Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sahnedeki pop filozof: Zizek

SLAVOJ Zizek’in adını ilk olarak 90’ların başlarında duydum. Giderek azalsa da o gün bugündür de Zizek’i izlemeye çalışıyorum.

İnternete girip adını aradığınızda karşınıza binlerce sayfa çıkıyor. Özellikle YouTube gibi video paylaşım sitelerinde ismini ararsanız, dünyanın dört bir yanında yaptığı konuşmaların, verdiği konferansların kayıtlarını da izleyebilirsiniz.

Dünyada, yaşarken çok az sayıda düşünüre, felsefeciye nasip olmuş bir şey. Zizek kadar ünlü, Zizek kadar ününü uzun süre sürdüren ve kimse kusura bakmasın ama bu ünü sürdürmek için de sanki çaba harcamıyormuş gibi yapıp çaba harcamaya devam eden başka kaç kişi vardır acaba? (İlk aklıma gelen yine bir felsefeci, Alain de Botton, o da az çabalamıyor doğrusu.)

Ünün, popüler olmanın kötü bir şey olduğunu düşünenlerden değilim. Ama bunun bir bedeli olduğunu unutmamak gerek.

Felsefecinin üniversitedeki anfisinin görece korunaklı alanından çıkıp her türlü topluluğa hitab etmeye başlaması, kendisine kıyafetlerini nereden aldığının, hatta orada da kalmayıp iç çamaşırı giyip giymediğinin sorulmasına kadar varan şeylerle karşılaşmasına neden olabilir.

Veya siz tam da Fransa’da soykırımı inkarı yasaklayan yasa hakkında sorulan bir soruya Türkiye’de inanç özgürlüğü de dahil özgürlüklere saygı gösterilmediğini kibar bir dille anlatarak karşılık verirken öfkeli ve heyecanlı bir hanım kalkıp ‘Ama Fransa da demokrasiyi katletmiş olmuyor mu’ deyiverir ve sizi dinlemek üzere gelmiş olan bir salon dolusu insan o kadını alkışlamaya başlayabilir.

Ama Zizek böyle şeylerle belli ki sık sık karşılaşıyor, o yüzden biraz dalgaya vurarak, biraz soruyu duymazdan gelip başka esprilerle salonu yeniden ele geçirerek durumu idare ediyor.

Ediyor ama Zizek, sonuç olarak hem konuşmasında hem de esas tehlikeleri içeren soru-cevap seansında söyleyeceklerini hep kibarlaştırarak, hep kendince komikliklerin, şakaların içine gizleyerek söylüyor.

Ve gördüğüm kadarıyla giderek hiçbir şey söylememeye başlıyor.

Kürsüde değil de sahnede olmanın, ünlü olmanın bedeli biraz da bu: Giderek zaten herkesin söylediği şeyleri herkesin söylediği kadar söyler hale gelmek.

Zizek eleştirdiği şeye mi benziyor?

SLAVOJ Zizek’in konuşmalarında bir süreden beri verdiği bir örnek var: Starbuck kahvecisinin bir reklamı bu. Dün aynı örneği İstanbul’da katıldığı, reklam sektörünün ‘The Cup’ adlı etkinliğinde de tekrarladı.

Reklama göre, Starbucks müşterilerine ‘Buradan sadece kahve almıyorsunuz, kahve alarak adil ticaretin gerçekleşmesine ve Afrika’daki üreticinin ürettiği kahvenin tam değerini almasına da yardımcı oluyorsunuz’ diyor.

Zizek’in eleştirisi veya gözlemi de tam burada başlıyor: Biz tüketiciler, kahve içerken Afrika’ya yardım etmenin konforunu yaşıyoruz, içimiz biraz olsun rahatlıyor, vicdanımız diniyor.

Zizek buna ‘kültürel kapitalizm’ diyor. Eleştirileri çok çarpıcı, gözlemleri çok yerinde bence de.

Ama Zizek aşk dahil, Afrika’daki açlara yardım dahil, doğayı korumak dahil her şeyin metalaştırılmasını ve ticarileştirilmesini gözlemleyip eleştirirken kendisini
eleştirmeyi unutuyor:

Son tahlilde Zizek de bize fikir satıyor, felsefe satıyor, eleştiri satıyor. Bu sattıklarını tam da Batı klişesi olan bir ‘feylezof’ görünümü içinde paketliyor: Dağınık saç ve sakal, kirli bir tişört, üstten dökülen bir kadife pantolon... Bizler de, vicdanlarımızı dindirmek için veya başka sebeple ondan bu ‘mal’ı alıyoruz.

Hepimiz az veya çok iki yüzlüyüz, tutarlı bir hayat sürmeyebiliyoruz.

Kapitalizmin aynı anda hem içinde hem de dışında olunamıyor maalesef.

Kargo şirketi her şeyinizi biliyor...

BU köşede dün çıkan yazı üzerine aldığım onlarca okuyucu mektubundan birini paylaşmak istiyorum:

‘Sizin yaşadığınız benzer şaşkınlığı geçen gün Ankara’dan İstanbul’a bir yaygın kargo şirketi ile evrak gönderirken yaşamış, ilgili firma çalışanına TC kimlik numaramı vermemle adres bilgilerimin ben söylemeden teyit amaçlı firma bilgisayar ekranından okumaları bir olmuştu.

Yeni taşınmış olduğum ve daha önce herhangi bir kargo için kullanmadığım ve bu sebepten herhangi bir kargo firmasında kaydımın olmadığı bu adresin, firmanın veri tabanında bulunuyor olmasını ben de çok rahatsız edici bulmuştum.

Sizi anlıyor, bu kişisel bilgilerin erişimine sınır getirilmesi konusunda oluşturacağınız kamuoyuna gönülden destek vermek istediğimi bilmenizi istiyorum.’

Kendime kamuoyu oluşturmak gibi bir görev biçmiyorum ama bu okuyucumla aynı şeyi söyleyen onlarca mektup aldım dün. Sonra sordum soruşturdum, evet kargo şirketleri de nasıl beceriyorlarsa MERNİS üzerinden hepimizin kişisel bilgilerine erişebiliyorlar.

Bunun ne kadar vahim, ne kadar feci bir şey olduğunu söylememe bilmiyorum gerek var mı?

Ben ilgili ilgisiz kamu kurumlarında adres başta olmak üzere bilgilerin bulunmasını eleştirirken şimdi özel şirketlerin de aynı bilgilere erişebildiğini görünce neredeyse nefessiz kaldım.

Bilmiyorum siz ne hissediyorsunuz?

X