Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sanki cinsiyet değiştirdim

Pakize SUDA

Bizim camiada karısından, kocasından, kedisinden, annesinden bahsedenlere pek iyi gözle bakılmıyor ama ben her şeyi göze alıp bugün yine annemi anlatacağım.

Lakin eğer siyaset ve ekonomi konusunda onca yazan çizene rağmen hala bir eksiklik hissediyorsanız haber verin; takviye kuvvet olarak biz de değerli fikirlerimizi ilginize ve bilginize sunalım. Ama ben hiç de böyle bir ihtiyaç içinde olduğunuz kanaatinde değilim.

Tam tersine, ‘‘Keşke herkes habire özel hayatını yazsa’’ diye düşündüğünüzden eminim. Çünkü herkesin ruhunda bir parça röntgencilik vardır.

Eğer yoksa,

Neden televizyonda en çok kimin, nerede, kimle ne yaptığını haber veren programlar seyrediliyor?

Neden iki kişi biraraya geldiğimizde üçüncü kişiler hakkında tüm bildiklerimizi birbirimize aktarmayı görev biliyoruz ve bunu yaparken neredeyse orgazm oluyoruz?

Neden kapıdan pencereden komşunun kızının eve ne zaman kimle geldiğini gözetliyoruz?

Peki, en çok satan romanlar birilerinin özel hayatını büyüteç altına alanlar değil mi?

Ya filmler?

İnternette en çok tıklanan siteler, falanca mankenin evdeki 24 saatinin gözlendiği siteler değil mi?

Hanginiz üst kattaki karı kocanın kavga ettiğini duyunca kulaklarını tıkıyor? Bence ‘‘Nereden daha iyi duyuluyor’’ diye evin içinde dört dönüyorsunuzdur.

Hadi dürüst olun.

* * *

Bu kadarı kendimi mazur göstermeme yeter sanırım. Artık anneme gelebilirim. Ya da anneme benzeyen herkese.

Siz de ‘‘Yeni’’den korkanlardan mısınız? Öldürseler alışkanlıklarından vazgeçmeyenlerden?

Galiba hepimiz biraz öyleyiz. Evliliklerin bile çoğu sırf bu yüzden yürümüyor mu?

Ama anneminki biraz abartılı.

Ona göre her yenilik bir sürü yeni problem demektir. Aslında haklı ama bunu karşısına alıştığının dışında çıkan patlıcanı bile reddetmeye kadar vardırınca durum vahim bir hal alıyor haliyle.

Deterjanına, sabununa, yağına; makarnasına, şampuanına, falanına filanına ihanet ettiği görülmemiştir. Ha, firma iflas eder de piyasadan silinirse o başka tabii. Ona ‘‘Bak bu daha iyi’’ diye israr etmek ‘‘Gel beraber banka kurup içini boşaltalım’’ demekle hemen hemen aynıdır. Biraz sonra ‘‘Aman Allah'ım neler saçmalıyorum ben’’ psikolojisine girersiniz.

* * *

Bu huyunu bilirdim de bu köşede yazmaya başlayınca ne boyutta olduğunu daha iyi kavradım.

Yeni işime alışamadı bir türlü. Şarkıcılığımdan pek mi memnundu? Yoo. Ama benimsemişti bir kere. Onun deterjanı gibiydi benim şarkıcılığım. Bildik, tanıdık. 30 sene boyunca test etmişti.

Geçen akşam ‘‘Mustafa Keser'i seyret bak, ne güzel şarkılar söylüyor; sen de al repertuvarına’’ dedi. ‘‘Anacağım biliyorsun ben artık özel geceler dışında sahneye çıkmıyorum, repertuvarım bana yeter’’ diyecek oldum, ‘‘Ha sahi, sen artık konferans veriyorsun’’ dedi ve sinirle kapattı telefonu. Geçenlerde bir söyleşiye katılmıştım onu kastediyor belli.

Hani etraftan kızanlar var ya... ‘‘Herkes kendi işini yapsın’’ diyenler... Bir gün dernek falan kurmaya kalkarlarsa annemi unutmasınlar. En faal üye olacağına kefil olabilirim.

Sırası gelmişken, ne demek ‘‘Herkes kendi işini yapsın?’’

Sanki doğduğumuzda üzerinde işimizin yazılı olduğu yafta asılıydı boynumuzda. Ama ‘‘Herkes işini iyi yapsın’’ derseniz bir diyeceğim yok. Bunda haklısınız.

Hatta keşke zaman zaman yeterlilik sınavları yapılsa. Artık bizim meslekte kriter, çok okunmak mı olur, içinden dolgu malzemesini çıkarınca geriye ne kaldığına mı bakılır, kim bakar, bilmem. Bir yolu bulunur elbet.

Hem iyi ki herkes kendi işini yapmıyor. Yoksa İbrahim Tatlıses hala inşaatlarda demircilik yapıyor olacaktı. Ya da Aydın Boysan'daki mizah yeteneğini sadece yakın dostları bilecekti.

* * *

Gelelim yine anneme.

Sanki meslek değil, cinsiyet değiştirdim. İsmi lazım değil başka birinin annesi olsaydı ne yapacaktı bilmem. İnadına üstüne basa basa ‘‘Oğlum’’ demeye devam ederdi herhalde.

‘‘Bu yeni havadis değil, annenin muhalefeti üç senedir sürüyor, daha önce bahsetmiştin’’ diyeceksiniz. Bildiğiniz gibi değil, eskisinden daha sert bir tutum içerisinde bu günlerde. Zira ben yeni problemler yaratma arifesindeyim. Moda tabirle bir televizyon projesinde yer almam söz konusu. Artık bu sefer evlatlıktan reddedeceği kanaatindeyim.

Gelişmeleri size bildiririm.

Mış Muş...

Yoksulluk sınırı 611 milyonmuş.

612 milyonunuz varsa yaşadınız.

Hülya Avşar ‘‘Aydınları aşağılıyorum’’ demiş.

Her aşağıladığında gazetenin baş sayfasına resmini koyarlarsa o da habire aşağılar tabii.

12 Eylül dönemine yargı yolu açılıyormuş.

Bu memleket sanat düşmanı; yargılamak için adamın ressam olmasını beklediler.

Avrupalı bir televizyon yapım şirketi galiplerin uzaya gönderileceği uluslararası bir yarışma tertipliyormuş.

Adı ‘‘Kim Uzaya Gitmek İster?’’ ya da ‘‘Ağırlığınca Gezegen’’ olur herhalde.

İnsan haklarını ihlalde 4. sıradaymışız.

Üzülmeyin, her şey bitmiş değil; birinci sıraya çıkmak için gayret sarfediyoruz.

FAKS : 0 212 6770435

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI