"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Sakallı kahramanımın son 24 saati

Ertuğrul ÖZKÖK

GARY Prado...Aradan tam 30 yıl geçmiş, ama bu ismi ilk defa işitiyorum. Meğer, delikanlılığımın efsanevi adamı Che Guevara'yı yakalayan Bolivya askerlerinin o günkü komutanıymış.

9 Ekim 1967...

Hayatımıza, hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağımız bir kimlik gibi yapışacak olan 68 Mayısı'ndan 8 ay öncesine giden bir tarih.

Che Guevara'nın öldürüldüğü gün.

Delikanlılığımın küçük odasının duvarlarındaki poster savaşında James Dean'i hezimete uğratan o sakallı adamın öldürüldüğü gün.

* * *

Şimdi aradan 30 yıl geçtikten sonra, o meşum gecenin, o son 24 saatin hikâyesini okuyorum.

İnsani dokunuşlarla başlayıp, anonim bir infazla biten 24 saatin beni yeniden o günlere götüren dakikaları.

Hikâye, Bolivya Ordusu'nun telsizindeki şu anonsla başlıyor:

‘‘Baba'yı yakaladık...’’

Konuşan, Yüzbaşı Gary Prado.

‘‘Baba’’, Bolivya subaylarının dilinde Che'nin kod adı.

Prado, karargâhından iki kilometre uzaklıkta, bir okulun sınıfında efsanevi gerillayı ilk gördüğü anı şöyle tarif ediyor:

‘‘Sırtını duvara vermiş yatıyordu. Gözleri kapalıydı.’’

Komutanın ilk sözü, ‘‘Nasılsınız’’ oluyor.

Che, ‘‘İyiyim’’ diyor ve devam ediyor: ‘‘Yaramı sardılar, biraz acıyor ama ne yapalım.’’

Komutan devam ediyor:

‘‘Maalesef burada ilacımız yok. Ama yarın sizi Vallegrande'ye götüreceğiz. Orada daha iyi tedavi edilirsiniz. Başka bir şey arzu eder misiniz?’’

Che, ‘‘Teşekkür ederim yüzbaşı’’ diye cevap veriyor.

* * *

Sonra, bir gerilla ile ona karşı savaşan asker arasında geçen şu ilginç sohbet başlıyor.

‘‘Bizzat sizin ağzınızdan bir şeyi öğrenmek istiyorum. Niye bu kadar çılgınca ve bu kadar akılsızca bir işe giriştiniz?’’

Che'nin cevabı şaşırtıcı değil: ‘‘O sizin fikriniz.’’

‘‘Hayır sadece benim fikrim değil. Ama ben başından beri, bu maceranız için Bolivya'yı seçmenizin büyük bir hata olduğu görüşündeyim.’’

Che, ‘‘macera’’ kelimesine takılıyor:

‘‘Devrim bir macera değildir.’’

Prado devam ediyor: ‘‘Ama siz burada bir gerilla hareketinin bütün temel kurallarını ihlal ettiniz.’’

İşte o an Che'den ilk itiraf geliyor:

‘‘Bolivya'yı seçmemiz belki bir hataydı.’’

Prado: ‘‘Biz burada kendi ihtilalimizi 1952'de yaptık.’’

Che cevabını veriyor: ‘‘Ama halk hâlâ eziliyor.’’

Sonra onu daha da rahatlatan, odanın insani havasını çoğaltan bir şaka:

‘‘Yarın Vallegrande'de yüzlerce fotoğrafçı bu atlatma fotoğraf için seni bekliyor olacak.’’

Ne yazık ki bütün insani dokunuşlar işte o noktaya kadar gelebiliyor.

Önce bir albay olaya müdahale ediyor. Sakalından tutup çekiştiriyor, ‘‘Bunu keselim mi’’ diye soruyor.

Sonra, kanyonda kalan öteki gerillalar için sorgulama başlıyor. ‘‘Kaç kişiydiler, nerede toplanacaklardı, nereye gideceklerdi?’’

* * *

Prado akşam oradan ayrılıyor. Sabaha karşı üç sıralarında okula geldiğinde Che'nin gözleri hâlâ açıktır. Prado'ya ‘‘Ne o, uyuyamadınız mı komutan?’’ diye sorar.

Prado, ‘‘Böyle bir olaydan sonra uyuyabilmem mümkün mü’’ diye cevap verir ve devam eder:

‘‘Ya siz, siz de mi uyuyamadınız?’’

Che'nin cevabı, bir gerillanın hazin ruh bilançosudur:

‘‘Ben rahat bir uykunun ne olduğunu bilmiyorum.’’

Prado, ‘‘Ama bu gece asker korkusu, baskın endişesi yok. Biraz dinlenebilirsiniz’’ der.

İkisi de silah kullanan insanlar. İkisi de gece, basmanın ve basılmanın ne olduğunu biliyorlar. O yüzden onlar değil, içlerindeki korkular konuşuyor.

Ve Che'nin ağzından işittiği son sözler şu oluyor:

‘‘Belirsizlikten daha kötü ne olabilir? Bana ne yapacaklar? Yargılanacak mıyım?’’

Prado son konuşmayı tamamlar: ‘‘Biraz dinlenin. Yarın sizin için yeni bir dönem başlıyor.’’

* * *

Prado o sabaha karşı, kanyonda kalan öteki gerillaları yakalamak için ayrılır.

Ama okula döndüğünde, Che ve arkadaşlarının hepsinin öldürüldüğünü öğrenir. Cesetlerin helikoptere yerleştirilmek üzere olduğunu görür.

‘‘Che'nin çenesi dağılmıştı. Daha fazla bozulmaması için mendilimle çenesini bağladım. Helikopter dağlar arasında kaybolurken, içime bir boşluk duygusu yerleşti.’’

Evet, komutan Prado, efsanevi devrimcinin, benim ilk siyasi idolümün son saatlerini böyle anlatıyor.

‘‘İnfaz emri yukarıdan gelmiş’’ diyor. Kimden, ne kadar yukarıdan, Bolivya'dan mı, yoksa daha uzaklardan, daha yukarılardan mı?

Aynı günlerde, ‘‘Devrim İçin Devrim’’ kitabının yazarı Regis Debray yakalanmış ve onun davası uluslararası bir mesele haline gelmişti.

Prado, ‘‘Belki de bu havanın Che'yi de kurtaracağından endişe ettiler’’ diye tamamlıyor.

* * *

Aradan tam otuz yıl geçmiş.

Benim gözümün önünde hâlâ iki fotoğraf var. Biri delikanlılık duvarlarımdaki o sakallı, purolu genç adam.

Öteki ise bir masanın üzerinde yatan, başı yüksek bir yastığa dayanmış o güzel ceset.

Ya bu otuz yılımın öteki aktörleri. Ben ve ötekiler...

Regis Debray bugün saygın bir siyasetçi, yazar. Mitterrand'ın danışmanlığını yaptı. O günkü görüşlerinin yanlışlığını anlatan yazılar yazdı.

Fidel Castro. İdeallerine hep sadık kaldı. Ama dünyada o idealler kalmadığı için, komünizmin Disneyland'ında, tontiş bir diktatör olarak oturmaya devam ediyor.

Gary Prado, şimdi emekli bir general olarak hayatını sürdürüyor.

Bana gelince. ‘‘Elveda Başkaldırı’’ kitabını yazdım. Komünizmin yıkılışını gazeteci olarak Rusya'da yaşadım.

Ve Hürriyet'in genel yayın yönetmeniyim.

Ya o yanlıştı.

Ya bugün bizler yanlışız...

X