Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Salaklık bende diz boyu

Her haltımı sizlere yazıyorum, bilirsiniz. Arada üç beş de olsa kendime sakladıklarım da var haliyle. Hatta o sakladıklarımı sırf sizden değil, en yakınlarımdan da saklıyorum; kızımdan, anamdan, kardeşimden.

Niye mi? Şundan... Salaklığımdan, bilgisizliğimden ötürü. Bilgisizlik derken kitap az okudum, gazete haberlerinden bihaberim anlamında değil. Benim derdim başka... Hayat boyu hastalıkla mastalıkla çok uğraştım evet, o konulardaki donanımlarım tecrübelerimle sabit. Ama işte bazı hallerde çok bilgisizim ben, hatta kazma. Önce ailemde, sonra evlilik denen şu haltta bazı konularda pamuklara sarılı yaşadığımdan, şimdi neredeyse her gün önüme binbir mokluk düşüyor.

Ne imzalar atmışım salak sulak... Aptalım ya, önüme ne konsa imzalamışım artist edasıyla. Bir de "sevgilerimle" yazmadığım kalmış altlarına. Sonuç; hooop vermişim bir şeyleri birilerine. Aileden vardır bu salaklık bizde, güvenme. Söz bizde bir kez çıkar ağızdan. Ama şu günlerde ne söz kalmış, ne kelam…

Neyse n'apalım... Buradan, olmadı deli Ayşe halimi takınıp sümkürmem kapıda. Ay ne oldu bana bir şairliğim eksikti, pek kafiyeliyim bugün belli ki.

Şu satırlarıma sağsalim vardıysanız, sakın benim için üzülmeyin; "Ayşe hatununu da mı kaybediyoruz acaba?" diye. Evet kafam karman çorman, kova ve yengeç arasında gidip geliyor ruh halim. Yeni kararlar, teklifler kapıda bekler beni ama aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık. Hatta pek kısa bir süre sonra sayın patronum Fatih Çekirge'ye yıllık izin talebimi ha sundum ha sunacağım, eli kulağında…

Gelemedim sadede, neyse gelmeye çalışacağım. Bilgisizliğim ve tabi ki salaklıklarım bu hafta beni delirtti. Kalemiti Ceyn'i üzerime giydim ve bana savaş açanlarla savaşmak üzere yola çıktım. Edirne'den Ardahan'a desem çok abartmış olmam. Durum şu arkadaşlar, zaten yuvamdan yurdumdan hain güçler dahilinde ihraç edilmişim, ne yapmış ne etmiş kendime başımı sokacak bir yuva bulmuşum, sonrasında geçen gece tam yazımı gazeteye yollamak üzereyken hoppp elektrikler gitmiş. Gitti yani...

Bir sitede yaşıyorum. Her şeye rağmen bir sitede konaklayabilme hakkımı saklı tutabildim.

Aradım güvenliği; "Hey Ahmet bey! Bu ne rezillik? Anasının nikahını ödüyorum bu eve. Aidat desen ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Neden elektrikler kesildi? Cevap ver."

Cevap hemen geldi; "Ayşe hanım tüm sitede elektrik var. Sanırım elektrik parasını ödememişsiniz, bugün kesmeye geldiler. Sizi aradık, evde bulamadık."

Mosmor bir suratla; "Hadi len! Ivanka hep evde, siz elemanlarınıza bir çeki düzen verin" deyip telefonu kapattım.

O sırada, Allah'tan o gece babasında, yani benim eski evimde (yeni evle eski ev arası bir sokak) kalan kızım aradı; "Anne kanal şunu açsana bak bıdı bıdı bıdı..."

Salaklık bende diz boyu

"Elektrik yok" diyemedim, "Uyuyordum yavrum" dedim.

"Bu da dert mi?" demeyin, ateş düştüğü yeri yakar. Sabah bir kalktım, ev buz gibi. "Tabi normal, elektrik yok ya ondan" dedim. Neyse evden çıktım, bankaya gidip elektrik parasını ödedim. Eve geldim, ev yine buz gibi. Akşam oldu bekle bekle, ısınmıyor işte. O sırada Ivanka yanıma geldi; "Anşa bir bahçeye baksana. Şu dolap var ya, onun üzerine birileri bant mı ne, siz nece diyonuz bilmem. Ha kilit, kilit koymuşlar."

Kapının önüne bir çıktım ki ne göreyim. Doğalgaz kutusunu bantlamışlar, kilit resmen yani. Eve girdim, olmayan tırnaklarımı yemeye başlamışken aklıma bir anda ev sahibimin sekreterinden gelen mail geldi, "Aman ya..." diyip okumadığım. Açtım maili, yazan şu; "Ayşe hanım bu size kaçıncı mailim, siz doğalgazı üstünüze aldığınızı söylediniz ama sanırım almamışsınız. Son bir ay bizim hesaptan çekilmiş. Size ulaşamadık, gazınız her an kesilebilir. Ayrıca lütfen bizim ödediğimiz meblayı bize havale edin."

Çöktüm vallahi, resmen çöktüm o an. Çok kızdım kendime, "Ey salak!" dedim. Adamlara bok at dur, daha bir elektrik su faturasını ödemekten acizsin. Bankada hesap açmayı bile beceremiyorsun. Nüfus kağıdın yanında olmadan, "Heeeyytt ben geldim! Adım şu, açın bana bir hesap" diyosun.

Kredi kartı borcu diye bir şeyden bihabersin! Al işte üç aylık faiz yedin. "Ha bugün ha yarın, aaa ben müşteriyim beklesinler" dedin ama nah beklerler seni!

Çok salaksın çok. Altındaki araba bile haberin olmadan kapından gitti. Digi sana mesaj attı; "15 yıldır hep düzenli öderdiniz. Acaba kart numaranız mı değişti? Yayını kesmiyoruz ama 15 gün içinde ödeme yapın" diye.

Aklımı bozmaya başlarken, hıyarlığıma, kendime hakaret ederken, "Hey salak uzayda mı yaşıyordun? Ama sen de haklısın. Çok hastalık, çok dert yaşadın. Çok da küçük evlendin ya, bazı şeyleri bilememen normal" gibi kendimi terapiye vurmuşken güvenlik aradı. "Ayşe hanım çiçek geldi size" diye.

"Of" dedim "of"... Bir heyecan yaptım, "Acaba kimden?" dedim. İşte kadın kadın hayallere yöneldim. Kapı çaldı, biz de açtık. Bir adam elinde tek bir gülle, "Ayşe hanım bundan tam 5 sene evvel sevgililer gününde eşinize bir buket yollamıştınız. Biz de unutmuşuz, muhasebe yeni buldu. Bir zahmet ….... Lira almaya geldim."

"Git" dedim "Yarın gel. Hatta mümkünse hiç gelme. Ya da geleceksen, bunu bana 12 aya böl. Çünkü o çiçek en hıyar, en cahil zamanlarımdan kalma…"

Not 1: Yediğim bir ton tokat sonrası bunlar da ağır ama iyi geldi. Her tokatta biraz daha büyüyorum.

Not 2: Ülkemizde insanlar nelerle uğraşıyor; para yok, pul yok, acı çok. Elektrik, su, gaz devletten olsa... Hadi olsa... Olsun... Olmalı...

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI