Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sahi, Yılmaz Erdoğan kara mayınlarını yazmamış mıydı

Literatürde "şöhretlere tapınma sendromu" diye bir vaka var.

Sıradan insanların şöhretlere olan takıntısı giderek artarken, bu ilgi sayesinde şöhretler daha da güçleniyor ve siyasetçiler de bu kişilerle görünmenin kendi çıkarlarına olduğunu bildiğinden bir çark oluşuveriyor. Bono’dan Angelina Jolie’ye dünyada yığınla örneği var. Bana göre Yılmaz Erdoğan’ın "Yalvarıyorum" seslenişi de bir aydın mektubu olmaktan çok, bir şöhret inisiyatifiydi. Çünkü o, aşkları ve evliliği ile magazin konusu olan bir şöhret. O, halkın Mükremin Abi’si. Peki bu şöhret inisiyatifi layığını buldu mu?

Yılmaz Erdoğan’ın Hürriyet’in manşetindeki "Yalvarıyorum" mektubunda kara mayınlarının kahpeliğini okurken, gözyaşlarımın arasında bir hayal belirdi.

Prenses Diana’nın Angola’daki bir mayın tarlasında çekilmiş fotoğrafı. 1997 yılının ocak ayıydı. Başında bir miğfer, sırtında uçaksavar topçularının giydiği çelik yeleklerden vardı.

Ve sekiz ay sonra ölecekti. Çünkü dünyanın en çok fotoğrafı çekilen kadınıydı ve bir fotoğraf takibinde ölecekti.

Kameralarla flört etmeyi, şöhreti sayesinde medyayı istediği davaya sürükleyebileceğini öyle iyi bilirdi ki. Kimsenin umursamadığı kara mayınları Diana dokunuşu sayesinde bir anda dünya basınının birinci sayfalarına taşınmıştı. Diana’nın bu hareketi İngiliz Hükümeti’ni ağır baskı altında bırakmış ve aynı yıl Ottawa’da antipersonel mayınlarını yasaklayan konvansiyon imzalanmıştı.

Diana’nın ölümünden bu yana 151 ülke Ottawa Konvansiyonu’nu onayladı. Tam 30 milyon kara mayını imha edildi, ticareti de büyük ölçüde kaçakçılara kaldı.

Türkiye, 25 Eylül 2003’te Yunanistan ile eşzamanlı olarak konvansiyona katıldı. Ve kimler onaylamadı o anlaşmayı hálá biliyor musunuz? Irak, İran, Suriye, Ermenistan. Yani diğer komşularımızın tamamı. Rusya, Çin, ABD, Mısır, İsrail, Hindistan, Pakistan ve her iki Kore de henüz anlaşmaya taraf olmayan 40 kadar ülke arasında. Şimdi önümüzdeki takvime göre 1 Mart 2008’e kadar stokları imha etmemiz ve 1 Mart 2014 tarihine kadar da araziye döşenmiş mayınları temizlememiz gerekiyor.

İşte bu ortamda Yılmaz Erdoğan çıktı, öyle bir yürek acısıyla anlattı ki mayınların kahpeliğini, bana göre mayın tarlasındaki Diana neyse, satırlardaki Erdoğan da oydu. Peki sonra ne oldu? Siyasetçiler "aferin" ya da "Allah razı olsun" dedi. Kimileri PKK propagandası yapmakla suçladı ve bitti. Şöhret dokunuşu Türkiye’de sökmedi. Evet, yollara o hain mayınları döşeyen PKK’ydı. Ama, Türkiye’nin sınırları boyunca toprağa döşeli 1 milyon mayın bulunduğu gerçeğini değiştirmezdi bu. Türk kamuoyu sorunun bu boyutunu tartışmaya yanaşmadı.

Tahminlere göre dünyada her yıl 15-20 bin insan kara mayınlarının ve açık arazide kalan patlamamış bombaların kurbanı oluyor. Yani saat başı iki kişi mayınlar yüzünden ölüyor. Kurbanların yüzde 80’den fazlası siviller. UNICEF’in hesaplarına göre yüzde 30-40’ı da çocuklar.

Lübnan’da İsrail bombaları altında ölen çocuklar gibi çocuklar... Ama mayın kurbanı çocuklar, uzak coğrafyaların

-aslında aynı zamanda çok yakın coğrafyaların- çocukları. Ve kameralar karşısında, aynı enkaz altından boyunlarında emzikle çıkarılmıyorlar. Kim bilir belki de bu yüzden, kimsenin sesi yükselmiyor.

Kara mayınları sadece öldürmek ve sakat bırakmakla kalmıyor. Mültecilerin yurtlarına dönüşünü, yerinden yurdundan olmuşlara yardım götürülmesini de engelliyor. Sonra büyükbaş-küçükbaş hayvanları da öldürüyor, çevre felaketleri yaratıyor. Ve o kalleşlerin her birinin imalatı topu topu üç dolara mal oluyor. Sökmesi ise 1000 doları buluyor.

DIANA MODASI

Prenses Diana, kara mayınlarına karşı pırıltılı şöhretini kullanmakla kalmadı, şöhretlerin aynı zamanda birer dava adamı olmasını da moda haline getirdi. Tabii yaşı müsait olanlar Vietnam’da savaş karşıtı gösterilerde Hanoi Jane’i (Fonda) unutmadı. Çok sonraları Bob Geldof’un Afrika’daki açlar için düzenlediği Live Aid konserleri de asla unutulmadı -1985 yılıydı ve tam 140 milyon dolar yardım toplanmıştı. Ancak şöhretlerin bir davaya dikkat çekmek için kameraları peşinden sürüklemesi hep Diana sonrasına rastladı.

Mesela hayranlıkla bakılası Angelina Jolie, dolgun dudaklarıyla dövmelerinin arkasından koşan basını nerelere sürüklemedi ki. Üçüncü Dünya’nın yoksulluk ve AIDS sorunu onun sayesinde gazete sütunlarına taşınırken, 2001 yılında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin iyi niyet elçisi oldu. Namibya’dan Kosova’ya mülteci kamplarını ziyaret ederken, foto muhabirleri de hep ensesindeydi. Cazibesi hayır işlerini gölgede bıraksa da, nüfuzu sayesinde dünya liderleriyle görüştü, yoksullara yardım toplanmasını sağladı.

Bu açıdan bakıldığında hiç kimse şöhretini Bono kadar etkin bir şekilde kullanamıyor. U2 solisti, yoksul ülkelerin borçlarını sildirmek için her yerde liderlerin karşısına dikildi. Amerikan Kongresi’ni borç batağındaki 33 ülkeye 500 milyon dolar yardıma zorladı. Time dergisinin kapağında "Dünyayı kurtarabilecek adam" ilan edildi.

ÇİN DUYARSIZ

Bir zamanların playboyu olan George Clooney aniden Hollywood’lu liberallerin elebaşı olup her siyasi davanın üzerine gitmeye başladı. Bono ile birlikte Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz’in ofisine kadar gidip Afrika’ya yardım için bastırdılar. Leonardo di Caprio, çevre eylemcisi oldu. Tibet davası için yıllardır didinen Richard Gere, en son Kanada’da toplanan AIDS konferansında, hastalığı yeryüzünden kazımak için de devreye girdi.

Şöhreti bir amaç uğruna kullanırken, ille de bütün insanlığın kurtarıcısı olmak gerekmiyor. Mesela NBA’in ünlü Çinlisi Yao Ming geçenlerde Pekin’de "Yeter, artık köpekbalığı yüzgeci çorbası içmeyelim" dedi. Ekosistemin korunması için köpekbalığı katliamının durması gerekiyordu. Çin, şöhretlerin kurulu düzene başkaldırmasına alışık bir memleket değil, yüzgeç çorbası ise pahalı sofraların bir numarası. Kasesi 100 dolar. İmparatorluk döneminden beri krema tabakanın, parti yöneticilerinin, Hong Kong’lu, Şanghay’lı işadamlarının gözdesi.

İşte bu yüzden Çin basını bu şöhret inisiyatifini görmezden geldi.

TÜRKİYE’NİN MAYIN GERÇEKLERİ

Kara Mayınları İzleme Örgütü 2005 Raporu’na göre, Türkiye’de 2 milyon 973 bin 481 antipersonel mayın bulunuyor. Bir milyon mayın da toprağa döşeli. Sadece 2004-2005 yıllarında mayın nedeniyle 24 sivil öldü, 111 sivil yaralandı; 52 asker şehit olurken 229 asker yaralandı. Mayınlar 364 bin dekarlık alana yayılmış durumda. Sadece Hatay’ın Samandağ İlçesi ile Şırnak arasındaki 877 kilometrelik Suriye sınırına, 300 ila 700 metre genişliğinde döşenen mayınlar nedeniyle araziler 46 yıldır kullanılamıyor.
X