Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Şanssızlığı umuda dönüştürmek için iyi bir fırsat

    Salim ÜNSAL - Kültür Dershaneleri Rehberlik Genel Koordinatörü
    18.09.2014 - 16:24 | Son Güncelleme:

    Üniversite kayıtlarının tamamlanmasından hemen sonra başlayan ek yerleştirme tercih süreci bu yıl da üniversite hayali kuran ancak puan yetersizliği ya da hatalı tercihler nedeniyle yerleşemeyen adaylar için yeni bir umut olmaya devam ediyor.

    Genel yerleştirmede kontenjanlarının önemli bir kısmını dolduran üniversiteler dolmayan bölümlerini ya da kazandığı halde kaydını yaptırmayan öğrencilerden boş kalan kontenjanlarını ek yerleştirme döneminde adayların tercihine sunuyor.

    Adayların başvuru yapabilmeleri için genel yerleştirmede bir yükseköğretim programına yerleştirilmemiş olmaları gerekiyor. Merkezi sınavların yapıldığı yıllar itibariyle üniversite kapılarında hep büyük yığılmalar oldu. Genç nüfusun kalabalık yani talebin yüksek, arzın düşük olduğu yıllarda adaylar programların niteliklerine bakmak yerine niceliği ön plana çıkararak üniversiteli olmaya çabalıyorlardı. Arz-talep dengesizliği nedeniyle kontenjanlar genelde hep doldu ve kazanamayan çoğu aday da bir sonraki yıl yeniden şansını denemek üzere üniversite kapılarındaki yığılmanın ateşini hep sıcak tuttu.

    Son 5 yıldır gerek yeni açılan üniversiteler, gerekse var olan üniversitelerin kontenjanlarındaki artışlar ile genel kontenjanlar neredeyse liseden mezun olan aday sayısına eşitlendi. Teorik olarak sistemde her liseliyi barındıracak bir yükseköğretim programı var. Ancak teoride var olan bir gerçeklik ne yazıkki reel yaşamın pratiği ile birebir örtüşmeyebiliyor. Adaylar artık “nefes alsın yeter” paradigmasını terkedip daha gerçekçi seçimler yapıyorlar. Bir zamanların popüler bazı bölümleri de artık o eski ihtişamlı günlerini mumla arıyor.

    Yıllara göre ek kontenjan kılavuzlarındaki boşlukları incelediğimizde 2006 yılında 53 bin olan rakamın 2013 yılında 199 bine çıktığını görmüş, genel yerleştirmedeki yüksek performanstan sonra en azından bu yıl rakamın tersine döneceğini düşünmüştük. Beklediğimiz gibi olmadı, rakam daha da arttı. Üstelik ek kontenjan döneminde yeni bölüm açılmamasına rağmen bu artış gerçekleşti.
    Kazanmasına rağmen kaydını yaptırmayan adayların en yoğun olduğu yılı yaşadık. 89 binlik genel yerleştirme boşluğunun üstüne 134 bin de kayıt yaptırmayanlar eklenince boş kontenjanların toplamı 223 bine yükseldi.

    İlgi görmeyen yükseköğretim programlarının kontenjanlarında kısmi azaltmalara gidilmesine hatta bazılarının kapanmasına rağmen bu artış, adayların artık daha seçici davrandıklarını gösteriyor. Kontenjan artışı ile üniversite kapısındaki yığılmanın engellenemediği, yeni ve başka argümanlarla bu problemin çözülmesi gerektiği anlaşılıyor.

    Sistemin değiştiği yıllar genelde boşlukların ateşinin yükseldiği yıllar olmasına rağmen sistemde hiçbir değişimin olmadığı son yıllarda bu rakamların istikrarlı bir şekilde arttığını biraz hayret, biraz da kaygı ile izliyoruz. Yerleştirmede ortaya çıkan olumlu tablonun kayıtlarda tersine döndüğü anlaşılıyor.

    Tıpta bile 94 boş kontenjan var

    Kontenjanlarının tamamını doldurmayı başarmış devlet üniversitelerinde bile hatırı sayılır boşluklar oluştuğunu yayınlanan kılavuz ile gördük. Ek kontenjana işini bırakmayan tek yükseköğretim kurumunun Gülhane Askeri Tıp Akademisi olması geleneği olan, hatırı sayılır, kariyerli üniversiteler adına ilginç bir durum olarak dikkatimizi çekti. Tıp gibi günümüzün en çok tercih edilen programında bile 94 boş kontenjanın oluşması durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.

    223 bin 572 boş kontenjanın 172 bin 214’ü Devlet üniversitelerinde, 39 bin 701’i vakıf üniversitelerinde ve 11 bin 657’si ise Kıbrıs üniversitelerinde. Hemen akla şöyle bir soru gelebilir, “Devlet üniversitelerindeki boş kontenjanların ne kadarı açık ve uzaktan eğitimi, ne kadarı örgün, yüzyüze eğitimi kapsıyor?” Onu da söyleyelim, devletteki boş kontenjanların 67 bin 443’ü açık ve uzaktan eğitimi, 104 bin 771’i ise yüzyüze eğitimi kapsıyor. Diğer bir ifade ile yüzde 61’i örgün ve ikinci öğretim programlar.

    Vakıf ve Kıbrıs üniversitelerindeki boşlukları sosyo-ekonomik gerekçelere ve lokasyon problemlerine dayandırsak da devlet üniversitelerindeki boşlukları bu gerekçelere bağlamak realist bir yaklaşım olmayacak.

    Yıllardan beri doluluk sorunu yaşayan programları incelediğimizde aslında hep benzer bir liste ile karşılaşıyoruz. Adaylar ısrarla bu bölümleri seçmeyerek tepkilerini tercih listelerine yansıtırlarken, üniversiteler de “körün gözüne parmak” misali hep aynı liste ile adayların karşısına çıkma ısrarını sürdürüyorlar. Ülke gerçekliğini ve zamanın ruhunu okumada adayların üniversitelerden daha başarılı olduklarını ve günceli daha yakinen takip ettiklerini düşünüyorum.
    Değişen iş ve yaşam koşulları itibariyle karşılığını yitiren pek çok bölüm, sırf kürsüsüne zeval gelmesin diye ayakta tutulmaya çalışılıyor. Bir de “kambersiz düğün olmaz” misali her üniversitenin olmazsa olmaz bölümleri var ki; artık onlar da beklenen ilgiyi görmüyor. Boşlukların gittikçe artmasında algıların da önemli bir payı var. Lisans programına yerleşemeyen öğrenciye toplumun bakış açısını değiştirmediğimiz sürece bu algıları değiştirmek da mümkün gözükmüyor. Devlet üniversitelerindeki 104 bin 771 örgün kontenjanın 79 bin 610’u ön lisans programlarından oluşuyor. Rakamın boyutu önemli oranda değinmeye çalıştığım algının bir eseri. Mezuniyet sonrası istihdam sorunları da bu algıyı büyük ölçüde besliyor.

    Tercih sürecinde yüz yüze görüştüğümüz ya da sosyal medya aracılığı ile karşılaştığımız adayların kahir ekseriyeti bir yükseköğretim programını seçerken hep sonuca odaklanıyorlar: İş bulabilir miyim? Çok para kazanabilir miyim? Seçecekleri programın kişilik özelliklerine, ilgi, yetenek ve beklentilerine ne ölçüde karşılık geldiğini sorgulayan çok az. Sınava hazırlık için yıllarca ter döken, dirsek çürüten aday, konu meslek seçimi olunca “far görmüş tavşana” dönüyor ve tüm bu kararsızlıklar ile çoğunlukla yanlış adreslere yol alıyor. Sonuç; memnuniyetsiz bir gençlik, kaybolan yıllar, yıkılan hayaller, boş kontenjanlar...

    Tüm bu kötümser tabloyu iyimser bir yaklaşımla özetlersek, kılavuzda size sunulan programları seçecek az sayıda adayın oluşu. Yüksek puanlı ve başarılı adayların büyük bir bölümü temmuz ayındaki genel tercihlerde yerleşti. Sıkı rakip analizi yapmak yerine akademik mesleklerin sizden beklediği karakteristik özelliklere ve kendi gerçekliğinizin farkına vararak seçimler yapmaya odaklanmanız gerekiyor. Eskiden ek yerleştirmeleri bir fırsat olarak değerlendirmez, tam tersine adayları gerçeklikle yüzleştirmeye sevk ederdik. Şimdi madem hatırı sayılır bölümler ve azımsanmayacak kontenjanlar varken bu fırsatı ganimet bilmenin tam zamanı. Bir yıl daha bekleyerek hazırlık sürecine dair yaşam çizginizde 180 derecelik bir değişim yaratabileceğinize dair şüpheleriniz varsa hemen şimdi bu işin peşine düşmeniz gerekiyor. Hazır beklenen sistem değişikliğine de maruz kalmadan bir an önce üniversiteli olabilmek için iyi bir fırsat.


    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı