Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Sanatta son noktayı koymak diye bir şey yoktur

    HÜLYA AVTAN hulyavtan@gmail.com
    11 Mayıs 2017 - 16:36Son Güncelleme : 11 Mayıs 2017 - 16:38

    Resimde 50 yılı deviren ve sanat hayatı boyunca insan bedenine, doğaya, kent insanının korkularına odaklanan Seyyit Bozdoğan şimdi ‘Doğadan Beden Manzaralarına’ başlıklı retrospektif sergisiyle karşımızda. Bozdoğan ile kendisi için bitmek bilmez bir araştırma süreci anlamına gelen resim yolculuğu üzerine bir sohbete koyulduk.

    Resminizle ilgili incelemelerde insan ve doğa arasındaki gizemli dengeden bahsediliyor. Nasıl bir denge bu?
    İnsan ve tüm canlı, cansız organizmalar kendilerinin varlık nedeni olan toprak, su, hava ve ışık ortamı içinde birbirleriyle karşılıklı etkileşim içindedir. Bunlar arasındaki düzenli uyum sağlıklı bir yaşamın sürmesine neden olur. Bunlardan birinin ekolojik sistemindeki bozukluk, karşı tarafın da negatif olarak etkilenmesine neden olur. Rönesans sanatçısı Leonardo da Vinci insanla dünya arasında bir benzerlik görmekte ve bunu “Kayalar insanın kemiği, toprak insanın eti ve nehirler de insanın damarları” şeklinde ifade etmektedir. Bir başka deyişle bunlardan birine zarar vermek karşılıklı etkilenmeyi sekteye uğratır.

    Tuvalinize büyük kent insanının korkularını taşıyorsunuz. Size göre büyük kent insanının korkuları ve korkularının kaynağı neler?
    Büyük kentteki insanın korkusu genelde yalnızlık ve insanlar arasındaki mesafenin giderek büyümesi, geçim kaygısı gibi faktörlerdir diyebiliriz.

    Kentlerin hızla ve hatta belirsizce büyüdüğü ve büyümeye devam ettiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Bugünün kent insanına bakışınız nasıl?
    Kentte yaşayan tüm insanlara ‘kentli’ diyemeyiz. O insanların birçoğu kırsal kesimden gelmiş insanlar olarak kendi gelenek ve göreneklerini sürdürmekte ve çok az değişmektedirler. Ancak şehir kültürünün olanaklarından yararlanarak özlemlerini daha iyi gerçekleştirme yolunu tercih etmektedirler. Gerçek anlamda kent insanı, içinde bulunduğu toplumun sanat edebiyat ve teknik alanlardaki gelişimlerine ilgi duyan gerektiğinde bu alanda katkı sağlayan bilimsel düşünen insanlardır.

    Siz nasıl bir kent insanısınız?
    Halkımızın her kesimini seven bir insanım. Onların düşünceleri, yaşam tarzları beni ilgilendirir. Onların arasından çıkmış bir insan olarak gururluyum. Avrupa’nın ve buranın büyük kentlerinde yaşadım. Hem olumlu hem de olumsuz taraflarını biliyorum. Halkımızın her türlü insanıyla sohbet etmeyi ne düşündüklerini öğrenmeyi, yaşamı nasıl algıladıklarını dinlemeyi seven bir insanım. Sanatçıyı kentli ya da köylü kategorisinde görmek bence yanlıştır. Gerçek anlamda sanatçı, aydın insandır.

    Resimlerinizde gizlilik içeren figürler, resminizin en önemli özelliklerinden. Bu belirsizlik halini tercih edişinizin sebebi nedir?
    Dikkat edilirse resimlerimde soyut ve somut resimsel öğeler birlikte kullanılmaktadır. Son dönem resimlerimde soyut ögeler daha baskındır. Bunlar arasındaki çok belirgin bir figür, resmin bütünsel akışını bozabilir. Ayrıca bu figürler daha önceden tasarlanmış figürler değil, kendiliğinden ortaya çıkmış figürlerdir.

    İnsan ve doğanın bölünemez bir birlik olduğu vurgusunu yapıyorsunuz. Bu birliği siz nasıl kurmaktasınız?
    İnsanın varlık nedeni doğa ile insan arasında kökten gelen bir birlik vardır. Bu birlik ikisi arasındaki ekolojik dengenin kurulması ile ilgilidir. Bunun tersinde insanla doğa arasında negatif bir ilişki doğar.

    Sanatta son noktayı koymak diye bir şey yoktur

    MANZARADAKİ İNSAN

    Anadolu’daki yaşantınızın resme bakışınız üzerinde oldukça etkili olduğunu söylüyorsunuz. Aynı zamanda oldukça zengin mirasa sahip topraklardan bahsediyoruz. Anadolu’nun sizdeki yansıması tam olarak nedir?
    Renkli toprak katmanları, gri kaya kütleleri ve onların arasından akan, susuzluğumu gideren ve serinleten pınarları, kurdu kuşu, soyutlanmış halleri ile anılarımın zenginliklerinde yer alıyor.

    ‘Manzaraya insansal bir ifade verme’ en temel çabalarınızdan birisi. Bunun kaynağını nasıl bir motivasyona dayandırıyorsunuz?
    Yıllar boyunca doğadan çalışmalar yaptım. İnsan bedenlerinde doğaya benzer görünümler oluşması doğaya öykünme anlamında değil, resmin doğal gelişimi içinde yeni bir form. Manzaraya insansal bir ifade vermekle, insana manzara ifadesi vermek arasında bir birlik ifadesi var.

    Sanatta son noktayı koymak diye bir şey yoktur

    Her resim gelecek bir resmin habercisidir

    Eski dönemde yaptığınız resimlerle son dönemdekiler arasında teknik açıdan belirgin farklar var, bu resmin kendisine de yansıyan bir durum. Zaman içerisinde bu dönüşümü nasıl yaşadınız, bu geçişin sizdeki karşılığı nedir?
    Ben araştırma yapmayı seven bir kişiyim. Resimde kullandığım farklı yüzey strüktürleri izleyicide dokunma duyusunu kışkırtan bir özellik taşıyorlar. Resimlerimde frotaj ve grataj gibi tekniklerin dışında hayal ettiğim bir tekniğin olanaklarını da araştırarak buluyor ve resimde uyguluyorum. İster soyut olsun ister somut olsun bu retrospektif sergimle resimlerim arasında bir birlik olduğunu görüyorum.

    Bir yandan teknikle gelen bir değişim var diğer yandan eserlerinizin yapısında bir süreklilik de söz konusu. Siz bu sürekliliği neye dayandırıyorsunuz?
    Benim için sanatta son noktayı koymak diye bir şey yoktur. Zaten her resim gelecek bir resmin habercisidir. Bir de içimdeki araştırma enerjisi bu bitmezliği ileriye taşımaktadır.

    50 yılı aşan bir sanat geleneğinden bahsediyoruz. Bugünden geriye baktığınızda resim sanatıyla ilişkinizde nasıl bir noktada görüyorsunuz kendinizi?
    İş Bankası’nın Kibele Sanat Galerisi’nde yaptığım retrospektif sergimde resimlerimin başından sonuna kadar bir süreklilik oluşturduğunu görüyor, araştırma ve resim yapma tutkumun hiç sönmediğini hissediyorum.

    ‘Doğadan Beden Manzaralarına’ başlıklı sergi 17 Haziran’a dek İş Sanat Kibele Galerisi’nde görülebilir.

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı