"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

‘Sandık demokrasisi’ her şeye kadir değil

‘Taksim direnişçileri’, Miraç Kandili münasebetiyle konserleri iptal ettiler, içki içilmeyecek sadece, kandil akşamına uygun davranılacak dediler. Seccadeler serildi, Kuran okundu. Yani herkes birbirine saygılıydı.

‘Taksim hareketi’, dünya sivil hareketler tarihinin en özgün örneklerden biri olma yolunda... Kendi hayatlarına yönelik her türlü otoriter müdahaleye artık geçit vermeyeceklerini ilan ediyorlar. Ekonomik talep yok, siyasal talep yok, ‘kendi olma hakkı’nı savunuyorlar.
‘Kendisi olma hakkı’ insan hakları teorisinin temelidir.
İktidarın tavrı dış basında ağır şekilde eleştiriliyor. The Economist; bu haftaki sayısında Erdoğan’ı sultan olarak resmedeceğini açıkladı.
Ne yazık ki, siyasi kadro bu hareketin muhtevasını henüz okuyamadı.
Taviz vermeyerek inadını sürdürüyor.
Bu hareketin ‘saflığını’ dedikodularla, provokasyonlarla bozmak mümkün değil; çünkü toplumun bütün kesimlerinin dayanışmasını cezbedecek bir davranış tutarlılığı sergiliyorlar.
Son zamanlarda iyice ‘çoraklaşan’ sivil eylemler dünyasında, dünyaya örnek oluyorlar.
Ne ‘Wall Street işgali’nde, ne ‘Arap Baharı’nda olanlar kendi içinden çıkan Türkiye’ye özgü bir hareket... İçinde barış var, çevrecilik var ve en önemlisi de kardeşlik var.
Kısa bir süre önce aynı stat içinde bile yan yana gelemeyen taraftar guruplarının bir anda kol kola girmesi hangi iradenin tezahürüdür, dikkat etmek gerekir. İktidar ve ona destek veren ‘fikir erbabı’ sürekli sandıktan dem vuruyor, milli irade, halk iradesi kavramları ile iktidarın meşruiyetine vurgu yapıyorlar. Kimsenin iktidarın meşruiyeti üzerinde bir itirazı yok. İtiraz, iktidarın kullanılış biçiminde... İktidar partisine oy verenler ‘milli irade’ ise Taksim’dekiler gayrımilli iradeyi mi temsil ediyorlar? İktidar, seçimde oy kullanan seçmenlerin siyasi tercihine tekabül eder, aldığı yetkiyi kamuoyunun denetimi altında, hukuka uygun olarak kullanır, milli iradenin bütününü temsil etmez. Çoğulcu demokrasi, parlamentonun üstünlüğünden hukukun üstünlüğü evresine geçmiş olan demokrasidir. Taksim eylemcileri, ‘sandık demokrasisi’ ile abluka altına alınan siyasi hayata yeni bir boyut kazandırmışlardır; işin özeti budur..

İşte iyi polis

HÜRRİYET Avrupa baskısında ‘Bu da iyi polis’ başlıklı haber okudum, mutlu oldum. Enis Tayman imzalı haberde, Denizli’de cumadan beri Gezi Parkı protestoları yapılmış, tek bir gaz bombası patlamamış; bir tek cop havaya kalkmamış. Haberde şöyle deniliyor: ”Göstericiler halaylar çekti, şarkılar söyledi. Hatta önceki gün gösteriyi yapmak üzere Atatürk ve Kayalık caddelerinden meydana yürüyen grubu protesto etmek isteyen bir şahıs da sivil polisler tarafından uzaklaştırıldı. Denizli’de neden hiçbir sorun yaşanmadı? Emniyet Müdürü Zeki Bulut, polislerine “Denizli’yi yıksalar bile müdahale etmeyeceksiniz” emrini vermiş. Zaman zaman protestocuların arasına girdi ve olası gerginlikleri kısa sürede sonlandırdı. Zeki Bulut çevresine “Ben görevimi yaptım. Bunu büyütmenin gereği yok” demiş. Peki kim bu Bulut... ‘Akademili bir polis’, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve Terörle Mücadele ve Harekat Daire Başkanlığı yaptı. Son olarak 2008-2012 yılları arasında Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığı’nda yakın koruma müdürü olarak görev yaptı. Bulut, buradan Denizli’ye tayin edildi. Bir kişinin bile burnunu kanatmayan bu emniyet müdürünü köşemizden kutlamak isterim.”

Emine SOYKAN-Frankfurt

Taksim-Tevhid

ŞU garip tecelliye bakın; adı bölünmek anlamına gelen bir mekân (Taksim) adının tam tersine, kitleleri bölüştürmedi, birleştirdi. Eski kelimelerle söyleyecek olursak; Taksim ile Tevhid yek vücud oldu.

Can SÜMER

Biliyor musunuz?

2009’da ANAP’tan seçilen, daha sonra bağımsız kalan Rize Belediye Meclisi’nin 6 üyesinin, ‘dışlayıcı bir tutum takınan ve belediyeyi sorgusuz sualsiz ‘tek adam’ zihniyeti ile yöneten, kendi çıkar ve egolarını tatmin aracı olarak kullanan ve hiçbir uyarıyı dikkate almayan Belediye Başkanı Halil Bakırcı’yı Rize halkına şikâyet ettiklerini... ? CHP Kırklareli Milletvekili ve İçişleri Komisyonu Üyesi Mehmet S. Kesimoğlu’nun, İçişleri Bakanı Muammer Güler’e biber gazı ithalatını yapan firmayı ve ortaklarının kimler olduğunu, kaç çeşit gaz ithal edildiğini, ‘göz yaşartıcı gazlar veya tozlar”ın yıllık maliyetinin ne kadar olduğunu sorduğunu...

ŞARKÖY Belediyesi’nin, 40 yıl süren doktorluk hizmetinde, Şarköylüler ile kurduğu gönül bağının hatırasını yaşatmak için, yaklaşık 15 yıl önce vefat eden Dr. Cemal Özkan ile ilgili olarak heykelinin dikilmesi kararını aldığını ve heykelin, adını taşıyan caddeye yerleştirildiğini...

Ramazan atağı

YAYIN hayatına 1.5 ay önce, 23 Nisan’da başlayan en genç ulusal kanal artı bir (+1) TV, 9 Temmuz’dan itibaren ‘Türkiye’de Ramazan’ adlı bir programa hazırlanıyor. Mustafa Sağlamer’in yapımcılığında 10-13 kişiden oluşan ekip, her gün farklı bir kentten 65 dakika canlı yayın yapacak. Uğur Dündar’la ana haber öncesindeki 1 saatlik bölümde; bölgenin tarihi ve turistik değerleri, ticari faaliyetleri tanıtılacak, yürütülen ve planlanan projeler belediye başkanıyla konuşulacak, esnafla, yerel sanatçılarla ve kent sakinleriyle röportajlara yer verilecek. Ana haber sonrasında da yeniden o kente dönülerek, yine yerel lezzetlerle süslenmiş sofra ve iftar saatiyle program sona erecek. (iletisim@artibir.tv)


Gökkuşağı renklerinde Gezi Partisi ister misiniz

BEN galiba bir sonraki seçimlerde kime oy vereceğimi buldum!
Gezi Partisi...
Gökkuşağı renklerinde ‘şemsiyeli’ amblemi var!
31 Mayısın ruhunu parlamentoya taşıyor.
Buram buram insan hakları, doğa ve barış kokuyor.
Mis gibi...
Çiçeği burnunda ‘yeni’ siyasetçiler..
Hani neredeyse 35 yaşından yukarı kimse yok gibi...
Yaşamı ‘para ve zenginlik’ değil, ‘insan ve çevre odaklı’” inşa eden söylemleri ile sokakların sesini taşıyorlar parlamentoya.
Belki dünyanın en büyük....

Salim KADIBEŞOĞLU

Başbakan’ın ili Rize’de kötü şeyler oldu

RİZE’de önceki akşam neler yaşandı.
Ömer Şan yazıyor (özetle)
Yurt genelinde olduğu gibi Rize’de de devam eden ‘Gezi’ tepkileri sonrası gerginlikler yaşandı. Öğlen saatlerinde KESK’e bağlı sendikaların genel grev çağrısına destek veren CHP ve ÖDP ile bazı siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin basın açıklaması sırasında yaşanan gerginlik, akşam saatlerinde ADD, Eğitim-İş ve TGB ile CHP ve bazı siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin eyleminde tırmandı.
Rize Belediye Parkında basın açıklaması yapmak isteyen yaklaşık 150 kişilik gruba dışarıdan yaklaşık 250 kişilik, çoğunluğunu 15-20 yaşında gençlerin oluşturduğu bir gurup tepki göstererek, saldırdı.
ADD Rize Şube Başkanı Ömer Toprak’ın basın açıklaması sırasında artan gerginlik sırasında karşı gurup İstiklal Marşı okumaya başlayınca eylemci gurup da İstiklal Marşına katıldı ve marşın bitiminde birlikte alkış yapıldı. Bunun hemen ardından ise karşı gurup, tekbir sesleri, küfür ve ‘burası Rize, buradan çıkış yok’ sloganlarıyla saldırışa geçti.
Eylemci gurup, gerginliğin artması nedeniyle eylemlerini yarıda bırakarak ADD Rize binasına sığınmaya çalıştı. Olaylar sırasında etkin müdahale edemeyen polis, ADD binası girişine barikat kurarak, karşı eylemcilerin binaya girmesine izin vermedi. Karşı karşıya bulunan ADD Rize binası ile AKP il binası arasında kalan Cumhuriyet Caddesi üzerinde toplanan ve yine 15-20 yaşlarındaki gençlerin oluşturduğu yaklaşık 300 kişilik kalabalık giderek arttı ve yaklaşık 750 kişiye ulaştı.
Ellerinde Türk Bayrakları ile Atatürk posterleri bulunan eylemci guruba karşı ‘terörist ve PKK’lı’ oldukları, ‘camide içki içtikleri’ ve ‘komünist’ oldukları gerekçesiyle, tekbirler getirerek çeşitli ağır küfür ve hakaretlerde bulunan, ‘Burası Rize buradan çıkış yok’ sloganları atan karşı gurup, yolda yürüyen veya olayla ilgisi olmadan o bölgeden geçenler ile çevredeki bazı işyerlerine de saldırdı.
Eylemci guruptan rahatsızlık geçiren birisini ambulansa bindirmek istemeyen gurup, şiddetini arttırarak başka taraflara saldırmaya başlayınca polis biber gazı kullandı.

Bina önünde barikat kuran polis, kalabalığı dağıtmakta güçlük çekti. Takviye birliklerin sevk edildiği olay yerine gelen Emniyet Müdürü Hüseyin Yenice, kalabalığı yatıştırmak için megafonla seslenerek, “Bu şehir büyük değerler yetiştirmiştir. Burada olaylar olması bizleri üzer, lütfen dağılın” uyarısında bulundu. Ancak, kalabalık dağılmamakta direndi.
ADD Rize Şubesinin camlarını attıkları taşlarla kıran karşı gurup, Emniyet Müdürü Hüseyin Yenice’nin uyarılarına kulak asmazken; Belediye Başkanı Halil Bakırcı’nın olay yerine gelmesiyle sakinleşti. Gruptaki gençlerin Bakırcı’ya tezahüratta bulunması ve boynuna sarılmasının ardından, Bakırcı’nın işareti ve isteği üzerine dağılmaya başladı. Daha sonra kalabalığın arasından ayrılan Bakırcı’nın ardından ara sokaklarda kümelenen gurup, yeniden aynı yerde toplanmaya başladı.
(Olayların gelişimii internet sitelerinden öğrenilebilir.)

CHP’lilerden kimler uyuyor, tatil yapıyor

KADIKÖY Yakasında CHP’nin bir ilçe örgütünde göre üye olan kızgın bir CHP’li anlatıyor:
“İstanbul’ da başlayan tüm Türkiye hatta Dünya’nın birçok ülkesinde Gezi Park Eylemleri devam ederken, CHP’de başta Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere partililer işten çıkarılma tehditlerine ve tüm olanaksızlıklara rağmen ilçelerinde ve illerinde eylemlere katılmaktadır. İstanbul’da bazı Belediye Başkanlarının tatilde oldukları, Ataşehir Belediye Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin 1 haftadır ne Ataşehir’de, ne Beşiktaş’da ne de Taksim’de gören olmadı. İzne ayrılan Battal İlgezdi Antalya Belek’de yedi yıldızlı tatil köyünde tatilde olduğu, İlçe Başkanının tüm ikazlarına rağmen, İlgezdi’nin Ataşehir Belediye Meclisindeki CHP’li 21 Meclis üyesinden de 3 kişinin eylemlere katıldığı görülmüştür.

Darbe kurumu TDK’nın dili ‘çapulcu’laştirmasi sürüyor!

TÜRK Devrimine vurulan en acımasız ‘darbe’lerden biri, Atatürk’ün dernek olarak kurduğu, ‘vasiyetnamesi’yle gelir bıraktığı Türk Tarih ve Dil Kurumları’nın, 1983’te Kenan Evren’in Danışma Meclisi’nden çıkarılan bir yasayla ve zorla Başbakanlığa bağlı devlet dairesi yapılmasıdır. Bu hukuk ayıbı 30 yıldır silinememiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ün özgür istenci ve el yazısıyla oluşturduğu ‘vasiyetnamesi’ çiğnenmiş; bu iki dernek, hukuk dışı yolla devlet dairesi yapılarak ‘Türk islam sentezi’nin odağı olmuş; özellikle Türk Dil Kurumu’na özel görevler yüklenmiştir. Bugünkü Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün kurduğu dilbilimsel verileri göz önüne alarak özgürce ve özerk çalışmalar yapan dernek değildir. Başlangıçta Kenan Evren takımının buyruklarıyla yerleşik yazım biçimlerini ve ölçünlü dili bozmuştur. Bugünkü kurum, bilim etiğini yerle bir eden, buyrukla işgören Kenan Evren kurumudur. Son on yılda da iktidar buyruklarıyla Atatürk’ün kalıtını ‘mirasyedi’ gibi kullanmakta; Dil Devrimini yok saymakta; resmi (ortak) dilimiz Türkçeye zarar vermektedir.
Evren kurumu, 1988’deki Türkçe Sözlüğünde “devrim”i,  “1. Çevrilme, katlanma, bükülme. 2. (dil inkılabının ilk yıllarında) İnkılâp. 3. (son yıllarda) İhtilâl: Fransız devrimi” biçiminde tanımlamıştı. Tepki alınca tanımı tersyüz ederek, “devrim is. 1. Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik. 2. İhtilal: Fransız devrimi. 3. esk. İnkılap. 4. esk. Çevrilme, katlanma, bükülme” yaptı.
Atatürk, Türk Tarih ve Dil Kurumlarını, “çevrilme, katlanma, bükülme”yi reddederek özgürce çalışsınlar diye dernek yapısıyla kurmuştu. Başbakanlığa bağlı resmi TDK ise 30 yıldır, iktidar buyrukları ve baskısı altında dili bozmayı sürdürmektedir. Özellikle sözde bilim, sanat insanlarıyla üniversitelerin iktidar yandaşlığında yarıştıkları günümüzde, resmi TDK sözlüğünün bilgisunar (internet) baskısında yaptığı “çapulcu” tanımıyla bilimsel etikten ne denli uzaklaştığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Basılı sözlüğünde, “Başkasının malını alan, yağma, talan eden kimse, talancı, yağmacı, plaçkacı: ‘Bütün çapulcu alayı başka kasabalara gittiler.’ -S.F. Abasıyanık”  biçiminde olan sözcüğün tanımı ve tümce örneği bir anda, “Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı: ‘Çapulcuların teklifine boyun eğilmesini asla kabul etmem.’ -N. F. Kısakürek” olmuştur. Resmi TDK’nin akademik sanlı dilcileri öylesine hızlı, “bilimsel ve bilim etiğine” saygılı çalışmışlar ki “çapulcu” sözcüğüyle doğrudan ilişkili, “çapul, plaçka, plaçkacı, talan, yağma, yağmacı...” gibi sözcükler arasında bağlantı kurmaya zaman bulamamışlardır. Resmi TDK sözlüğünde ilgili sözcüklerin, bilgisunardaki 6.6.2013 günlü tanımları bunun kanıtıdır.
On yıl önce Kenan Evren kurumu olmaktan gocunmayan akademisyenler, bugün de iktidara “biat” ettiklerini göstermek için ‘çapulcu’ sözcüğünün tanımına uygun bir konum içine girmişler; “devrim”in, “katlanma, çevrilme, bükülme”  anlamını kanıtlayan bir devrimcilik sergilemişlerdir!
“Düzen” bozuksa, bozukdüzene aykırı duruş sergilemek, karşı çıkmak, demokratik haktır! Demokratik haklarını aramak için ses veren topluma “çapulcu” diyen Sayın Başbakanın bu adlandırma için toplumdan özür dilemesini bekliyoruz! Başbakan özür dilese de dilemese de resmi TDK bir kez daha dili siyasaya araç yapmış; dilbilimsel verileri ve bilim ahlakını çiğneyerek iktidar yandaşlığını ilan etmiştir! Başbakanlığa bağlı TDK’yi şiddetle kınıyoruz!

Sevgi ÖZEL- Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

X