« Hürriyet.com.tr

Sana zeplinden baktım

Hürriyet Haber
X

PERVANELİ ROMANTİK BEBEK

Zeplin 80 kilometre hız yapan bir kamyon gibi havada. Hormonlu hantal bir muz gibi durduğuna bakmayın, pek zarif, pek narin aslında. Kocaman romantik bir bebek o! Yerden 300-350 metre yukarıda süzülürken karadaki herkesin aklına ‘‘Biri ateş ederse ne olur?’’ sorusunu getiren, havadaki herkese ise ‘‘Ne olursa olsun keyfe bak be!’’ dedirten dünyanın en büyük uçan billboardu o.

Havadan Karaya

Zeplinler reklam tanıtım amacıyla da hayli iddialı olmakla tanınıyor. Zeplini gören insanların yüzde 47'si başkalarına anlatıyor. Yüzde 72'si ise otuz gün sonra bile ne yazdığını hatırlıyor. Havadaki bir zeplini ayırdetmek kolay da, havadan yerdeki her semti, binayı seçebilmek o kadar kolay değil. Ama azmin elinden hiçbir şey kurtulmuyor: Haliç'teki fıskiye havadan daha güzel görünüyor. Görüldüğü üzere zeplinin iki adet pilotu bulunuyor. Güvenli ve manevra kabiliyeti yüksek bir alet. Şehirlerarası gidebiliyor. Havada statik durabiliyor.

6 milyon dolar

Tek sorun üşümek. O kadar. Yoksa başkasının zeplinine binip, İstanbul semalarında fink atmak çok eğlenceli. Ama Koç Grubu gibi altı milyon dolar ödeyip, yeryüzünde sadece üç tane olan bu tip zeplinlerden alır mıydım? Olsaydı bile o para, böyle bir şeye kalkışır mıydım? Hayır, teşekkürler. Hakkımı başka şeylerde kullanmayı tercih ediyorum.

BİR BAŞKADIR BENİM KENTİM

Zeplinden İstanbul'u dikizlemek, ne helikopterden ne de uçaktan yedi tepeli kente bakmaya benziyor. Şehrin üstündesiniz ama içinden geçiyorsunuz. Siz süzülüyorsunuz! Kendinizi köprülerin, minarelerin ucuna değecek bir Guliver gibi hissediyorsunuz. Siz büyüyorsunuz, şehir ayaklarınızın altında küçülüyor. Ve sizi temin ederiz, gördüğünüz güzellikler karşısında, Tanrı'ya bir kere daha şükrediyorsunuz: İyi ki İstanbul'da yaşıyoruz!

O İstanbul'un hava gemisi

Elli metre boyunda, onyedi metre yüksekliğinde, şirin bir şey.

Nasıl desem, sanki ‘‘hava gemisi.’’

Biraz şişman ama yine de dayanıklı.

Onbeş-onyedi saat uyumadan ayakta kalabiliyor, nam-ı diğer uçabiliyor, bencil değil, sizi de kendisiyle uçuruyor!

‘‘Ama dokuzunuzu alabilirim, daha fazlası olmaz’’ diyor.

Ve uyarmadan edemiyor: ‘‘Çok konforlu değildir benimle seyahet etmek ama değer. Dolayısıyla çay kahve servisi beklemeyin, ihtiyaç molaları istemeyin, hele tuvalet var mı diye sorarak beni sinirlendirmeyin’’.

Sonra temiz...

Elbiselerini sık sık değiştiriyor.

Kimi onlara ‘‘benner’’ diyor, kimi afiş panosu demeyi tercih ediyor.

Bu zeplinler eskisinden farklı olarak, günümüzde artık çoğunlukla tanıtım amacıyla kullanılıyor. Öyle böyle değil, gören unutmuyor, tevekkeli değil Koç Grubu'na ait söz konusu zeplin hala ‘‘Aygaz’’ diye anılıyor, üzerinde yazılı olan herhangi bir şey altı kilometre öteden seçiliyor, otuz gün sonra bile hafızalarda yer etmiş olduğu ortaya çıkıyor.

Çünkü onlar uçan billboard'lar.

Ve iyi ki varlar.

DEMİR FİLİZLER

Havalanınca, dayadım burnumu cama.

Tepeden baktım İstanbul'a.

Bazen hüzünledim, bazen gülümsedim.

Ama en çok ‘‘demir filizler’’ etkiledi, güldürdü beni, karıştırdı beynimi. İnanamadım. Neydi onlar öyle! İstisnasız bu kentteki her evin tepesinde onlardan vardı. Bir kat daha çıkmanın umuduydu. Anasını satayım ne umuttu, bir türlü tükenmiyordu, o demir filizler hep ama hep gökyüzüne doğru yükseliyordu. Karadan görünmüyor, bir de havadan bakmak gerekiyor.

Damlarımız, çatılarımız ah bir bilseniz ne pis!

Hep o tekerlekler, lastikler, bin bir türlü araç gereçler, Allah'tan eskisi gibi yok o feci antenler, yerini bırakmış çanaklara, daha başka abuk sabukluklara. Kimi zaman nasıl da güzel bir şehir diyorsunuz, kimi zaman eğriş büğrüş, dişleriyle size gülümseyen bir kadına benzetiyorsunuz.

MATCH-BOX'LAR DİZİLMİŞLER

En çok da Boğaz'ın üzerinde uçmak güzel, gizli kalmış olağanüstü evler, kimler yaşıyor buralarda dedirtirler. Köprünün üzerindeki otomobiller bir adet match-box gibi birbiri ardına dizilmişler. Siz sadece 300 metre yukarıdasınız, sanki ayak baş parmağınızla onlara dokunacaksınız.

İnsan içinde kendisini emin hissediyor.

Türkiye'nin ilk zeplininin kalifiye pilotlarına, personeline son derece güveniyor. Nasıl mı uçuyor? Her biri 15 kilo ağırlığında olan kurşun bilyelerle dolu çuvallar, istenilen kalkış ağırlığını ayarlamak için kullanılıyor. Laciler giymiş, sevimli yer ekibi zepline ve gondola (içinde oturduğumuz zeplinin altındaki sepete benzeyen şeyin adı gondol) bağlı iplerle zeplini yerde tutuyor.

Sonra zeplin yükseliyor.

Sizin içinizde bir şeyler de.

Sevinmeye başlıyorsunuz.

Çocuklar gibi el çırpmaya. Helyum zarfları genişliyor ve iç basınç artıyor. Zeplinin içindeki hava balonları da dengeyi sağlayacak düzeyde söndürülüyor.

Böyle anlatınca karışık gibi duruyor.

Aslında hiç öyle değil.

Yaşaması ayrı bir keyif oluyor.

Mutlaka bir kere bir zepline binmek gerekiyor.

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sırt çantasıyla gezebileceğiniz ülkeler
GezginGezgin
Bir film izledi otostopla 53 şehir dolaştı
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Türkiye’de yılbaşını kutlamak için en iyi 7 yer
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
En görkemli yılbaşı kutlamaları
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Afrika'nın 5 bin yıllık avcıları
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Rumeli'de asırlara meydan okuyan tarihi köprü: Volçan Köprüsü