"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Sanatoryum yazısı

<B>BİN </B>yıl önce filan, biri bana, bir erkek <B>‘‘Seni seviyorum. Çünkü sen hiç kimselere benzemiyorsun’’ </B>demişti. Daha doğrusu bunu, sigara jelatininin beyaz tarafına, şişman dolmakalemiyle yazmıştı.

Benim bir hoşuma gitsin bu laf...

Yıllarca cüzdanımda taşıdım.

Birilerine benzemenin hiç de iyi bir şey olmadığını hep anımsadım. Benzeme yani. Bırak herkes birbirinin kopyası olsun, aynı şekilde giyinsin, düşünsün, şarkı söylesin, dans etsin, senşui sevsin, aynı üslupta yazılar yazsın, ortak tavırlar sergilesin, aynı ayakkabılardan giysin, aynı siyasetçileri sevsin, aynı siyasetçilerden tiksinsin, sen uyma onlara.

Peki onlar sana benzemeye başlarsa.

Ne yap et, değiş canım.

Tamam, aslı varken kopyasını ne yapacaksın ama...

Herkesin birbirinin aynısı olduğu bir ortamda, bir de hafıza denilen bir şey yoksa ortalıkta, birdenbire o aynilik can sıkıcı hale geliyor. Ve sürekli farklılık için kafayı çalıştırmak gerekiyor.

Neyse adam gitti, ondan yadigar bu benzememekle ilgili, iltifata bulaştırılmış öğüdü kaldı. Ben zaten ilişkinin bir şeyler öğretenini severim.

* * *

Geçen gün Teoman'ın konserinde geldi o eğitici not aklıma, çantamdaki cüzdanımı bulmaya çalışıyorum. Bir kadının çantası nasıldır? Mary Poppins'in çantası gibi, en azından benimki öyle, her şey ama her şey var içinde, bütün gereksiz şeyleri doldurduğumdan kolay olmuyor aradığım şeyi bulmam.

Tamam bu cüzdan dedim, değdi parmaklarım. Bütün gözlerini deli gibi araştırıyorum. Buldum sonunda. Okudum. Ve ne yaptım? İçimden sahnedeki Teoman'a bakıp, ‘‘Ulan ben de seni bu yüzden seviyorum. Çünkü sen de kimselere benzemiyorsun’’ diye bağırdım. Ama tabii benim dışımda kimse duymadı bunu. Sanatoryumdan yazdığım bu son yazımda, bu vesile ile Teoman'ı tebrik ediyorum. Elaleme benzememe konusundaki becerisine hayran olduğumu söylemek istiyorum. Çünkü insanlar birbirlerinden etkileniyorlar. Bu çok normal. O zaman ne oluyor? Ortalıkta binlerce küçük Tarkan, Markan, Zarkan dolanıyor. Ama Teoman öyle değil. Cidden kimselere benzemiyor, kendi alanında tek, tamam biraz kısa boylu ama onu da mazur göreceğiz. Çünkü boyu daha uzun görünsün diye kendinden topuklu lastikler filan giymiyor. Numara çekmiyor. Adam sanki açık havada konser vermiyor. Sanki o hınca hınç kalabalık onun için toplanmış bulunmuyor. Nasıl rahat, nasıl doğal. Biraz önce bahçesindeki soğanları toplamış gibi, bir jean bir T-shirt üzerinde. Öyle kendine imaj filan yapmamış, siyahlar giymemiş, kafasına jöle möle sürmemiş, acayip seksi adamım diye bağırmıyor, bedenine oynamıyor, şöyle de kaslarım var, popom da güzel demiyor. Sonra sahnede biz sarhoşken nasıl dans ediyorsak öyle dans ediyor. İçinden geldiği gibi. Figür migür yapmıyor. Eminim adam evde ayna karşısında çalışmıyor, ‘‘Sen Teo'sun Teo, bütün kadınlar sana hayran’’ diye sayıklamıyor.

Diyeceğim adam gerçek duruyor gerçek.

* * *

Oh be ne özlemişim böyle adamları, böyle insanları. Ben aslında bir Teoman manyağı filan değilim. Ama kendime de hayret ettim o gece. Adamın neredeyse 12 şarkısını ezbere söyleyebileceğimi asla tahmin etmezdim. Ama söyledim. Yemin ederim. Hem de bağıra çağıra. Demek öyle içime işlemiş ki o şarkılar, o sözler. Bugüne kadar Teoman hakkında bir tek cümle yazmamış olmanın suçluluğunu duydum o gece. İtiraf saati ve Teoman'a övgüler sona erdi, bir havuza atlayıp geleceğim şimdi. Dönüşüm muhteşem olacak.

* * *

Evet oldu.

Zafer'den azar işittim, iki havuz arası yazı yazılır mı dedi. Her tarafı ıslatıyorsun dedi. Islak bikini ile oturma dedi. Bak çocuğun olmaz dedi. Salatayı ne zaman yapacaksın dedi. Ama kocamdan asıl zılgıtı MFÖ konserine gitmek üzere Altan'la yola çıktığımızda yedim. Bu sanatoryumda kaldığım 7 eşsiz gün boyunca kocamdan çok Aslı Altan'ı gördüm. Onu da bu sanatoryuma yatırmışlardı. Ama o geceleri kulübüne kaçıyordu. En koyu muhabbetlerimiz havuz başında fındık ve votka portakallar eşliğinde cereyan etti. Şahane bir tatil ve tedavi arkadaşı Altan, dahası mükemmel votkalar hazırlıyor. Ve işte biz Teoman konserinin ertesinde Mustafa Oğuz'u da göreceğiz, Mazhar, Fuat, Özan'ı da izleyeceğiz, ne güzel diye yola çıktık. Ama asla açık havaya ulaşamadık. Sanatoryumun yolu biraz engebeli de. Arabanın yağ kartelasını kırmışız. Hiçbir fikrim yok bunu nasıl yaptık. Ama Boğaz Köprüsü'nün ortasında kaldık. Çekicilerle ancak eve taşındık. Konser monser yattı tabii. Yoksa ben MFÖ'nün de o sıkı konserini ve kimselere benzemeyen halini anlatmak isterdim...

Ama sanırım şu anda en çok yeniden havuza girmek istiyorum.

Çarşamba günü bu kadar sulu bir yazı yazmayacağıma teminat da veriyorum.
X