« Hürriyet.com.tr

Sanatı lezzetle buluşturan Paris restoranları

Fransa’nın başkentindeki müzeler artık birer lezzet mekanı. Geçmişteki kafelerin yerini son yıllarda kentin en iddialı restoranları aldı. Damak tadına düşkün Hürriyet Seyahat okuru Umut Candan bu restoranlardan dördüne uğradı, izlenimlerini yazdı.

Hürriyet Haber
X

LE SAUT DU LOUP (Louvre Sarayı)
Levreği çok lezzetliydi

Louvre Sarayı’nın batı kanadındaki 105 yıllık Dekoratif Sanatlar Müzesi, ev dekorasyonun serüvenini yansıtıyor. Koleksiyonunda ev eşyaları, halı, porselen, kristal ürünlerin yanı sıra dini resimler bulunuyor. Müzedeki Le Saut du Loup, yeni bir konsept getiren restoranlardan. Geniş bir alanda, ferahlık verecek şekilde döşenmiş. Oturma gruplarında beyaz ön plana çıkıyor. Yemeğe balkabağı çorbasıyla başladık. İçine eklenen kestane püresiyle kıvam ve ahşap tadı kazanmıştı. Ardından levrek ızgara geldi. Yanında mürekkep balığıyla renklendirilmiş risotto vardı. Lezzet turumuz parmesanla kaplı dana pirzolayla sona erdi. Kurutulmadan, kıvamında pişirilmişti ve çok lezzetliydi. İnternette okuduğuma göre Le Saut du Loup, hafta sonlarında çok kalabalık oluyor, servis kalitesi düşüyor. Bu nedenle hafta içinde gidilmesi tavsiye ediliyor. Yemeğe kişi başı 50 Euro ödedik.
(Adres: Musee des Arts Decoratifs, Palais du Louvre. Rue de Rivoli No: 107, www.lesautduloup.com)

LES OMBRES (Quai Branly Müzesi)
Tatlıları hayal gücünü zorluyor

Eiffel Kulesi yakınlarındaki Quai Branly, şehrin en yeni müzelerinden biri. İnşaatına 1995’te başlanmış, 2006’da açılmış. Koleksiyonunda Afrika, Asya, Amerika’dan 267 bin yerel sanat eseri bulunuyor. Bunlardan 3 bin 500’ü sergileniyor. Binanın üst katında, serayı andıran Les Ombres, çelik ve camın etkileyici kullanımıyla oluşturulmuş. Yanıbaşında Eiffel Kulesi yükseliyor. Restoranın mönüsü müze gibi etnolojik esintiler taşımıyor. Avrupa mutfağı odaklı. Yemeğimize enginar ve küçük bir dilim tütsülenmiş ördek eşliğinde sunulan kaz ciğeriyle başladık. Ardından deniz tarağını, ceviz, soya sosu, zencefille tatlandırılmış karnıbahar püresiyle tattık. Kızartılmış dana madalyonlarının dış yüzeyi portakal, kahve sosuyla çıtır hale getirilmişti. Bu harika lezzet karışımına hayal gücünü zorlayan tatlılar eşlik etti. Hint cevizi bulutunda (köpük) meyve küpleri, zencefilli birküvi üzerinde çarkıfelek püresiyle sunulmuştu. Konyakla geceyi noktalarken, saat 23.00’de ışıkları yanıp sönmeye başlayan, sonra bunu her saat başında tekrarlayan Eiffel’i seyrettik. İçki hariç kişi başı 70 Euro ödedik.
(Adres: Musee du Quai Branly, Quai Branly No :27. www.lesombres-restaurant.com)

NOMİYA (Palais de Tokyo)
Akvaryumdan Eiffel manzarası

Trocadero yakınlarındaki Palais de Tokyo, çağdaş sanat ağırlıklı bir müze. Yapının doğu kanadında Paris Modern Sanat Müzesi yer alıyor. Yapının çatısındaki Nomiya, yerden tavana uzanan camlarıyla müthiş bir manzara sunuyor konuklarına. Seine Nehri’nin karşı yakasındaki L’Hotel des Invalides’in altın kubbesi, gece bir şampanya kadehini andıran Eiffell Kulesi... Restoranın tasarımını Marcel Duchamp ödüllü mimar Laurent Grasso yapmış. Sponsorluğunu Electrolux üstlenmiş.
Bu büyülü atmosferde restoranın büyük masasına oturduğunuzda kendinizi japon balığı gibi hissediyorsunuz. Çünkü aşağıdan bakıldığında restoran bir akvaryum, içindekiler birer sanat eseri gibi algılanıyor.
Soframızın ilk konuğu sarı krema kıvamındaki bal kabağı çorbasıydı. Üstüne havyar serpiştirilmişti. Garsonumuzun tavsiye ettiği beyaz Langedoc şarabı eşliğinde, tortelliniye geçtik. Sebze yatağında istiridye ve yeşil hardalla zenginleştirilmiş beç tavukluydu tortellinimiz. Bu lezzete Paris’in Poujauran fırınından ekşi mayalı, çıtır ekmek eşlik ediyordu. Lezzet şöleninin ilk bölümünü ceviz püresiyle sunulan dana biftek madalyonlarıyla tamamladık.
Tatlı için coup de grace seçmiştik. Kalın bir çikolatalı kestane pastası dilimine zencefilli dondurma eşlik ediyordu. Yemeğe içki hariç kişi başı 60 Euro ödedik. Restorana gitmek isterseniz önceden web sitesinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. (Adres: Palais de Tokyo, Avenue du President Wilson No: 13. art-home-electrolux.com)
 
OZU (Cineaqua)
Camdan köpekbalıklarını izlerken suşinizi tadın, pastanın tadını çıkarın

Trocadero yakınlarındaki Cineagua, hem akvaryum hem de sinema salonu. Ozu, akvaryumun içinde, ahşabın ön plana çıktığı sade dekorasyonuyla dikkat çeken bir Japon restoranı. Yanıbaşınızdaki dev akvaryumda yüzen dev köpekbalıkları ve egzotik balıkları ya da dev TV ekranında sualtı belgesellerini seyrederek yemek yiyorsunuz. Aslında şehrin en iddialı suşi restoranlarından birinin akvaryumda yer alması tuhaf. Fakat bu özelliği sayesinde epeyce müşteri çekiyor.
Ozu’nun mutfağını kısa süre öncesine kadar Michelin yıldızlı Thierry Marx yönetiyormuş. Şaşırtıcı, deneysel yemeklerinin yerini şimdi bir başka ustanın, Renaud Dufresne’nin Japon mutfağından esinlendiği yemekler almış. Bu yemekler meze boyutlarında, tadımlık. Bu sayede çok sayıda yemek tadabiliyorsunuz. Biz okyanus lezzetleri turumuza ince dilimlenmiş kum istridyesinden yapılmış saşimi ile başladık. Damağımızdan kayıp giden istiridyeyi, bol baharatlı ton balığı dürümü izledi. Çiğden pişmiş ürünlere geçip kiraz ağacıyla tütsülenmiş somonu tattık. Çevresine yerleştirilen beyaz, gevrek turplar epeyce acıydı. Fakat sonra tattığımız, ızgarada pişirilmiş kalın orfoz dilimi iyi terbiye edilmiş, denizden çıkmış biftek gibi lezizdi. Denizdeki turumuz suyu korunarak ızgara edilmiş bir dilim biftekle sürdü. Balıklar arasındaki lezzet serüveni tatlıyla sona erdi. Yeşil çaylı, çikolatalı pasta dilimimize, kavrulmuş şam fıstıkları eşlik ediyordu. Yemeğe kişi başı 35 Euro ödedik.
(Adres: Jardins du Trocadero. www.ozurestaurants.com)

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
A’dan Z’ye Paris
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İçine giren canlıyı taşa dönüştüren korkunç göl
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İki yıl önce ortaya çıkmıştı! Yeni adayı bekleyen büyük tehlike...