Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sarayda müthiş yüzleşme

Murat BARDAKÇI

Başbakanlık Konutu'nda iki gün sonra yapılacak olan Türkbank yüzleşmesi bana 140 sene öncesinin bir başka yüzleşmesini hatırlattı. O yüzleşmenin konusu da bankerlerdi ve zamanın başbakanlık binası olan Bâbıâlî'nin duvarları ‘‘Köstebek kılıklı herif’’, ‘‘Katır’’, ‘‘Namussuz’’, ‘‘Din ve devlet haini kerata’’ sözleriyle çınlamıştı.

TariHİ yüzleşmeye iki gün kaldı. Başbakan Mesut Yılmaz salı gecesi bakanlardan Merkez Bankası'nın idarecilerine; hazine, MİT ve başbakanlık müsteşarlarından emniyete kadar Türkbank ihalesinde yetki sahibi olan üst düzeyde kim varsa Başbakanlık Konutu'nda yemeğe davet edecek. İhalenin usulsüz olduğunu yazan gazeteciler de yemeğe katılıp bürokratlara istediklerini soracaklar, ihaledeki şaibe perdesi işte bu şekilde aralanacak ve Cumhuriyet tarihimizin bilinen bu ilk resm; yüzleşmesi de böylece tarihlere geçecek.

Ertuğrul Özkök'ün ‘Konutta müthiş yüzleşme’ dediği toplantı gerçi çok kişiyi şaşırtıp ‘‘Türkiye böyle bir yüzleşmeye ilk defa sahne olacak’’ diye konuşulurken, ben bundan tam 140 sene önce yaşadığımız bir başka yüzleşmeyi hatırladım.

O sırada tahtta Sultan Abdülmecid vardı ve israf alıp yürümüştü. Hükümdarın kızlarıyla saray kadınlarının bankerlere borçları Rumeli ordusunun masraflarını bile geçmiş, 1,5 milyon keseyi bulmuştu. Zamanla borçlar daha da arttı, 3 milyon keseye çıktı, altın fırladı gitti ve aylıklar ödenemez oldu.

Sultan Abdülmecid, önce kızlarının nasıl olup da bu kadar borç yapabildiklerinin sırrını çözmeye çalıştı. İşin içinden çıkamadı ve ‘‘Akıllarını başlarına toplasınlar. Artık aşırıp taşırdılar. Vallahi hepsini dövdürürüm’’ diye haber gönderdi. Bankerlerin saraydan alacakları konusunda her kafadan başka ses çıkınca çareyi işin içinde olanları yüzleştirmede ve sıkı bir zılgıt çekmede buldu. 1858'in 27 Ağustos'unda bütün damadlarını ve kızlarının para işlerine bakan kethüdaları zamanın hükümet merkezi olan Bâbıâlî'ye topladı. Borçlardan niçin haberdar edilmediğini sordu, herkesten başka bir cevap işitince çileden çıktı, salondakilere ‘‘köstebek kılıklı herif’’, ‘‘katır’’, ‘‘namussuz’’, ‘‘hain kerata’’ gibi seçkin sözlerle hitap etti.

Sonra, alınması gereken bütün tedbirleri de hemen oracıkta aldı: Saraya borç parayla gelen malları hemen iade ettirdi, kızlarına ‘‘Bir daha mehtapta gezmeye çıkarsanız hepinizi reddederim’’ diye haber yolladı, bir tasarruf fermanı çıkarttı ve kethüdalarla damatlarını da resm; vazifelerinden azletti. Ama kovulanlar işlerine birkaç hafta sonra yeniden döndüler, bankerlere yapılan borçlar daha da arttı, zaman geçti ve devlet nihayet resmen iflâs etti. Sultan Abdülmecid dünyadan 1861'de daha kırkına varmadan ayrıldı ve ölüm döşeğindeki son sözü ‘‘Beni karılarımla kızlarım bitirdi’’ oldu.

O zamanlarda bizde basın henüz yoktu, dolayısıyla gazetecilerin işini toplantıda hazır bulunan devletin resm; tarihçisi Cevdet Paşa yaptı, kimin ne söylediğini ‘‘Tezâkir’’ denilen raporlarına ayrıntılarıyla yazdı ve ben de oradan alıp sizlere naklettim...

140 yıl önce böyle yüzleşmişlerdi

Bâbıâl;'de 140 yıl önce yapılan yüzleşmeyle Ankara'da iki gün sonra yapılacak olanın kahramanları aynı gibi. O zamanın devlet kethüdalarının ve damad paşaların yerinde şimdi üst düzey bürokratlar var, devletin resm; tarihçisi Cevdet Paşa'nın işini de şimdi yemeğe katılacak olan gazeteciler yapacak, olup biteni onlar yazacaklar, o kadar...

İşte, Bâbıâlî'de 27 Ağustos 1858 günü bankerler konulu yüzleşmede konuşulanlardan birkaç örnek:

Padişah'tan eniştesi Mehmed Ali Paşa'ya: ‘‘Kızım Refia Sultan'ın bankerlere 60 bin kese borcu varmış... Bu borcu yapmasına neden mani olmadın ve bana niçin haber vermedin?’’

Mehmed Ali Paşa: ‘‘Vallahi duymadım hünkârım’’

Padişah: ‘‘Kethüdası olacak şu Eşref katırı senin adamın değil miydi?’’

Mehmed Ali Paşa: ‘‘Hâşâ hünkârım’’

Padişah'tan damadı Ali Galip Paşa'ya: ‘‘Bu işlere hep sen sebep oldun. Köstebek kılıklı herif!.. Hain!.. Sen devletine de, dinine de, padişahına da hainsin; üstelik kaatilsin. Avrupa'da düello diye bir âdet var. Seninle birer tabanca alıp karşı karşıya duralım, birbirimize tabanca atalım’’

Ali Galip Paşa: ‘‘Aman hünkârım, estağfirullah’’

Padişah'tan bütün damadlarına: ‘‘Siz bunları kederimden öleyim diye yapıyorsunuz ama ben hepinizi yollar, öyle giderim. Hain keratalar. Hareketleriniz artık namusuma dokunur oldu. Zaten cümleniz namussuzsunuz’’

İnce bir zevke sahip olan ve iyi yaşamasını bilen bir insan tanımak istiyorsanız, Suna ve İnan Kıraç çiftinin Askerî Müze'de açtığı 'Atatürk Değerleri Sergisi'ni mutlaka gezin. Sergide resmî bir Atatürk’le değil, güler yüzlü bir ‘‘Bay ve Bayan Mustafa Kemal’’le karşılaşacaksınız.

Bay ve Bayan Mustafa Kemal sergisi

Askerî Müze'de önceki akşam bir sergi açıldı: Suna ve İnan Kıraç çiftinin hazırladığı ‘‘Atatürk Değerleri Sergisi’’. Kıraç çifti Atatürk'ün kendi kolleksiyonlarındaki pek bilinmeyen fotoğraflarıyla çok sayıda özel eşyasını diğer özel kolleksiyonlardaki hatıralarla ve Anıtkabir Müzesi'nden gönderilen bazı objelerle birleştirip zengin bir sergi haline getirmişlerdi.

Türkiye'de bugüne kadar sayısını kimselerin bilmediği sıklıkta Atatürk sergileri açıldı. Çoğu çatık kaşlı, baştan aşağı resmiyet taşıyan sergilerdi. Bu özelliklerin tamamen dışında kalıp resm; ifadeler yerine güler yüzlü bir ‘‘Bay ve Bayan Mustafa Kemal’’ sergisiyle ben ilk defa önceki gece karşılaştım.

Ziyaretçileri girişte Lâtife ve Mustafa Kemal çifti karşılayacak. Mustafa Kemal smokinini, Lâtife Hanım ise 1924'teki ilk cumhuriyet balosu için diktirdiği simlerle işli gül kurusu renginde fırfırlı elbisesini üç çeyrek asır sonra yeniden giymiş olacak. Reisicumhur sonra elbisesini değiştirecek, ince ekose kravatlı çok şık bir golf takımıyla, belki de daha da şık bir ipek fularlı spor elbiseyle refakat edecek size. Özel eşyalarını seçmesindeki zevke, meselâ gümüş sigara tabakasının savatlarına yahut mektup kâğıtlarındaki inisyallerin renk armonisine siz de hayran olacaksınız.

İnce bir zevke sahip olan ve ‘‘yaşamasını bilen’’ bir insanla tanışmak ama o zevkle anlayışın sonraları nereden nereye geldiğini görmek istiyorsanız, 10 Kasım'a kadar devam edecek olan bu sergiyi mutlaka gezin.

Eski aileler kendi tarihlerini yazmalılar

General Kâzım Dirik, İstiklâl Savaşı'nın kumandanlarındandı. Asker bir aileden geliyordu. Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları'na katıldı. Samsun yolculuğu sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın kurmay başkanıydı ve 1919'un 19 Mayıs sabahı onunla beraber Samsun'a çıkanlar arasındaydı. Cumhuriyet'ten sonra valiliklerde bulundu, hayata 1941'in 4 Temmuz'unda veda etti.

Oğlu Orhan Dirik, geçenlerde babasının hayatını ve kendi hatıralarını konu alan bir kitap yayınladı: ‘‘Babam General Kâzım Dirik ve Ben’’.

Orhan Dirik'in kitabını bizde çok gerektiği halde az yapılan bir işin, önemli tarihi kişiliklere ait özel belge ve bilgilerin o kişilerin aileleri tarafından yayınlanmasının örneklerinden biri olduğu için önemli buldum. Bu alandaki öncülüğü Son Sadrazam Tevfik Paşa'nın torunu Şefik Okday'ın iki cildlik eseri yapmış ve hemen arkasından az da olsa bazı yayınlar gelmişti.

‘‘Babam General Kâzım Dirik ve Ben’’i başka aile tarihlerinin de takip etmesi, tarih yayıncılığımızın önemli boşluklarından birini dolduracaktır.

Elleriyle vize ayaklarıyla yürüyüş

Sivil toplum örgütleri ‘‘Gökkafes'i istemiyoruz’’ eylemi hazırladılar. ‘‘Gökkafes’’ diye, malûm, Dolmabah-çe'de inşaatı devam eden garabete diyorlar. Bugün öğle saatlerinde Gökkafes'in etrafında bir ‘‘hukuk zinciri’’ oluşturulup yeşil alanların yağmalanması protesto edilecek.

Buraya kadar herşey iyi, hoş, güzel, eylemi ben de destekliyorum ama bir türlü anlayamadığım bir husus var: Bu şekildeki projeler çizildikten hemen sonra mimarı tarafından Mimarlar Odası'na vize ettirilir. Gökkafes projesinde de aynı prosedür işlemiş, Mimarlar Odası'ndan vize alınmıştır. İşte, işin çözemediğim tarafı burası, Gökkafes karşıtı eylemin düzenleyicileri arasında Mimarlar Odası'nın da bulunması... Projeyeye vaktiyle vize veren oda şimdi kalkıyor, onayladığı projenin aleyhine eyleme giriyor...

Bu sözlerim, eylem çağrısının altına hiç sıkılmadan imza koyan Mimarlar Odası'nadır: Efendiiim, sabah-ı şerifleriniz hayrolsun! Seneler önce yattığınız nâz uykusundan yeni mi kalktınız? Afyonunuz yeni mi patladı? Bonjuuur!



X