« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Sağlam ve Zapotocny

Şanssızdı Beşiktaş... Aynı zamanda da çok şanslıydı.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Ama şansını kullanamadı, yenildi. Bize de niye yenildiğinin çetelesini tutmak kaldı. Yenildi, çünkü Mustafa Denizli'nin tüm tercihleri yanlıştı. Galip gelebilseydi eğer, bazıları şu anda methiyeler düzüyordu kendisine ama önemli olan skor yazarlığı yapmak değil, doğruları masaya yatırabilmek. Sözün özü, tüm camianın umut bağladığı tecrübeli teknik adam yenilginin en büyük sorumlusudur.

Denizli'nin en büyük yanlışı transfer dönemini iyi değerlendirememesidir ama bu faslı geçelim. Belki de bu konuda en suçsuz kendisidir, transferleri başkan ve adamları yapmıştır. Eğer öyleyse “hayır” diyemediği için suçu bir kat daha artmaktadır. Sonuçta harcanan eşşek yüküyle para, elde avuçta olan yine eski tas eski hamam.

Maça gelirsek;

Bir yanda sicim gibi yağan yağmur.

Bir yanda sanki antrenmanlarını havuzda yapmışcasına saha koşullarından etkilenmeyen Bursaspor.

Diğer yanda ise belki de en önemli etken, Mustafa Denizli'nin yanlış ilk 11'i.

Erdoğan Aksoy yazıyor

Çocuğa bile “ bu saha koşullarında en iyi kim oynar ? ” diye sorsanız size öncelikle “Nobre” diye cevap verir. Nihat ile Tello'yu ise sepetin en dibine atar. Hani hep diyoruz ya Nobre için:” Fizik gücüyle oynar, rakibi bozar, tekniği yok ama koşar, didinir” diye. İşte tam O'nun maçı idi.

Ama Denizli ne yaptı; havuza dönmüş bu sahada Nobre'yi oynatması gerekirken, koskoca ilk 45 dakika Nihat'ı harcadı. Eğer Nihat'ı illa oynatmak zorundaysa saha koşulları kısmen düzeldikten sonra oyuna soksaydı, daha iyi olurdu diye düşünüyoruz.

Yine aynı şekilde Tello da yokları oynadı. “Tello'nun, Nihat'ın yerine kimler oynamalıydı ? “ diyecek olursanız, cevap basit. Bu saha koşullarında elinizde ne kadar “kazma”, ama akıllı ve güçlü “kazma” varsa oynatırsınız. Sutopu mücadelesine dönen bu sahada teknik futbolcunun olması gerektiği yer, yedek kulübesidir.

Denizli'nin bir yanlışı da oyun 2-1 iken sakatlanan Ferrari'nin yerine oyuna Yusuf'u sokmasıdır. Bizler Ferrari'nin yerine Uğur İnceman'ı oyuna sokacağını beklerken Yusuf'u hangi mantıkla soktuğunu anlayamadık doğrusu. Ama “bir musibet bin nasihattan iyidir” misali, bu sayede Ekrem'in sağ bek mevkiinde yetersiz kalabileceğini görmüş olduk. Sanırım bu mevkiide kötünün iyisi İbrahim Kaş. Diğer İbrahim ise Ferrari'nin yanında oynar, hem de bu maçta Sivok'un performansını gördükten sonra çok daha iyi oynar. Hem de yabancı kontenjanını boşaltır.

İlginçtir, bir o kadar da incelenmesi gerekir. Beşiktaşlı futbolcular sürekli sudan çıkamazken, Bursasporlu rakipleri adeta slalom yapıp dansettiler suyla. Özellikle Volkan Şen su birikintilerinin arasından öylesine başarılı çıktı ki, oyunda kaldığı müddetce sol kanatta tek başına mücadele eden İ.Üzülmez'in kanadını adeta felç etti. Ertuğrul Sağlam'ın kendisini niye oyundan çıkardığını anlayamadık doğrusu.

Aslında şu ana kadar söylediklerimizin hepsi teferruat. İşin özü Beşiktaş'ın kadro derinliğinde saklı. Son 3 haftaya kadar Beşiktaş oynayan değil, rakibini bozan ve oynatmayan takım hüviyetindeydi. Trabzonspor maçında olduğu gibi tekmili birden defans yapıp, kontrataklarla da ellerine geçen tek tük pozisyonları değerlendirince başarılı bir görüntü veriyorlardı. Fakat roller değişince, sahaya 3 puan için çıkan favori takım hüviyetine bürününce iş zorlaşıyor.

Diyarbakırspor, Manisaspor, CSKA gibi takımlar defanslarını biraz kalabalık tutup mücadele edince, yetenekleri kısıtlı Beşiktaşlı ofans elemanları ne yapacaklarını şaşırdılar. Öte yandan galip gelebilmek için bloklar halinde öne çıkınca rakibe de bol gol pozisyonu fırsatı vermeye başladılar. Son maçlarda üst üste yenilen gollerin sebebi budur. Diyarbakırspor bile oyunun son dakikalarında 3 puanlık vurgun yapabilecek pozisyonlar yakaladılar hatırlarsanız. Ayrıca daha önceki yazılarımda İnönü Stadı'nda Beşiktaş'ın maçlarını kolay kolay kazanamayacağını yazmıştım. Ligin ikinci devresine kadar bu sorunun çözülebileceğini pek düşünmüyorum. Zirveye çıkmak zordur, ama ondan daha zoru zirvede kalabilmektir.

Bursaspor'un da hakkını yememek lazım. Sonuç olarak maçı Beşiktaş vermedi, Bursaspor kazandı. Her ne kadar Denizli'nin kadro hataları olsa da Bursaspor oyunun mutlak hakimi idi. Mağlup duruma düştükten sonraki topla oynama oranına bakılırsa eğer (38-62) ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Bu sonuçla gerek Ertuğrul Sağlam, gerekse Zapotocny kişilik mücadelelerini kazandılar. Ertuğrul Sağlam'ın kendi istifa ettiğini düşünürsek, Zapotocny'nin niya gönderildiğini hala anlayabilmiş değilim. Her ne kadar yerine alınan Ferrari çok başarılı maçlar çıkarsa da Zapotocny'nin de kötü futbolcu olduğunu söyleyemeyiz. Hele takımda o kadar çok yetersiz futbolcu, gönderilecek futbolcu varken Zapotocny'ye sıra gelmezdi bile....

Hakem Tolga Özkalfa'ya gelirsek, oldukça şanssız ve başarısızdı. Belki 15. dakikada Bursasporlu Ozan'ı Ernst'e yaptığı müdahaleden dolayı oyundan ihrac edebilirdi. Ama kırmızı kartını çıkarmayarak maçın dengesini de bir bakıma değiştirmiş oldu. Bu pozisyondan sadece 2 dakika sonra Ozan Bursaspor'un ilk golünü atarak Tolga Özkalfa'yı da iğneli fıçıya atmış oldu. Bu dakikadan sonra sürekli yanlış kararlar vermeye başladı Özkalfa. Tello'nun kendisini “çekil önümden” diyip Recep İvedik gibi saltolayarak düdük çalmadan başlattığı vuruşu tekrarlatmaması, Tello'ya sarı kartını vermemesi, İbrahim Toraman'ın kendisini balıklama yere atmasına penaltı vermesi, Sercan'ın ilk yarıda ceza sahası içinde kendisini yere bırakmasına sarı kart vermemesi ceza hanesine yazılan puanlar. Ama bir gerçeği de yazmak gerekiyor. Bunların hepsi bir hata, anlık karar vermenin bir sonucu gelişen spontane düdükler. Esas eleştirilmesi gereken, yaptıkları yanlış transferler ile teknik adamlar, altyapıya eğilmeyerek kulüplerini borç batağına sokan reklam peşindeki sözüm ona kulüp yöneticileri, özellikle son haftalarda moda olduğu üzere haklı haksız her pozisyonda hakemlere “H...S...” çeken eğitimsiz futbolcular ve ne kokan ne bulaşan federasyon yöneticileridir.


Bunları da Beğenebilirsiniz