Sarhoş gemi

Hürriyet Haber
14.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Türkiye' deki muhteşem siyaset, açıkça söylemek icap ederse beni fena halde bunaltmaya başladı. Siyasetten bunaldıkça şiire ve müziğe doğru yelken açan bir ‘‘Sarhoş Gemi’’ye benzetiyorum kendimi. Arthur Rimbaud'nun 17 yaşında yazdığı bu erişilmez şiiri hatırlıyorum ve şiirdeki gibi, ‘‘Ölü sularından iniyorum nehirlerin’’.

Gazeteler ve televizyonlarda dolaştıkça içimdeki bunalım daha da artıyor. Kendi hesabıma ülkemin içinde bulunduğu ortamdan şiddetli bir huzursuzluk duyuyorum. Ve sonra ülkeyi yönettiklerini zannedenlerin rahat-huzur durumlarını merak ediyorum.

Sözgelimi dün sabah Ertuğrul Özkök'ün Bodrum'da Mesut Yılmaz'la yaptığı görüşmeyi kaleme aldığı yazıyı okudum. Ertuğrul, yazıda, Berna Yılmaz'ın yazlık evini, ‘‘yaşanabilir’’ bir anlayışla döşediğini belirtiyordu. Berna Yılmaz, evi gösterişsiz ama zevkli dizayn etmiş, bitki örtüsünü kendisi yapmıştı. Evdeki tek eksiğin büyük Danois köpeği olduğu anlatılıyordu.

Acaba evdeki tek eksik bu muydu? Başka bir eksik daha olamaz mıydı?

* * *

Bundan bir süre önce, şeriat düzeniyle yönetilen Suudi Arabistan'da kafaları kesilmek suretiyle idam cezasına mahkûm edilen Türk yurttaşları kurtarmak için basında feryatlar kopardığımızı hatırlıyorum. Dün de Hürriyet'in birinci sayfasında, ‘‘Hacıları dolandıran 7 Türk'ün kolu kesilecek’’ başlığını okudum. Anlaşılan bizim 7 uyanık, Suudi Arabistan'da kendi hacılarımızı dolandırmışlardı. Şeriat bunları 4 yıl hapis ve bir kollarının kesilmesine mahkûm etmişti. Artık bunları pek yadırgamaz gibiydik.

Çünkü, gördüğüm kadarıyla bizdeki hukuk da bir başka dünyevi şeriat düzenine benzemeye başlamıştı. Türkiye'nin bir zamanlar komünizme karşı savunduğu, ‘‘kutsal mülkiyet hakkı’’ bizzat kendi yasaları ve uygulamalarıyla özünden zedeleniyordu. İnsanların para verip satın aldıkları ve malik oldukları kurbanların derileri üzerinde tasarrufları adeta şer'i biçimde yasak edilmeye çalışılıyordu.

Bunun yanı sıra eskiden kalma, çağdışı birtakım kanunlar ortadan kaldırılmaları gerekirken yeniden devreye sokuluyor, bu yetmiyormuş gibi daha da beterleri, iyi sıhhatte olsunlar tarafından hükümet ve TBMM'ye dikte ediliyordu.

Bence Mesut Yılmaz'ın evinde Danois köpekten önce rahat-huzur noksandı ve ben Mesut Yılmaz ile fevkalade sempatik eşi Berna Yılmaz'ın bu noksanı hissedip etmediklerini merak ediyordum.

* * *

Ediyordum, çünkü, Özkök'ün yazısına göre Yılmaz evine girer girmez sivil muhtıracısı Baykal tarafından arandığını öğreniyor ve ‘‘Neme lazım’’ diyerek onu derhal geri arıyordu. Anlaşılan muhtıracı ve muhtıra muhatabı uyumlu görünmeye çalışıyorlar ve sonuçta haziran ayına kadar memleketi dünyevi şer'i düzene adapte etmek konusunda anlaşmaya varıyorlardı.

Bu arada baş belası Sarışın Güzel Kadın bilmem kaçıncı kez Yüce Divan'a gönderilmeye çalışılacak, ‘‘üstünlüğün hukuku’’ her alanda, ‘‘hukukun üstünlüğü’’nü ezip geçecekti.

Bütün bunlar Mesut Yılmaz hükümetine fatura edilecekti.

Kusura bakmasınlar ama o evde rahat-huzur asla olamazdı.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı