uzak olduğu bir kavga anında ortaya çıkmıştır. Buna karşılık Deniz Baykal’ın dudaklarına kondurduğu ironik kıvrım da belirginleşmiştir.

Sarıgül’ün yarı Rizeli, yarı Alman eşi Aylin Hanım’ın, Alman disiplini ile Rizeli tez canlılığı bileşkesinden oluşan duruşunun kamuoyunda nasıl bir yankı uyandıracağını bilmiyoruz; ama Akdeniz sıcaklığıyla hiç işi olmadığından emin olduğumuz Olcay Baykal’ın bu saatten sonra kamuoyunda hiçbir yankı uyandıramayacağını biliyoruz.

Deniz Baykal, okuduğu kitap sayısıyla övünürken, Mustafa Sarıgül elini sıktığı insanların sayısıyla övünür.

Medya, Mustafa Sarıgül açısından sadece ve sadece propaganda açısından ‘kullanabilecek’ bir vasıtadır. Deniz Baykal ise ‘medya’nın ‘tetikte bekleyen ve ürkütülmemesi gereken bir canavar’ olduğunu zanneder.

Sarıgül aynı anda hem ABD ile hem de İran ile dost olunabileceğini düşünecek kadar hızlıdır, Baykal ise her ikisiyle de dost olunmasının imkánsız olduğunu düşünecek kadar yavaştır. (Not: ABD ve İran’ın yerine farklı sözcükler konulabilir.)

Baykal, etrafındaki dostlarının sayısını hızla azaltmakla meşhurken, Sarıgül etrafındaki herkesin dostu olduğunu zanneder.

Sarıgül, paranın gücünün tadına ve farkına varmıştır. Baykal ise ‘parayla saadet olmaz’ ekolündendir.
X