Gündem Haberleri

    Sanırım Ertuğrul, kendiyle görüşür boyuta ermiş

    Hürriyet Haber
    30.11.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Kende kendimle röportaj? Ertuğrul Özkök’ün, sanırım çok fena yıllanmış bir Fransız şarabının kıç güvertede sermestliği içinde ürettiği serbest fikirlerinden biri.

    Kendi kendime ne soracağım? Kendi kendimle oturup konuşuyor değilim ki? Ertuğrul herhalde aynanın karşısına geçip kendi kendiyle görüşür boyuta ermiş durumda...
    Ve fakat işin cezbedici tarafı, röportaj sırasında gazeteci bulunmaması; abuk sorularla karşılaşma ihtimali yok. Oturdum soyunma odamdaki aynalı masaya.
    Masa 1980 yılında Park Otel yıkılırken, eşyaları haraç mezat satılırken, son yıllarını orada geçirmiş Yahya Kemal’in masası. Yan kuruluş komodinler, Yahya Kemal’in çekmeceleri. 1980’de Park Otel’den Küçük Sahne’ye, Muhsin Ertuğrul’un odasına, 1989’da kaldırım değiştirerek Muhsin Hoca’nın Ses Tiyatrosu’ndaki odasına taşındılar. Otuz yıldır her oyundan önce makyaj yaparken aynada gizli bir görüşmemiz olur Yahya Kemal’le. Üçüncü zil çalarken belirir aynanın üst köşesinde, gülümseyerek iyi oyunlar diler bana üstat. Onun tanıklığında başlıyorum röportaja.

    Yahya Kemal üstat sen ne diyorsun Ergenekon’a

    “N’ABER Ferhan?” diye soruyorum aynadaki suretime.
    “Sen benimle tsunami mi geçiyorsun?” gibisinden bakıyor aynadaki.
    “Ciddiyim. Röportaj halindeyiz! Nasıl gidiyor?”
    “Gitmiyor! Akaryakıt konusu n’olucak?”
    “Biraz karışık. Kaymakamlık akaryakıtı getirecek tankerin ruhsatıyla Büyükşehir Belediyesi’ne başvurulması gerektiğini belirtmiş. Belediyeye 700 lira yatırılıp makbuz alınacakmış...”
    “700 lira mı? Ne parası?” diyerek kaşını kaldırdı aynadaki.
    “Harç.”
    “Harç mı, haraç mı?”
    Tankerden Schengen
    vize de isteniyor mu
    “Hayır yasal. Böyle bir yasa çıkmış!”/images/100/0x0/55eaa984f018fbb8f88eafff
    “Ne zaman? Gece yarısından sonra çıkan yasalardan mı? Ne parası yani bu?”
    “Akaryakıt tankerinin Beyoğlu’na giriş parası!”
    “Akaryakıt tankerin Beyoğlu’na girmek için gümrük mü geçiyor? Tanker şoföründen Schengen vize de isteniyor mu?”
    “Bilmiyorum ama, durum bu. Belediyeden alınan makbuzla, arkadaş bir yazıyla Kaymakamlığa başvurulacakmış. Kaymakamlıktan alınacak yazıyla Emniyet’e başvurulup onay alınacakmış.”
    Ve en güzel fikir
    ‘aynadan’ geliyor
    “Emniyete onay münasebetiyle bağış yapılacak mıymış?”
    “Korkarım evet. Sanki Türkiye’de değilmişiz gibi mantıklı sorular sorma Ferhan. Seve seve vereceğiz 700 lirayı! Tiyatroda kalorifer yanmayacak mı?”
    “Bizim belediyeye 700 lira bağış yapacak halimiz yok! Ayrıca bu yöntemle, biz bu kış kavuşamayız o akaryakıta. İlkbaharda ancak girer Beyoğlu’na dosyasını tamamlamış tanker. Tiyatroyu mu kapatıyoruz?”
    Dur, şu aynanın sol üst köşesinden bize gülümseyen Yahya Kemal’e soralım. “Artık demir almak günü geldi mi Beyoğlu’ndan?”
    Üstât yanıtladı: “Meçhule mi gitmek istiyorsun çocuğum?”
    Plastik bidonlar alalım. Arabayla gelen arkadaşlar her gün bidonlarla akaryakıt getirsinler, depoya boşaltalım!
    - Güzel fikir.

    Demokrakürt açılımında çözüm istiyorum ama Obama’ya sorarak, FBI’dan reçeteyle olmaz

    “DOMUZ gibi aşısı yaptırdın mı?”
    “Hayır. Önce başbakan yaptırsın, ona bir şey olmazsa, ben de yaptırırım. Yartırmadığına göre bir bildiği var. Bize söylemiyor.”
    “O zaten bildiklerini söylemiyor, kendine saklıyor, o gün ne söylesem iyi olur, diye konuşuyor. Ermeni açılımı konusunda ne düşünüyorsun?”
    “Bizimki maça gitti. Onlarınki maça geldi. Maçı Azerbaycan kaybetti.”
    “Demokrakürt açılımı?”
    “Bence çözülmesi geç bile kalmış bir sorun. Çözümünden yanayım. Ancak sorun Obama’ya sorarak, FBI’dan reçete alarak çözülemez. Devlet teröristle pazarlık edemez.”
    (Aaa bak Yahya Kemal aynadan lafa karışıyor. “Biz bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber. Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber” diyor. Yahya Kemal darbeci miydi? yoksa!)
    Ben ‘dersimi’ aldım
    darısı onların başına
    “Dersim?”
    “Ben dersimi aldım. Darısı öbürlerinin başına. Aleviler Ortaçağ’a meyletmiş bu toplumun yüz akıdır. Alevi değilim ama onların gönlü her kırıldığında, benim gönlüm tuzla buz oluyor.”
    “Islak imza Albay Çiçek’e mi ait?”
    “Sanmıyorum. Islak olup olmadığını da bilemiyoruz, kimseye göstermiyorlar. Dün bir kâğıda elli tane imza attım. Hiçbiri birbiriyle tam aynı değil. Tıpkısının aynısı olması için birinin fotokopisini çıkarmak lazım. Bu yüzden bankada hesap açtırırken üç adet imza alıyorlar, üçü birbirinin tıpkısı olmuyor.”
    Ergenekon?
    “Temelsiz, dayanaksız bir inşaat! Nitekim tavan hakimin başına çöktü. Dur bir de Yahya Kemal’e soralım. Peki sen ne düşünüyorsun Ergenekon konusunda üstat?”
    - Zihnim bu şehirde, bu devirden çok uzakta, Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı