Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Said-i Şark

<B>SANIYORUM</B> ki, İslam'a ilişkin olarak 11 Eylül'den beri Batı'da gerçekleştirilen sayısız akademik çalışmanın ve yayınlanan kitabın çetelesini kimse tutamaz.

İzlemeye çalışıyorum ama taş çatlasa yüzde birine, o da belki ulaşmışımdır.

Böylesine yoğun araştırmanın yapılmasını gayet normal karşılamak gerekiyor.

Çünkü bir, ikiz kulelere saplanan uçaklardaki maddi korkunçluk ve manevi nihilizm insanlık aleminin çok vahim bir sorun yaşağını ortaya koydu.

Dolayısıyla da, 'hedef oluşturan' taraf 'tedbir almak' ihtiyacını hissetti.

Bu ihtiyaç ise kime karşı tedbir alınacaksa onu 'öğrenmek' dürtüsünü getirir.

Yani Müslümanlığı öğrenmek zorunluğu vardır, zira en azından o Müslümanlık adına hareket etmek iddiasını taşıyan bir kesime karşı önlem gerekmektedir.

Ancak, ikinci 'çünkü' çok, çok daha geniş bir boyutu kapsıyor.

* * *

O da şu ki, yukarıdaki 'öğrenmek' dürtüsü Batı düşüncesinin harcını yoğurur.

Zira söz konusu 'Batı Düşüncesi', 19. Yüzyıl 'Şarkiyatçığı'ndan yola çıkıp Avrupa'daki 'Doğu araştırmaları'nı sırf sömürgeciliğin üst yapısına indirgemekle bana göre gayet ciddi bir yanılgıya düşmüş olan Edward Said teorilerine sığmaz.

Batı illa çıkar için değil, 'öğrenmek için öğrenmek' ihtirası üzerinde yükselir.

Onu diğer zihin şemalarından ayıran en temel belirleyicilik de işte buradadır.

Kabul, tabii ki 11 Eylül travması o Batı'nın Muhammedi Dünya'yı anlamak ve belki de kendi kendini sorgulamak çabasında 'uyarıcı' bir rol oynamıştır.

Ancak, müteveffa Said'in mantığından hareketle 'hep bir bit yeniği vardır' hükmüne varmak ya Batı düşüncesinin derinliğini kavrayamamış olmaktan; ya da kişisel ve kolektif bilinçaltı kompleksleri yenememekten kaynaklanır.

Dolayısıyla, tabii ki eleştirel olmak kaydıyla, eğer 'Muhammedi Doğu' 11 Eylül'den beri 'İsevi Batı'nın kendisi hakkında ürettiği fikirleri önyargısız biçimde ve merakla izlemekten, bilmekten, öğrenmekten kaçınır ve 'Şarkiyatçılık' diye reddederse, korkarım ki o 11 Eylül nihilistlerinden daha çoook doğurur.

Bu arada da, gıcır kelimeler ve bilgiç alıntılarla cilalanmış olsa bile öz olarak 'suç'u (!) hep 'öteki'nde aramak kolaycılığından başka bir şey sunmayan Edward Said tipolojisindeki aydınların teorileri sayesinde, komplekslerini avutup gider.

Gider de nereye, nasıl ve ne kadar gider?

* * *

ZAHİR yukarıdaki 'avuntu' için 'first class' zirveyi temsil ediyordu, Eyüp Can'ın 'Zaman' gazetesindeki cesur ve nefis yazısı hariç, Filistin kökenli Amerikan aydını Edward Said'in ölümü ertesi Türkiye'de istisnasız herkes methiye döşendi.

Kendi hesabıma arşiv şahidimdir ki, bazı kısmi doğrular dışında Said'in o 'Oryantalizm' teorilerinin, ismiyle müphem, aslında ancak 'bon pur loryan', yani 'şarkta muteber' cinsten olduğunu bu sütunlarda yıllardır ve dobra dobra yazıyorum

Fakat ben yazmışım kaç para eder?

Zira dediğim gibi, Filistinli aydına dair yazılan övgüler 'a priori' olarak; yani bizatihi o övgüleri üreten mantık itibariyla, 11 Eylül sonrası Batı'da gerçekleştirilen çalışma ve tartışmaların da çok büyük ölçüde kaale alınmamasını gerektirir.

Çünkü, eğer siz baştan 'Oryantalizm' teorisini kabulleniyorsanız, bu takdirde Batı düşüncesinin 'öğrenmek için öğrenmek' dürtüsünü zaten reddetmişsinizdir.

Onun altında hep 'bit yeniği' ararsınız ve hep de bulursunuz.

'Öğrenmek için öğrenmek' ihtirasından mahrumsanız, bu iktidarsızlığınızın acını, o ihtirazla doyuma ulaşanlara 'rol yapıyor' diye çamur atarak çıkartırsınız.
X