Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Samimiyetsiz

    Zeynep BİLGEHAN
    11.01.2015 - 01:42 | Son Güncelleme:

    "Delillerin sahteliğine dair ABD’de ve Türkiye’de bu konuda uzman firmalardan rapor almış ve mahkemeye sunmuştuk. Türkan Saylan bütün bu haksız iftiralar sonunda hayata veda etti. İstihbaratçılar ve polisler delillerin sahte olduğunu biliyorlardı da neden o zaman seslerini çıkarmadılar? Bunu şimdi, her şey ortaya dökülünce açıklamaları çok samimiyetsiz."

    ÇAĞDAŞ Yaşamı Destekleme Derneği’ne (ÇYDD) yönelik 2009 yılında yapılan Ergenekon operasyonu sonucu açılan ve Poyrazköy dosyasıyla birleştirilen davanın, ‘sonradan yüklenen’ dijital verilere dayandığının ortaya çıkması hayattaki mağdurlarını şaşırtmadı. ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, “Bunu şimdi açıklamaları çok samiyetsiz” dedi. ÇYDD Kadıköy Şubesi’nde el konulan harddisk’in üzerinde inceleme yapan Adli Bilişim Mühendisi Tuncay Beşikçi, 86 tutuksuz sanığın yargılandığı davayı gören Anadolu 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Fatma Nur Gerçel’in avukatı Hüseyin Ersöz’ün talebi üzerine 15 sayfalık bilirkişi raporu sundu. Raporda ilgili diskin imaj tarihinin 15 Mart 2009, el konulma tarihinin ise 13 Nisan 2009 olduğu belirtildi. Bu durumun ise Emniyet’teki bilgisayarların tarihinin geri alındığının göstergesi olduğu ifade edildi. 15 sayfalık raporun sonuç bölümünde, “...İddianamede suç unsuru teşkil edilen dosyaların Kadıköy ÇYDD bilgisayarında yaratılmadığı ve açılıp çalıştırıldıklarına dair bir iz olmadığı, bu dosyaların tamamının sonradan diske kopyalandığı görüşüne varılmıştır” ifadeleri kullanıldı. ÇYDD’nin kurucularından ve şimdiki Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, bu sonucun kendilerini heyecanlandırmadığını belirtti, şunları söyledi:

    HAYATA MAL OLDU

    “13 Nisan 2009’daki baskından sonra dava açıldığında iddianamede delillerin sahte olduğunu hemen anlamıştık zaten. Avukatlarımız vasıtasıyla hem Amerika’da hem Türkiye’de bu konuda uzman firmalardan rapor aldış ve mahkemeye sunmuştuk. Delillerin sahteliği gündeme yeniden kumpas iddialarından sonra geldi. Oysa Türkan Saylan bütün bu haksız iftiralar sonunda hayata veda ettiğinde gündemde yoktu. 3 arkadaşımız 5 yıldır mahkemelerde sürünüyor. ‘Ergenekon’ silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlandılar, yıprandılar, hırpalandılar. İstihbaratçılar ve polisler delillerin sahte olduğunu biliyorlardı da neden o zaman seslerini çıkarmadılar? Bunu şimdi her şey ortaya dökülünce açıklamaları çok samimiyetsiz. Başka delil olmadığı için yeniden yargılamada beraat bekliyoruz. Suçlamalar zaten inanılmayacak şeylerdi ama iddianameler birçok gazeteci tarafından itibarımızı düşürmek için televizyonlarda defalarca konuşuldu ve Türkan Saylan’ın hayatına mal oldu. Çok üzgün, şaşkın ve hayal kırıklığı içinde hayata veda etti. Bunların hesabını herkesin en azından kendi vicdanında vermesi lazım.”

    AKIL TUTULMASI

    Ergenekon operasyonu kapsamında 13 Nisan 2009’da evi aranan ve 3 gün gözaltında tutulan Tijen Mergen de yaşananların akıl tutulması olduğunu ifade etti ve şunları söyledi: “AİHM’de Türkiye aleyhine dava açtık. Hükümet 1 ay önce gönderdiği savunmada hâlâ sahte delilleri ön plana sürüyordu. Adeta akıl tutulması yaşıyoruz. Operasyonda sabah 07.00’de 10 sivil polis evimi basmıştı. Dolaplarımı alt üst ettiler, neyle suçlandığımı bilmeden 3 gün gözaltında kaldım. O süreçte o kadar çok sahte delil üretildi ki son rapor benim için yeni bir heyecan yaratmadı. Bu kadar haksız yere insanların töhmet altında bırakılmasına karşın çok kızgınım ve bu kızgınlığım geçmiyor.”

    ÖZÜR DİLESİNLER

    Aynı gün evi aranıp, 4.5 gün gözaltında kaldıktan sonra yurtdışı yasağı konularak serbest bırakılan Prof. Dr. Filiz Meriçli de “Çok hoyrat bir dönemdi” diyerek özür beklediklerini belirtti. Meriçli şöyle devam etti: “Eve gelen polisler hiçbir şey bilmiyordu. Sadece ‘Evi arayın, arabaya bindirip Vatan’a getirin’ emrini almışlardı. Kızımın yatak odasında sınıf arkadaşlarının mektuplarına kadar her şey arandı. Her şeyi aramış olmak için arıyorlardı. O dönemde de bu yanlışlığın düzeltileceğine inanarak güçlü durdum. Bu arada çekilen acıların, örneğin olayı içine sindiremeyip yaşamını sona erdiren Ali Tatar’ın acısının telafisi yok. Bu süreçten herkesin üzerine düşen dersi çıkaracağını ve yanlışı yapanların özür dileyeceklerini ve Türkiye’de bir daha böyle yanlışlar yapılmayacağını düşünmek istiyorum.”

    Kızlar genç subayları kontrol altına aldı

    Bunu bile iddia etmişlerdi

    ERGENEKON soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yöneticileri ile üyelerinden oluşan 8 şüpheli hakkında dönemin Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Ercan Şafak, Murat Yönder tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. 342 sayfalık iddianamede, ÇYDD tarafından hayata geçirilen ‘Ata Evleri Projesi’yle Ergenekon terör örgütüne yeni üyeler kazandırmanın hedeflendiği öne sürülmüştü. Bu evlerde kız ve erkek öğrencilerin karışık kaldığı, özellikle kız öğrencilerin TSK’da görev yapan genç subaylar ve Harp Okulu öğrencileri ile tanıştırılarak arkadaşlık yapmalarının sağlandığı belirtilmişti. Böylelikle bir kısım genç subayları ve geleceğin Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını oluşturacak Harp Okulu öğrencilerini, öğrencilik yıllarından itibaren kontrol altına almaya çalıştıklarının anlaşıldığı ifade edilmişti. İddianamede şöyle denilmişti:

    HER TÜRLÜ FEDAKARLIK

    “Kocaeli Üniversitesi’nde okuyan kızları, örgütün amaçları doğrultusunda hizmet eden bürokrat, gazeteci ve akademisyenleri kullanarak askeri personelin ve Harp Akademisi’nde okuyan öğrencilerin kontrol altında tutulmasının amaçlandığını görmekteyiz. Bazı örgüt üyeleri dernek çatısında altında legal faaliyetlerinin yanı sıra hukuka aykırı eylemlere katılmışlardır.

    Bazı burs alan öğrencilerin araç yakma eylemlerine katıldıklarını öğrenmelerine rağmen bu kişilere burs vermeye devam ettiklerini, askeri okullarda okuyan öğrencilerle özel olarak ilgilendiklerini, askeri okullara yakın yerlerde tuttukları evlerde kalan kız öğrencilere her türlü fedakârlığı yapmaları için yönlendirmede bulundukları...”

    Tedavi olurken evi basılmıştı

    ERGENEKON operasyonlarının son hızla devam ettiği 13 Nisan 2009’da ÇYDD’ye yönelik operasyon için de düğmeye basılmıştı. Polisler saat 05.00’te kanser hastası olan ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan’ın evinin yanı sıra 81 adrese baskın yapmıştı. Polisler geldiğinde bir sağlık görevlisi, değerlerinin ölçülmesi için Saylan’dan kan alıyordu. Ona rağmen Saylan kapıda toplananlara “Onlara kızmayın. Onlar emir kulu” diyerek polisleri korumuştu. Saylan özetle şöyle demişti: “Şubelerimizin başkanlarıyla yönetim kurulu üyelerimizi tutukladılar. Buna çok kızdım. Bana yapılana değil ama onlara yapılana kızarım. Biz burada bir aileyiz. Türkiye’de bir dayanışma var. Dayanışma beğenmediğiniz şeylere karşı çıkmaktır. Demokratik haklarını kullananlar cezalandırılıyor. Bize bunu yapıyorlarsa kim bilir kimlere neler yapılıyordur. Herkesten hukuka saygılı olmasını istiyorum. ”

    Beraat bekliyoruz

    Hüseyin Ersöz (ÇYDD Genel Sekreteri Fatma Nur Gerçel’in Avukatı): “Suçlamalara konu harddisk üzerinde soruşturma aşamasında Ankara’da görevli olan Emniyet personeli İsa Akyüz ve Bekir Peker tarafından inceleme yapıldı. İncelemede bu dokümanların sonradan harddisk’e yüklenmiş olduğuna dair bilgiye ‘kasten’ yer verilmedi. Bu Emniyet personelinin özelliği, Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görevli olmalarına karşın kritik yargılama süreçlerinde Özel Yetkili Savcılar tarafından görevlendirilmiş olmalarıydı. Rapor sonrasında yargılamayı yapan İstanbul Anadolu 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, yazan tespitleri araştırmak üzere dosyayı Adli Tıp Kurumu’na göndermeye karar verdi. Fizik İhtisas Dairesi’nde yapılacak olan inceleme neticesinde hazırlanacak rapor, mahkemeye sunulduktan sonra el konulan harddisk’in manipüle edildiği bilimsel olarak bir kez daha ortaya konulacak. Bundan sonraki süreçte, devam eden davada Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek rapor çerçevesinde ÇYDD davasında yargılanan yöneticiler hakkında beraat kararı verilmesi beklentisini taşıyoruz. Diğer yandan ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak sorumlularının tespitini ve cezalandırılmalarını talep ettik. Öyle umut ediyoruz ki bu süreç sonunda kusuru olan savcılar, hâkimler ve polisler hak ettikleri cezayı alacaklar.”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı