Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sado-mazolara Mel Gibson kıyağı

En sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: ‘İsa’nın Çilesi’ tam bir fiyasko.

Böyle ipe sapa gelmez bir filmin (film demeye bile bin şahit ister, ara sıra kendimi ortaokul müsameresi izler gibi hissettim) sadece ‘tabu’ bir konuya el atması nedeniyle günlerce gazete manşetlerinden düşmemesi de ciddi olarak üzücü. Bir filmde ilk önce karakterler oluşur, sonra konu gelişir ve kader ağlarını örer değil mi? Normalde olması gereken budur. Azıcık bu işi bilen bir yönetmen bir filmin abc’sinin karakter ve konu gelişimi olduğunu bilir. Mel Gibson ise herkesi İncil uzmanı sanıyor. Örnek verelim. Filmin dünya basınında tartışılan yönü Gibson’un İsa’nın ölümünden Yahudileri sorumlu tutması. Bir Allah’ın kulu çıkıp da ‘Kardeşim tamam Gibson İsa’nın ölümünden öğrencisi Yahuda’yı sorumlu tutuyor da, Yahuda’nın niye İsa’yı ispiyonladığını anlayan var mı?’ diye sormuyor. Yahudi cemaatinin niye İsa’nın kendini ‘Mesih’ ilan etmesinden rahatsız olduğunu sorgulayan da yok. İsa tutuklanıp Kudüs’teki Roma Valisi Pilatus’un huzuruna getirildiğinde Pilatus’un karısının niye İsa taraftarı olduğunu sorgulayan da yok. Yahudiler niye İsa’nın yediği binlerce kırbaç darbesiyle yetinmiyorlar da ‘Çarmıh da çarmıh’ diye tutturuyorlar onu sorgulayan da yok. Anlayacağınız İsa’nın Çilesi bu ve bunun gibi, sadece fanatik Hıristiyanların anlayacağı ve kendilerinden geçecekleri olay ve göstergelerle dolu. Bu filmi, içerdiği şiddet sahneleri nedeniyle 17 yaşın altına göstermemek çok doğal ama bence film İncil’i hatmetmeyenlere yasaklansa müthiş olurmuş!

Filmin en çok söz edilecek yanı,İsa’ya çile çektirilen’ sahneleri. Mel Gibson da filmi fanatik Hıristiyanların gözünde tutundurabileceği sahnelerin bu olduğunun farkında ki, işkence ve kan işini abarttıkça abartmış. Sanki ’Ne kadar çok İsa’ya işkence edildiğini izlersen, acı çekersen o kadar koyu Hıristiyan olursun’ gibi bir hava var filmde. Tahminen filmin işkence sahnelerinde fanatik Hıristiyanların ‘Allaaah!’ deyip secde yapmaları istenmiş! Bu da Gibson’un bir yönetmen olarak acizliğinin en güzel göstergesi. Filmde hiçbir duyguyu doğru dürüst geçiremeyen, sığ planlara hapsolan, sanki iki boyutlu bir minyatüre bakıyormuş gibi etki yaratan Gibson, bakmış gişe hasılatı tehlikede; kurtuluşu ortalığı kana bulamakta bulmuş. Eğer İsa, Mel Gibson tarzı damardan işkenceye rağmen, hálá ölmek için çarmıha gerilme ihtiyacı hissetmişse Yahudiler niye onun Allah’ın oğlu olduğuna inanmamışlar bunu anlaması zor!

Önerim bu filmi görmezden gelmeniz, paranıza da zamanınıza da yazık! Eğer sado-mazoysanız bu durumda bile önce bir İncil kursu bulun iki üç ders teorik Hıristiyanlık çalışın, sonra filmi görün. Aksi durumda sadece işkence sahnelerinde uyanık kalın, diğer sahneler şekerleme için birebir.

Çatı’daki çatlak

Ümit Gür isimli okurum benim önerimle İstanbul’da Çatı Restoran’a gitmiş, aldığı hizmetten memnun kalmamış, bana da memnuniyetsizliğini ifade eden güzel bir e-posta döşenmiş:

‘Sevgili Hocam, hastaneden bir grup arkadaşla bir akşam hoşça vakit geçireceğimiz bir yer ararken önce 18.3.2004 tarihindeki ‘Cuma Takıntısı’ köşenizde, daha sonra 26.3.2004 tarihindeki öneriniz üzerine Çatı Restoran’da karar kıldık. Bu kararda sizin önerileriniz yanında eski Çatı anılarımız da bir nebze etkili oldu. 3 Nisan Cumartesi akşamına, üst katta rezervasyon için, telefonda Esra Hanım’la konuştuğumuzda fiyatın limitli 34 milyon, limitsiz 39 milyon olduğunu söyledi. Sizin yazınızı kastederek gazetede bu fiyatların 30-35 milyon olarak verildiğini söylediğimde ise önce size fiyatların öyle uygulandığını söyledi. Israr edince sizin fiyatları eski basın bülteninden alarak yanlış bastığınızı belirtti. Biraz üsteleyince de ‘Sizi Hasan Bey’le görüştüreyim’ diyerek telefonu Hasan Bey’e bağladı. Hasan Bey limitsiz 37 milyon olabileceğini söyledi. Birkaç milyon lira için keyfimizin kaçmasını istemediğimden kabul edip 28 kişilik rezervasyon yaptırdım. 3 Nisan günü Esra Hn. arayarak teyyit aldı. Ancak akşam iki arkadaşımızın acil ameliyatı çıktığı için, bir çiftin de kızları hastalandığından gelemedi ve biz Çatı’da 23 kişi olduk. Yemekler fena değildi. Kaşmir Trio çok güzel müzik yaptı (gecenin tek olumlu yanı). Gecenin sonunda hesabı ödemeye indiğimde Hasan Bey eksik olan beş kişinin de parasını ödememiz gerektiğinde ısrar etti. Ne dediysem anlatamadım; zar zor 25 kişilik ücrete razı oldu. Yine arkadaşlarımın keyiflerinin kaçmaması adına çok üstelemeden ödedim. Bir daha Çatı’nın kapısının önünden geçer miyim bilmiyorum!.. Size de soruyorum sayın hocam , sizce bu restoran köşenizde böylesine tanıtılmayı hak ediyor mu? İşletmecilik bu mudur? (Ümit Gür)’

Gördüğünüz gibi Ümit Gür’ün temel sorunu yemekler ya da müzik değil, sorunu ‘adaletli’ olmadığını düşündüğü restoran sahibi. Bu konuda benim fazla yapabileceğim bir şey yok. Burada bir restorana yer verirken gerçekten titiz davranıyorum. Örneğin geçen hafta İzmir’e gittim, mermer fuarını gezdim, Urla Güzelbahçe taraflarında bir balık lokantasına götürdüler, beğenmedim, yazmıyorum. Böyle yazmadığın çok yer var. Çatı’cılar da umarım Ümir Gür’ün e-postasını okur ve bundan sonra daha adaletli davranırlar.

Cuma TAKINTISI

Bu hafta sonu size Bebek’te süper bir balıkçı öneriyorum: Poseidon. Balıklar iyi pişiyor, mezeler, salatalar nefis ve leziz. Ortam da bir harika, hizmet süper ötesi. ‘Ya ölmeden bir denize nazır ağız tadıyla balık-rakı yapayım’ diyorsanız mutlaka rezervasyon lazım (0-212-287 95 31- 32-33).

Poptrinam: Demir Demirkan’ın eline sağlık

Demir Demirkan’ın 2004 İstanbul albümünü çok sevdim. Çok kailteli parçalar çalışmış, nedendir bilmiyorum, dinlerken gurur duydum. Eğer rock seviyorsanız Demir Demirkan’ın son albümünü kaçırmayın. What’s Done Is Done’a özellikle dikkat!

Yalın’a herkes ‘Ellerine sağlık’ diyor ama ben diyemeyeceğim. Çünkü çıkardığı albümde Zalim’den başka bir şey yok. Sesi her parçada başka bir şarkıcıymış gibi algılanan başka birini de görmedim.

Sonunda George Michael çıktı geldi. Benim için George Michael olsun da, iyi kötü önemli değil. Michael’ın ‘Patience’dan iyi albümleri vardı. Ama adamın sesini ve müziğini seviyorum işte. Sadece Amazing için bile George Michael’ı almaya değer.

Serdar Ortaç yeni albümü Çakra’da kendini biraz aşmış. Hayranları adına söylüyorum, Ortaç yeni albümde kendini biraz da olsa tekrar etmekten kurtulmuş. Ben ancak bir kere dinlerim. O da yazmak için. Ama Ortaç hayranlarının Çakra’da algılayacakları farklılıktan mutlu olacakları kesin!

Cuma ALINTISI

Kadın hep değişkendir. Ona inanan aptaldır. (T. François’e atfedilmiştir.)
X