"Muammer Elveren" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Muammer Elveren" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Muammer Elveren

Sakıp Sabancı: Ölüm yıldönümünde özel arşivimden anı ve fotoğraflar

Sakıp Sabancı... Bürokratı, Memuru, Genci, Yaşlısı, Fakiri, Zengini, Köylüsü, Şehirlisi Türkiye'de hemen hemen herkesin tanıdığı çok yakın dostum 'Vatandaş Sabancı'yı 11.ci ölüm yıldönümünde bu yazı ve fotoğraflarla bir kez daha anıyorum. Işıklar içinde yatsın

Bugün 10 Nisan 2015. Türkiye’nin en renkli simalarından sevilen işadamı Sakıp Sabancı’yı 11.ci ölüm yıldönümünde arşivimdeki bazı özel fotoğraflar ve yaptığım görüşmelerde anlattıklarıyla anarken, her zaman halktan kopmayan, sevecen ve bir o kadarda mütevazı bir işadamı olarak onunla ilgili bazı anılarımı aktaracağım. Sakıp Ağabey diye hitap ettiğim merhum Sakıp Sabancı, İstanbul’da olsun, Paris, Cannes, Frankfurt olsun bulunduğumu bildiği her yerde mutlaka bana telefon eder, buluşur görüşürdük.

Bu fotoğraflardan, Başbakanlığı döneminde Turgut Özal'la olan siyah beyaz fotoğraflar ilk kez yayınlanıyorum diğer fotoğraflardan bir kısmı Sabancı'nın iki yıl önceki ölüm yıldönümünde kısa anekdotlarla Hürriyet'te birinci sayfadan anonsla 'Foto -Analiz' olarak yayınlanmıştı.

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay/67746/4369/1/muammer-elverenin-sakip-sabanci-arsivinden

Her yıl Mayıs ayında Fransa’ya gelir Cannes Film Festivali süresince orada kalırdı. Çok alçak gönüllüydü. Halk arasında korumasız gezer her kesimden insanla konuşur yolda onu tanıyıp selam verenlerle durup sohbet ederdi. Sabahları bitpazarından çok ucuza aldığı önünde tel sepet olan külüstür bir bisikletle gezer kalabalıklar arasına karışır alışveriş yapardı. Akşamüzerleri ise muhteşem sarı-siyah Excalibur marka koleksiyon arabasını çıkartır, giysilerini özenle seçer ve beraber Cannes Festival Sarayından başlayan gezi caddesi‘La Croisette’i festivalcilerin hayran bakışları arasında turlardık. Bazende Excalibur’u Hilton otelinin kapısı önüne çeker fotoğraf çektirirdik.

Hiç unutmam, ilk kez Hilton'un kapısı önüne park ettiğimizde güvenlik görevlisi bize yaklaşıp ‘Burada durmak yasak efendim, izin verin arabayı park yerine alalım’ deyince Sakıp ağabey cebinden bir broşür çıkardı ve ‘Ben bu otelin ortağıyım, git bunu müdürüne götür o gelsin’ deyiverdi. Sonrada bana dönüp 'HiltonSA broşürünü verdim, istediğimiz kadar burada park edebiliriz’ dedi. Gerçekten biraz sonra gelen Müdür iki büklüm ‘Hiçbir sorun yok efendim, istediğiniz kadar kalabilirsiniz, buyurun misafirimiz olun’ deyince Sakıp Ağabey gülümseyerek bana baktıktan sonra Müdüre teşekkür etti ve biraz daha bekledikten sonra turumuza devam ettik.

Onunla ilgili birçok anı yanında hiç unutmadığım bir başka anı ise Mart 2000 de Sabancı müzesindeki ‘‘Altın Harfler Hat Koleksiyonu’’nu Paris’e getirip sergilediği hafta yaşadığım olaydı. Louvre Müzesi'nde görkemli bir davetle açılan serginin ardından ünlü işadamı, yerli ve yabancı gazeteciler için düzenlediği basın toplantısının ardından sohbet ederken “Seninle bir Paris turu yapalım, özel kalem müdürü, koruma falan olmadan senin arabanla bir turist gibi bu harika şehrin önemli yerlerini görmek istiyorum” dedi. Birlikte zaten Louvre’a çok yakın olan Champs Elysees Bulvarı, Zafer takı ve oradan Eyfel kulesinin en güzel göründüğü Trocadero meydanına gelince ‘Burada durup bir hatıra fotoğrafı çekelim’ dedi.

İndik Eyfel’e bakan meydanda resmini çekerken ellerini havaya kaldıran Sakıp Sabancı, ‘‘Allah’a çok şükür, kültür ve sanat yoluyla Paris'i de fethettik... Allah’ıma binlerce şükür olsun’’ diye haykırdı. Birlikte de fotoğraf çektirdikten sonra Seine nehri kenarına indik. Sabancı, Eyfel kulesinin tam karşısındaki mesire yeri ‘Jardins du Trocadero’daki Lunaparkta dönme dolap ve atlıkarıncaları görünce bir çocuk gibi heyecanlanıp duygulandı ve bana dönerek‘‘Yahu ağam, vallahi çocukluğum aklıma geldi. Yarın da Kurban Bayramı. Şuna bir binek bakalım. Çocukluğumuzda nasip olmadı, şimdi yapalım hiç olmazsa’’ diyerek atlıkarıncalardan birinin üzerine atlayıverdi. Rengârenk atlıkarıncaların arasında bir süre dönen Sabancı'nın çocuksu sevinci o günü hatırladığımda hala gözümün önünden gitmiyor.

Sakıp Sabancı, genelde Türkiye aleyhtarlığı ile bilinen Fransayla ekonomik köprüler kurarak ilişkilerin düzeleceğine inandığını söylerdi. Bu konuda yaptığımız sohbetlerden birinde “Bak biz Fransa’nın büyük bankalarından biri olan Banque National de Paris (BNP) ile ortaklık kurduk ardından da Carrefour mağazaları ve Danone şirketiyle işbirliğine gittik buna birde kültür ilişkisini ekledik. Bu tür ilişkiler halkları birbirine daha çabuk yaklaştırır, biraz geç de olsa farkına vardık ve bu hatamızı tamir ederek kültür ve sanat yoluyla dünyanın en önemli müzesi Louvre’daki yerimizi aldık. Bu, Sabancı'nın değil, Türkiye'nin başarısıdır” demişti. Vergi konusundaki görüşünü de şu sözlerle açıklıyordu “Memleketimizde vergi veren lütufta bulunur gibi veriyor. Vergi vermeyende açıkgöz oluyor ve vergisini verene de aptal diyorlar, bu mantığın değişmesi lazım".

Sakıp Sabancı'yı Fransız Hükümeti'nin verdiği‘Legion d'Honneur’ Şeref Nişanı çok duygulandırmıştı. Bu ödül, Fransa’nın önde gelen uluslararası şirketleriyle yürüttüğü başarılı ilişkiler ve Türk-Fransız kültür ilişkilerine yaptığı katkı nedeniyle verilmişti. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac Elysee Sarayında Sabancı ailesinin önde gelenlerinin hazır bulunduğu bir törenle bu şeref nişanını takmıştı. Benimde davetli olduğum törende Chirac nişanı takarken ‘Sakıp Sabancı, fakir bir işçi çocuğu iken bugün Türk ekonomisinde önemli bir yeri olan dev şirketler kurarak Avrupa Birliği'ne aday olan Türkiye'ye büyük katkılar sağlamaktadır. Sabancı, ayrıca birçok ülkeyle iş yaparken Fransa'da Carrefour, Danone, BNP bankası ile uluslararası ortaklıkları yanında Türkiye'de kurduğu üniversite ve sağlık üniteleri ile de kültürel ve sosyal alanda son derece değerli çalışmalar yapmaktadır’ ’dedikten sonra Sabancı'nın yanına gelerek, ‘Size Legion d'Honneur nişanı takıyor ve tebriklerimi sunmaktan mutluluk duyuyorum’ dedi.

Sakıp Ağabey, kardeşi Özdemir Sabancı, çalışma arkadaşları Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe’nin öldürülmesiyle ilgili olarak konuşmayı pek istemezdi. Suikastı, DHKP-C militanları Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal, 11 Ocak 1996'da Sabancı Center'da gerçekleştirmişti.Özdemir Sabancı'nın uğradığı suikastta hayatını kaybetmesi, iki yıl sonra da Hacı Sabancı'nın vefatı, onu derinden yaralamıştı. Bu konu açıldığında bana hep aynı sözleri tekrarlıyordu‘Özdemir… Özdemir aramızda en iyisi oydu… Çok iyi bir insandı… Çok iyi, Özdemir'in öldürülmesinden sonra adeta yıkıldım, bu kadar meşgul olduğum halde aklımdan bir türlü çıkmıyor, bu acıyı ölünceye kadar taşıyacağım’

Son derece duygusal olan Sakıp Sabancı, yaşadığı bu acı olay ve büyük üzüntülerle sonradan eklenen sağlık sorunları nedeniyle bir türlü toparlanamadı ve 10 Nisan 2004 günü hakkın rahmetine kavuştu.

melveren@hurriyet.com.tr

X