Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sanatçılar günümüzde yürekli olmak zorunda

ORKESTRA Schumann’ın 1. Senfoni’sine yeni girmişti.

Şef Gürer Aykal konsantre olmuş, orkestrayı coşkuyla yönetiyordu. 

Tam o sırada üst sol balkondan bir telefon sesi duyuldu.


Gürer Aykal
orkestrayı susturdu ve bir süre bir heykel gibi hareketsiz kaldı.


Telefon sesi hem kendisinin, hem de senfoniye büyük istekle girmiş olan orkestranın konsantrasyonunu bozmuştu.


İzleyiciler de donup kalmıştı.


Gürer Aykal
birden sol balkona doğru döndü.


“Tanrı aşkına, lütfen telefonlarınızı kapatın”
dedi.

 

Sonra orkestraya dönüp senfoniyi kesilen yerden başlattı.


Olayın olumsuz etkisinden hem şef, hem de orkestra çabuk kurtularak bu güzel senfoniyi büyük bir başarıyla tamamladı.


Salondan büyük bir alkış koptu ve dinmek bilmedi.


Aykal
üçüncü kez alkışlara teşekkür etmek için sahneye geldiğinde izleyicilerden izin isteyerek şunları söyledi:


“Telefon için gösterdiğim tepkiyi lütfen yanlış anlamayın. Beni seyirciye yukardan bakan bir sanatçı olarak da görmeyin. İnanın müzikle bütünleştiğiniz anda yabancı bir ses bütün konsantrasyonunuzu bozuyor. Telefon sesini duyduğum anda
(sol tarafını göstererek) sanki vücudumun bu tarafı kopup gitti. Özür dilerim.”


Sahneden ayrılırken telefonun çaldığı balkonu da zarif bir şekilde selamladı.      


* * *


Bu olay, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın perşembe akşamı verdiği konserde yaşandı.


Her konserden önce cep telefonlarının kapatılması ricasına rağmen bu tip tatsızlıklar oluyor.


Bazı izleyicilerin bu duyarsızlığı sanatçıları çok üzüyor.


Hele Gürer Aykal gibi duyarlı, sanatına ve izleyicisine son derece saygılı olan bir sanat adamını çok daha fazla etkiliyor.


Gürer Aykal
usta bir şef olmasının yanında, sahnede giyimi kuşamıyla, hareketleriyle son derece şık ve zarif bir sanatçı.


Ben gerek Türkiye’de gerek yurtdışında birçok konser izledim.


Ama Gürer Aykal kadar izleyiciye saygı gereği şık ve zarif olanını görmedim.


Seyirciye bu kadar saygılı olan bir sanat adamının aynı saygıyı izleyiciden de beklemesi hakkıdır.


Gürer Aykal
bir sanatçı olarak ülkesinin sorunlarına karşı da son derece duyarlıdır.


Olaylar karşısında laik demokratik cumhuriyetin sorumlu bir bireyi gibi davranır. Cumhuriyetin kazanımlarına, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkma konusunda kendi çıkarını düşünmeden gereken duruşu sergiler.


Daima sanatçı duyarlılığı ve sorumluluğu ile tavrını dürüstçe ortaya koyar.


İnsan, Gürer Aykal’ın sanat adamlığına olduğu kadar bu yanına da saygı duyar.


* * *


İşte bu noktada bazı gerçeklere de değinmek zorundayım.


Ben sanatçıların, laik demokratik cumhuriyetin ve kazanımlarının, Atatürk aydınlanmasının savunucusu olması gerektiğine inanıyorum.


Çünkü Atatürk’e en çok onların borçlu olduğunu biliyorum.


Ama ne yazık ki sanatçıların büyük bölümü bu sorumluluk içinde değil.


Pek çoğu “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla işine gücüne bakıyor.


Hatta bazıları iktidara yakın durmaya özen gösteriyor.


Ama Gürer Aykal gibi dimdik duranlar da var.


Örneğin Edip Akbayram, Tarık Akan, Mehmet Ali Erbil, Müjdat Gezen, Levent Kırca, Fazıl Say, Ferhan Şensoy.


Bu sanatçıları, insanların konuşmaya bile korktuğu bir baskı döneminde yürekleriyle hareket ettikleri için kutluyorum.           

X