"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Şapka önemli değildir

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, "AKP Genel Başkanı" sıfatıyla, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile "Kürt açılımını" görüştü.<br><br>Bunun önemli bir buluşma olduğuna kuşku yok. Sorunun çözümü için yararlı olmasını dileyelim.

Siyasette semboller elbette önemlidir.

Erdoğan, böylece "Terör ile bağlantısını kesmemiş bir parti ile hükümet düzeyinde görüştü" denmesini önlemek istiyor.

Ben de daha çok bunun üzerinde durmak istiyorum.

Bu sorunun çözümü güçlü bir siyasi iradeyi gerektiriyor.

Çünkü eğer sorun gerçekten çözülecekse, bunun sonuçları, bu süreci yürüten siyasi kişilik açısından olumlu kazanımların yanı sıra olumsuzluklar da yaratacak.

Bunu göze alabilecek çapta ve kararlılıkta bir siyasi irade yoksa bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı konuyu konuşmaya ve aynı yerlerde dolanmaya devam edeceğiz.

Erdoğan’ın "Başbakanlık şapkamı evde bıraktım, genel başkan olarak görüştüm" anlamındaki tutumu, sorunun çözümü konusunda güçlü bir siyasi iradenin varlığı kuşkusu yaratıyor bende.

Siz hangi şapkayla konuşursanız konuşun, halkın gözünde aynı kişisiniz.

Eylem ve tutumlarınızın sonucunu "kişi" olarak alırsınız, "makam" olarak değil.

Eğer bunu göze alamıyorsanız "Kürt açılımı" filan gibi büyük sözler söylememelisiniz.

Hiç kuşku yok ki bu sorunu çözebilmek, bugüne kadar tekrarlananları tamamen silip, yepyeni bir politik söylem ve tutum içinde olabilmek ile mümkün.

Recep Tayyip Erdoğan şuna karar vermeli: Bu sorunu çözerek tarihe geçecek siyasi bir kişilik olarak mı anılacak yoksa boş konuşmayı alışkanlık haline getirmiş sıradan bir siyasi kişilik olarak mı anılacak?

Görebildiğim şu ki Erdoğan’ın ne siyasi birikimi, ne hayata bakışı, ne de geleneksel siyasi tutumu böyle devrimci bir yaklaşıma olanak veriyor.

Bahçeli sözlerine dikkat etmeli

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, daha içeriği bile belli olmayan bir konuda böylesine sert bir çıkış yapması, onun da tıpkı Recep Tayyip Erdoğan gibi rüzgárın önünde savrulduğunu gösteriyor.

Muhalefet partileri elbette iktidarın her söylediğinin peşine takılıp gitmek zorunda değiller. Ancak MHP’nin neye karşı çıktığını da anlayabilmek mümkün değil.

Çünkü henüz ortaya bir yol haritası çıkmış değil, ne tür yasal düzenlemelerin yapılmak istendiği meçhul.

Böyle bir durumda doğru muhalefet, hükümeti peşinen "ihanet" ile suçlamak değil, tam tersine hükümeti ne yapmak istediğini açıklamaya zorlamak olmalı.

MHP de CHP gibi bu yola gitseydi görecektik ki hükümetin elinde açıklayabileceği bir hazırlık yok!

Çünkü olsaydı, zaten bu açıklanmış olurdu. "Arama konferansı" tadında "çalıştaylara" gerek duyulmazdı.

Ortaya çıkıyor ki "çalıştaylarda" herkese sorunun çözümü için ne düşünüldüğü sorulmuş. Normal olanı ortaya bir plan konulup, bunun tartışılması olmalıydı. Ve elbette bunun yeri de öncelikle TBMM olmalıydı.

Bahçeli, "12 kötü adam" tekerlemesini de artık bir kenara bırakmalı.

Türkiye, tam ortasından ikiye bölünmüş durumda ve böyle günlerde provokasyona ve "tahrik olmaya" son derece açık tiplerin sayısının bu ülkede az olmadığını da biliyoruz.

Siyasi kişilikler, sözlerinin sonuçlarının neler olabileceğini iyi tartmalı ve öyle konuşmalı.

Devlet Bahçeli de kendi sesinin ve sözlerin büyüsüne kapılmaktan vazgeçmeli.

Sudan’dan dersler

SUDAN’da pantolon giydiği için 40 kırbaç cezasına çarptırılmak istenen kadın gazeteci Lübna’nın öyküsü, toplumsal yaşamı dini kurallara göre düzenlemek isteyenlerin peşine takılmış kadınlara bir ders olur mu?

Bunun gerçekleşebileceğini hiç sanmıyorum ama yine de belki içlerinde bazılarının kafasında bazı sorular belirmiştir diye ümit etmek de istiyorum.

Lübna, 1965 yılında Sudan parlamentosunda kadın milletvekillerinin bile olduğunu hatırlatıyor.

Ülkenin, İslami bir muhafazakárlaştırma sürecine girmesinden beri kadınlara ait haklar birer birer uçup gitmiş. Lübna, son 20 yıldır kadın haklarının sürekli geri gittiğini söylüyor.

Hiç sürpriz değil bu durum. Afganistan’da, Pakistan’da toplumun İslámi kurallara göre biçimlendirilmesini isteyenler güçlendikçe neler olduysa, Sudan’da da aynı şey olmuş.

Bundan Türkiye için de dersler çıkarmalıyız.

Lübna’nın sözlerini hiç aklınızdan çıkarmayın.

Toplum, muhafazakárlaştırıldıkça Türkiye’nin gideceği yer de orasıdır.
X