Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şam’ın telvesi

<B>TAM</B> zamanıydı, <B>‘resmi’</B>si<B> </B>ve <B>‘sivil’</B>iyle Suriye’ye iki tür misafir gönderiyoruz.

İlkini, Şam-ı şerifteki refiki Beşar Esad’a; yani müteveffa babasının mahdumu ‘junior’a iade-i ziyarette bulunacak olan Cumhurbaşkanı Necdet Sezer oluşturuyor.

Doğrusu akıllara seza bir şey, çünkü Hariri suikastı ertesi Baas rejimi tümden tecrit edilirken ve başta BM, tüm uluslararası camia ‘Lübnan’daki işgali bitir’ diye çağrı tekrarlarken, senin devlet başkanının álá ve váláyla oralara şeref bahşedecek.

Eh, Esad Bey Sezer’in ayağına halis Halep ipeklisi halı sermesse námerdim!

Dünya ve bölge konjonktürüne bu denli dar bir perspektiften bakan ve müzakere arifesine geldiğimiz AB’de ‘temel direk’ Fransa’nın bile Suriye konusunda ABD’yle tamamen aynı telden çaldığını ıskalayan bir dış politikaya kitakse!

Ama tabii, ‘Junior’ Esad dün Tufan Türenç’e verdiği demeçte pek alttan alıp, ‘Washington’la aramızı bulsanıza’ anlamını çağrıştıracak şeyler söyleyecek.

Şam yollarına şu sıra revan olacak bizden başka ‘dost’ (!) bulabilir mi ki?

Ve, bizdeki Suriye dostları sırf resmi değil aynı zamanda ‘sivil’ etiket taşıyor.

* * *

MEĞERSEM, zatlarını ‘Barış ve Adalet Koalisyonu’ ve ‘Doğu Konferansı’ diye vaftiz etmiş olan ‘dayanışmacı’ (!) örgütlerimiz de Şam seferine çıkıyorlarmış.

Bunlar, ‘kahrolası ABD emperyalizmi’ şimdi de güney komşumuzu işgale yeltenmesin diye otobüse doluştukları gibi, Suriye’de nöbet tutmaya gidiyorlarmış.

Bu ‘müjde’yi tencere dibi kapkara o ‘3. Dünya’ pilavını şıpınişi postmodern salçaya bulayıp ha bre sofraya sürmeye çalışan Nuray Mert’in ‘Radikal’de yaptığı ‘çağrı’; daha doğrusu reklám sayesinde öğrenmek ‘bahtiyarlığı’na (!) eriştim.

Aman efendim, vallahi arkalarından bir maşrapa taşdelen suyu dökeceğim!

Hatta, havalandırma aparatının sesini kısıp pulman koltuklarda, ‘Gün doğdu, hep uyandık’ diye marş söylesinler. Halep’ten aşağı çölün monotonluğunu giderir.

Sonracığıma, Şam-ı şerife vardıklarında da, Beşar Bey hazretlerine ‘ey seyyid; pederinin mahdumu seyyid, bil ki yanındayız’ mesajını beyan eylesinler.

Şehri çok severim, ecdad mirası Hamidiye Çarşı’nda da ‘mıh’ kahve içsinler

afiyet şeker olsun da, doğrusu bizim ‘sivillik’ resmiliğe bile rahmet okutuyor.

* * *

HADİ, ‘bre barışçılar, Şuriye’nin 30 yıldır zulumle işgal ettiği Lübnan’a niçin ‘dayanışma’ya gitmediniz’ deyip, yolcuların hurmalı ağız tadını bozmayayım.

Peki ama bu ne cehalettir ki ‘Şam işgal edilebilir’ mavalını uyduruyorsunuz.

Dünyayı izleyin ve öğrenin yahu, böyle bir ihtimal yok! Mavra atmayın!

Sonracığıma, sizin o ‘Doğu’ sıfatlı politikanızın ilkellik kökeni, Lenin’in emriyle Zinoviev’in manipüle ettiği 1920 Bakü ‘Doğu Halkları Kurultayı’na uzanır.

‘Şark despotizmi falan ama, eh işte emperyalizm onları da eziyor’ diyen bu şarlatanlık Suriye’deki Baas diktatoryasına ‘ağa baba’ rejimleri doğurmuştur.

Aynı tür ‘mazlum’ edebiyatıyla 1955 Bandung Konferansı’nda üretilen ‘3. Dünya’ lafazanlığı; veya, 1973’de Mao’nun köylü kurnazlığıyla ‘Üç Dünya Teorisi’ ne dönüştürdüğü maskaralık, o ‘üçüncü dünya’daki (!) bilumum totaliter rezil-i rüsvalıkları dokunulmazlıkla donatmak için üretilmiş ‘bahane ideolojisi’ni oluşturur.

Ve şükür, demokrasi ve özgürlük zıddı bu paradigma da mortoyu çoktan çekti.

Gerisini küláhıma anlatın ama, işte yine de Şam ‘desteği’ne gidiyorsunuz.

O halde tenezzül buyurup ve ‘muhaberat’ı atlatıp, Lübnan işgalini kınayan Suriyeli muhaliflere ve Lazkiye’de on binlercesi katledilmiş mazlumlara da uğrayın.

Haydi uğurlar ola ve Hamidiye Çarşısı’nda benim namıma da telveli

mıh için!
X