Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sahte genişlemede çatlak

Zeynep ATİKKAN

İlk kıvılcımlar bunlar.

Avrupa Birliği'nin, ‘huzurum kaçmasın’ derken, Güney Kıbrıs ile tam üyelik görüşmelerine başlaması, Avrupa basını tarafından topa tutulmaya başladı.

Tabii ki Türkiye'nin kaşı gözü için değil. Büyük Avrupa değerlerini sahiplenmek falan hiç değil.

Bahar geliyor, İngiliz Michael pub'ında birasını rahat rahat içmek istiyor. Fransız Daniel'in yaz tatili için örgördüğü Akdeniz yolculuğunu ertelemeye niyeti yok.

Helmut ise Akdeniz'deki dengeleri falan takmıyor. Zaten Doğu Almanya lök gibi midesine oturmuş, işsizlik ve yoksullaşma dehşeti içinde, Mustafa ile Yorgo'nun çekişmesini duymak istemiyor.

Belçikalı, Hollandalı, Lüksemburglu, ‘euro’ya geçerken, ‘ne kazanırım ne kaybederim’in ince hesabını yapmakla meşgul.

Ve Avrupa Birliği, Türkiye'yi AB'den dışladığı için bölgede çok ciddi sorunlar yaratabilecek bir adımı atıyor. Güney Kıbrıs'la masaya oturuyor.

Avrupa kamuoyunun bu hatayı kolay kolay kabul edemeyeceğini salı günkü köşemizde yazmıştık.

Türkiye'de, kimilerinin anlamamakta ısrar ettiği bu gerçeği Avrupa basını manşetlere taşımaya başladı.

Muhafazakâr İngiliz Gazetesi The Daily Telegraph Güney Kıbrıs'la başlatılan görüşmeler için ‘Rumlarla tam üyelik müzakerelerine start verilmesi bölgede istikrarsızlığı başlatıyor’, diye yazıyor.

Financial Times Gazetesi, ‘Türkiye ve Kıbrıslı Türkler, bir ölçüye kadar Brüksel’de olanlara aşırı tepki göstermek zorundaydı' diyor.

Entellektüellerin gazetesi merkez sol eğilimli The Guardian ‘Avrupa Birliği, şimdi kendi yarattığı bu sorun karşısında bundan sonra nasıl hareket edeceğine karar vermek zorunda’ yorumunu yapıyor.

Alman Handelsblatt Gazetesi ise ‘Çatışma ortamına gidildiğini’ vurguluyor.

Görüldüğü gibi, ‘çatışma, bunalım, istikrarsızlık’ sözcükleriyle ifade edilen bir genişleme operasyonu. Avrupa'nın büyük bir ihtiyatsızlıkla başlattığı son derece tehlikeli oyun.

Avrupa'nın yayın organları da artık genişlemenin bu tarihi yanılgısını ortaya koymaktalar.

Peki bundan sonra ne olacak?

Türkiye'nin, AB'ndeki bu çatlakların çetelesini tutup ‘bana haksızlık yapıldı’ rehavetine kapılma lüksü var mı?

Zaten asıl sorun da bu. Bundan sonra ne yapılacağı?

‘Avrupa kendi ideallerini çiğniyor’ tespiti bize yarar sağlamaz. Çünkü önemli olan bizim de içinde yer almak istediğimiz bu ideallerin yeşerebileceği bir iklimi yaratmak.

Bunun tek ve mutlak yolu da yeni bir siyasi yapılanmadan geçiyor.

Fransa, ‘Cumhuriyet değerleri’ diye bir anda ayağa kalktı.

Türkiye'nin rotası belli. Bu da özel statü falan değil, Avrupa entegrasyonu. Siyasi iradenin bu hedef doğrultusunda kendisini yönlendirmesi ve yapılandırması Türkiye'nin birinci gündemi olmalı.

Gün sayıyoruz...Kasaba politikacısı kafasıyla seçim hesapları yapmakla çözülücek sorunlar değil bunlar. Eğer yeni bir siyasi yapılanmaya doğru rota belirlenmeyecekse seçim neye yarar ki?

Bu büyük hedefe yarım yamalak hükümetlerle varılmaz.

İstikrarlı bir siyasetin Avrupa konusundaki talepleri ve eleştirileridir Türkiye'ye bütünleşme yolunu açacak olan.

O istikrar sağlanamazsa, AB'nin hatalarını yüzüne vurmakta da yaya kalırız.













X