"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Samimi-dürüst-hesapsız-enerjik-sevgi dolu-merhametli-melankolik Ben buyum işte

Erkek olsam, birlikte olmak isteyeceğim kadın: Komik, güzel, yaratıcı, yeni, modern, eq’su yüksek, seksi, farklı, orijinal, cesur... Kalın kaşlarını da çok seviyorum! Bugün Ece Sükan’la sizi baş başa bırakıyorum. Çok eğlendik bu fotoğrafları çekerken. İnşallah siz de keyif alırsınız...

Kalın kaşlı Ece Sükan... Niye almıyorsun kaşlarını? Bu bir tarz mı?

- Evet tarz yaptım. Böyle daha çok yakıştırıyorum kendime.

Üşendiğinden değil herhalde...

- Değil ama sürekli şekil verme telaşı da zor bir iş. Üniversite dönemimde incelttiğim zamanlar olmuş, fotoğraflara bakınca fark ediyorum ama sanki böyle daha iyi gibi.

Çocukluğunda da orijinal ve kimselere benzemeyen bir kız mıydın?

- Bilmem galiba öyleydim, fark edilirdim, arkadaş canlısıydım, değişik ve farklı giyinmeyi severdim.

Nelerin peşinde koşardın?

- Arkadaşlık, dergiler, müzik, dans, kıyafetler, aksesuvarlar...
/images/100/0x0/55eb032cf018fbb8f8a54482
Nasıl bir aile?

- Annem, babam, abim ve ben, çekirdek ailem bu kadar, Ankara’da geçen güzel, hareketli çocukluk ve okul yılları... Ailece çok seyahat ederdik, annem beni gemide doğuracakmış az kalsın. Annemin tiyatrosunun turnesiyle gidilen Berlin seyahatleri... Yazları, Marmaris, Bodrum, Foça. Tulumba başında abimle kovalamacalar filan. Her anne gibi benimkinin de beni kurstan kursa koşturduğu yıllar, bale, piyano, seslendirme... Susam Sokağı, Uzun Çoraplı Kız Pippi, TRT’de Kayahan ile Cumartesiden Cumartesiye çocuk programı -oradaki uzaylıydım ben-, video filmler...

Anne- baba ne iş yapıyor? Anne tiyatro sanatçısı yanılmıyorsam...

- Evet tiyatro ve seslendirme sanatçısı, babam da inşaat yüksek mühendisi. Tüm çocukluğum Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kulislerinde ve TRT koridorlarında annemin dibinde geçti. Annemin tüm oyunlarını ezbere biliyordum, Saccho & Vanzetti, Ayaktakımı Arasında, Mephisto, Yusuf ile Menofis. Hatta bir keresinde annemin evli bir kadını oynadığı bir oyunu izlerken babama, "Üzülme babacığım, annem rol yapıyor, gerçek değil!" deyip durmuşum.

Abinle aran nasıldı?

- Çok kavga ederdik. Sürekli suratımı mıncıklar, makas alır, öpmeye de çalışırdı bir yandan. Aynı okula giderdik, TED Ankara Koleji’ne. Ama o benden 4 yaş büyük olduğu için okulda hiç birlikte takılmazdık. Annem ve babam çok sevgi dolu insanlar. Çok merhametli, dürüst, samimi ve hararetli bir ilişkiydi ailecek aramızdaki. Çok çok güzel hatırlıyorum çocukluğumu. Canımı sıkan tek şey: Babamın işi sebebiyle Libya, Arabistan taraflarına gitmesi. İlkokulda psikolojik olarak alerjilerim ve bayılmalarım başlamış, o kadar özlüyormuşum onu...

İnsanın bir abisinin olmasının en en iyi tarafı ne?

- Herkes için farklıdır, benim için abimin müthiş bir vizyonunun olması. Onun varlığı beni her zaman, arkadaşlarım arasında, okulda, müzikte, daha birçok şeyde fikir ve zevk sahibi yaptı. Şahanedir abim. Fotoğraf sanatçısı, New York’ta yaşıyor.

Kartvizitinde yazan meslek nedir? Ve hangi iş senin için daha önemli?

- Moda editörü ve model. Ben önce Marie Claire’de moda editörlüğüne başladım, modellik sonra geldi. Benim sıralama tersine oldu yani. Ama avantajım da bu oldu. Erken yaşta tanınmadım. Çok çalışmam ve didinmem gerekti. Ödülü de şu oldu: Modelliğe başlarken benim halihazırda bir mesleğim, hayat tarzım ve çevrem vardı...

Eğitim?

- ODTÜ’de psikoloji okudum. Sonra New York Fashion Institute of Technology’de styling, stil danışmanlığı, moda editörlüğü eğitimi aldım.

Ne kadar kendine güvenen bir kadınsın?

- Hayatta birçok şeyde olduğu gibi, bir gün çok iyi hissediyorum ve güveniyorum kendime, bazen de tersi olabiliyor. Mutluluk ve mutsuzluk gibi. Her zaman mutlu değilim, değiliz.

Seni tanımlayacak özellikler...

- Samimi, dürüst, hesapsız, enerjik, sevgi dolu, merhametli, melankolik. Ben buyum işte!

Moda ile bu kadar haşır neşirsin ya... Hiç "Ne giyeceğim?" sıkıntısı yaşamaz mısın?

- Acayip derecede son dakikacıyımdır, inanamazsın. Davetlere bile önceden düşünmem genelde. Emprovize ve deneysel bir stilim var. Bu yüzden seyahatlerde bavullarım biraz yüklü olur, kombinasyonlar için!

Senin neyin tahammül ötesidir?

- Kararsızlığım ve dağınıklığım olabilir.

O dükkanı neden açtın? Nereden esti?

- Hiç planladığım bir şey değildi açıkçası. Eve giderken köşedeki "Kiralık" yazısını görmemle açmam bir oldu. Konsept; tarzı olan, eski ama çağdaş, modern, vintage kıyafet ve aksesuvarlar. Şıklar ve mis gibiler. Çok önemli koleksiyoner parçaları da var. Yurtdışından çok müşterim var. Bizim butik oralarda daha meşhur galiba. Tasarımcılar da ilgi gösteriyor, Rıfat Özbek gibi...

Bu vintage merakı nedir? Gelip geçici bir moda mı, bir tavır mı, bir duruş mu... Ne?

- Vintage bir "lifestyle." Şu an çok popüler olduğu için moda ve trendy duruyor ama aslında senin de dediğin gibi bir tavır ve duruş bence.

Dünyada moda alanında bir kısırlık yaşandığı için mi 60’lara, 70’lere, 80’lere dönülüyor?

- 90’lardan yani minimalizmden bu yana yeni akım çıkmadı pek. Ne modada, ne müzikte, ne sinemada. Artık neyi, nasıl birleştirip, neyi seçtiğin ve nasıl yorumladığın önemli. O dönemlerdeki akımlar öyle kasıp kavurmuş ki insanları, hayatı... Bir daha ne zaman öyle bir o ortak bilinç yaşanır bilemiyorum. Fütürizm bile kullanıldı bitti. Paris gençliğini kasıp kavuran bir müzik türü çıktı bir süredir "Tectonique" diye. Ama bakıyorsun tamamen bir birleşim: Break, techno ve disco...

Fotoğraf merakı ne alaka?

- Fotoğraf merakım hep vardı. Abimden dolayı da tabii. Amatörce hep çektim, dijital değil... New York’ta kaldığım süre boyunca her gün çektim mesela, New York’u bir lensin gözünden yaşadım diyebilirim.

Bu son proje dışında başka projeler var mı?

- Projeler bitmez bende. Hiçbir şey olmasa, kendi kendime zorluk yaratıp, prodüksiyon yapıp dergi çekimi yaparım. Çok koşturmaktan şikayet edip, illa koşturanlardanım. Geçen gün düşündüm, yeterince "iç zenginliği" olmayan insanlar mı böyle çalışma manyağı oluyorlar diye, sonra "Yok canım, gencim, şimdi koşturmayacağım da ne zaman koşturacağım?" diyerek kovdum bu düşünceyi...

Love is in the air

Aşık olunacak adam, nasıl bir adamdır?

- Önceden bilemiyorsun ki. Kimi idealize ettiğin, o an ne yaşamak istediğinle de alakalı bence. Aşk, karşındakinin gözlerinde kimsenin göremediği bir şeyi görebilmek bence. Daha da önemlisi, sendeki seni tüm saflığıyla ortaya çıkaran bir şey. Ama tabii ki belli değerler olmak zorunda: İyilik, doğruluk, samimiyet, dürüstlük...

Sen de "Düzgün erkeklerin hepsi ya kapılmış ya da gay" diyenlerden misin?

- Yoo. Avcı ve kapma psikolojisinde olmadığım için böyle düşünmedim hiç. Ama düzgün insanların azaldığı bir gerçek, hem kadın hem erkek, değerler değişti malum, çok korkutucu bir durum var aslında ortada.

Gay bir adamdan etkilendin mi? İçinden "Belki de biseksüeldir" dedin mi?

- Etkilendiğim, beğendiğim olmuştur mutlaka, "Biseksüeldir" yorumunu da yapmış olabilirim, çünkü çok yapılıyor ya o yorum artık, trend oldu galiba...

Biseksüel olma ihtimalin sıfır mı? "Olabilir" mi? "Bilmiyorum" mu? "Hiç düşünmedim" mi?

- Bilmiyorum, düşünmedim, erkeklerden hoşlanıyorum.

Kadın- erkek ilişkilerinde canını en çok sıkan şey ne?

- Bağımsız ve birey olabilmiş kadınları Türk kültüründe yetişmiş klişe erkekler pek sindiremiyor, bu bir gerçek. İroni şu ki, o erkekler kadınların o haline ve karizmasına aşık oluyorlar, sonra da onu eksiltmeye çalışıyorlar. Sürekli birbirinin "her şeyi" olmaya çabalama hali var ilişkilerde. Endeksli, bağımlı ve hesaplı- kitaplı ilişkilerin olduğu bir dünya, ne yazık...

İyi bir sevgili misin?

- Çok sevgi doluyum ve iyi bir aşığım. İyi bir sevgili olmayı da her gün öğreniyorum diyebilirim.

Erkekler, şart mıdır?

- Evet şartlar bence! Bazen ne kadar kızsam da o topluluğa, o "erkek milleti"ne... Onlar olmadan, hayat çekilmez olurdu.

Sevgilisiz kaldığın oldu mu? Yoksa birinden birine hemen geçiş mi yaparsın?

- Oldu tabii sevgilisiz zamanlarım, çook ve çok da severim. Hatta bir ara, sevgilisizliği öyle benimsemiştim ki, uzun bir süre adapte olamamıştım sevgililik durumuna. Arkadaşlarım benim hayatımda çok önemli bir yer tutuyor, onlara zaman ayırmak, sokaklarda dolaşmak, evde vakit geçirmek, sinemalara gitmek, festivallere, dansa... Oh valla enerjim yerine geldi yine... C’est la vie!

Çok yakışıklı bir sevgilin vardı, neden ayrıldın?

- Mantık, aşka galip geldi maalesef. Benim gibi bir hayalperestin en zor kabul edeceği türden bir şey ama maalesef öyle oldu. Herkes bir "bütün" hayatta, artıları ve eksileriyle bir bütün. Önemli olan, aşk, yani idealizasyon bitince, hangi "bütün"le yola devam etmek ve yaşlanmak istediğin. Biz biraz fazla ileriye baktık galiba ve bunun uğruna günümüzü feda ettik...

Öyle bir şey vardı değil mi, tam da evlenecektiniz...

- Evlilik konusu yazılıp çizilenler gibi çok yakın ve konuştuğumuz bir şey değildi. Ama evet vardı. Ben şunu fark ettim, eskiden beri yüksek enerjili, üretken, grup enerjisine inanan ve bunlarla beslenen biriyim. Proje üretip gerçekleştirmek ve bunu yaparken insanları da işin içine katmak çok önemli benim için. Evet bu, bir şekilde beni kendime dönük bir hayat yaşamaya itiyor ama aynı zaman da beni ben yapıyor. Aşkta da, işte de, arkadaşlıkta da kendi dünyamı ve hayallerimi kuruyorum. Birlikte olmayı seçtiğim kişi de, benim bu yarattığım dünyada varolmayı sevebilecek biri olmalı. Var oluş nedenlerimiz var hepimizin, bunları değiştiremeyiz, değiştirmemeliyiz belki de. Ve son olarak, bence evlilik sendromuna erkekler giriyor, işi gücü olan kadınlar değil! En azından bizde öyle oldu...

Peki çocuk? Gonglar çalmıyor mu?

- Yeni yeni istemeye başladım.

Nasıl erkeklerden hiç hoşlanmazsın?

- Kumaşı bozuk erkeklerden!

Şimdi ayrıldığın için, başka deyişle "özgür bir kadın" olduğun için, adamlar asılıyor mu?

- Henüz farkında değilim...

Onları nasıl püskürtüyorsun?

- Çeşitli tekniklerim var...

Bu kadar güzel olmak, korkutmaz mı erkekleri?

- Korkutur bence... Ama o kadar da güzel değilim. Çoook daha güzel kızlar var.

Güzel olduğun kadar akıllı mısın?

- Çok merci efenim. Zeki olduğumu düşünüyorum, akıllı olduğumdan emin değilim. Şuursuzluğum çok vardır ama... Arkadaşlarım, "Of yine mi Ece?" filan derler.

Seks konuşmaktan utanır mısın?

- Evet utanırım.

Bir romantizm karesi anlat... Mekan nasıl bir yer, sen ne yapıyorsun? Yanında kim var?

- "Beach" filmindeki gibi bir sahil... Akşamüstü, denize girip çıkılmış, müzik, günbatımı, sevdiğim yanımda, hafif ıslak, güzel şarap... Ve aşk havada... Love is in the aiiiiir!
X