Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sağı solu olmayan bin dil!

Dünyada şu anda altı bin ayrı dil konuşuluyor. Bin kadar dilde <B>sağ-sol </B>ya da <B>doğu-batı</B> kavramları yok!

Çünkü, yön duygusu yok. O dilleri konuşan insanlara yön duygusunu veren, yaşadıkları yerlerdeki dağlar, nehirler, tepeler, ağaçlar...

Fırtına şiddetli ve soğuk mu, demek ki, tanımlanan kuzey!.. Yok, lodos ise, o zaman güney!..

Güneşin batışı mı, demek ki, batı!.. Yok, güneşin doğuşu mu, o zaman doğu!..

Ya da şu nehrin bu yakası mı, demek ki, sağ!.. Yok, bu dağın ötesi mi, o zaman sol!.. Bu ölçüde ilkel!..

Dünyanın birçok yerinde, insanlarda sağ-sol ya da doğu-batı kavramları yok! Çünkü, yön duygusu yok. O insanlara yön duygusunu veren, yaşadıkları doğal ortam. Oradaki dağlara, nehirlere, tepelere, ağaçlara, yollara göre bir yön duygusu gelişiyor.

Neden?.. Çünkü, dünyanın birçok bölgesinde, merkezde insan yok. Birey, birçok bölgede geride. Yön duygusu, insanı merkez alan kültürlerde, uygarlıklar da gelişiyor. Bu olayı araştırmak üzere de, bir bilim adamı grubu kolları sıvıyor. (Der Spiegel, 2004 sayı 6, s.158).

*

Bu bilim adamları çok ilginç bir gözlemde bulunuyor. Hindistan, Meksika, Papua Yeni Gine, Büyük Okyanus’taki bazı takım adalarda kullanılan dillerde, yön kavramı yok. Dilde yön kavramı olmayınca, doğal olarak oralarda yaşayan insanlar da, yön duygularından eksik kalıyor. Bu o kadar önemli mi?

Önemli, çünkü yön duygusu, uygarlığın dili. Uygarlıkla at başı giden bir kavram. Olay aslında doğal olaylardan korkmak, bazı doğa güçlerine tapınmakla başlıyor. Çünkü, orada mantık iflas ediyor. Fırtınaları, depremleri, doğal felaketleri bilimle açıklamak yerine, dünyanın birçok bölgesinde, hálá mistik düşünce geçerli. Bilinmeyen güçlerin başımıza açtığı dertler! Dini inancın bir başka pratiği.

Aynı mistik felsefe günlük yaşama da damgasını vuruyor. Örneğin, insanlar sağı-solu bilmiyor. Bu basit gözlem, o ülkelerdeki insanların inançlarına, günlük yaşamdaki davranışlarına kadar, insanı tümden etkileyen bir sürece dönüşüyor.

*

Dil ve din arasında çok sıkı bağ var. Bu bağ, günlük yaşamı zorluyor. Ama, bize göre! Dışardan gelmişsiniz, herhangi bir yeri soruyorsunuz, size tarif edilen yer, sizin anlamadığınız, kolayca bulamayacağınız bir yer. Dili anlamıyorsunuz, dilin araçlarını kullanamıyorsunuz, çünkü dini de bilmiyorsunuz.

Ancak, onlar için herhangi bir sorun yok. Sorun, sizinle onların buluşma noktası. Buluşma noktası, buluşma olmaktan çıkıyor, tam bir karmaşaya dönüşüyor. Şimdi, Batılı bilim adamları bu noktayı açığa kavuşturmaya çalışıyor. Bir anlamda, onları uygarlığa çekmeye.

*

Oysa, onların rahatı yerinde. Ne gerek var şimdi onların rahatını bozmaya?.. Var, çünkü çağımız globalleşme çağı. Bu çağda, tekil davranışlara izin yok!

Sağ-sol tanımı bilmeyenlere globalleşme dersleri! O nedenle, önce dil üzerinde araştırmalar, sonra din üzerine çeşitlemeler, derken ikisini toparlayıp, geçerli bir dine, kullanılan bir dilin zenginleştirilmesine ihtiyaç var.

Dünyada şu anda altı bin ayrı dil konuşuluyor. Bu eksikliklere sahip dil sayısı ise hiç az değil, bini aşıyor.

Bizlere gelince, bizim sağımız solumuz sobe!..
X