Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Saddam'ın işi cuntaya kaldı

Enis BERBEROĞLU

ABD'nin Saddam'ı devirme görevini yüklediği özel temsilci Frank Ricciardone'nin geçen hafta başında iki Türk gazetecisine verdiği demeç Ankara'da resmi yankı bulmadı. Oysa ABD'li diplomatın ‘‘Saddam sürpriz bir askeri darbeyle gidecek’’ ifadesi dış dünyada önemli bir politika değişikliğinin güçlü işareti olarak algılandı.

ABD'nin Irak'ı sünni bir cuntaya emanet niyeti, Körfez Savaşı'ndan bu yana doğal müttefiki sayılan Kürt ve Şii gruplarda hayal kırıklığı uyandıracak.

* * *

ABD kaynaklı ilk analizlere göre yeni politikaya (ABD yönetimi mevcut politikaya açıklık kazandırma ifadesini yeğliyor) iki önemli gelişme yol açtı:

1) Türkiye'nin Apo'yu yakalaması uzun vadede Saddam'ı Kuzey Irak'ta daha güçlü kılacak. Apo'nun ortadan kalkması Ankara'nın Kuzey Iraklı Kürtlere karşı izlediği ılımlı politikada değişiklik yaratabilecek.

2) Güney Irak'ta önde gelen bir Şii liderin öldürülmesi üzerine çok sayıda kentte eşanlı olarak patlak veren isyanlar kısa sürede bastırıldı, umut bağlanan bir muhalefet kalesi daha düştü.

* * *

Aslında Ricciardone'nin net ifadesi belki de Iraklı Şii muhaliflere yanıt olarak kabul edilmeli. Irak Şii Devrimi Yüksek Konseyi'nin başkanı Al Hakim, geçen hafta İtalyan La Repubblica gazetesi aracılığıyla ABD'ye ilk kez işbirliği çağrısında bulundu. Al Hakim, ABD ve batı kamuoyundan Irak için Kosova benzeri bir planı uygulamaya koymalarını istedi.

Şii liderin Irak ve Kosova arasında paralellik kurması çok ilginç...

Çünkü Kosova için önerilen (Bosna'da uygulanan) etnik sınırların uluslararası destek ve askeri güçle (NATO) koruma altına alınmasıdır...Aynı modelin Irak'a uygulanması kuzeyde Kürt, güneyde Şii devletleri kurulması ile sonuçlanır.

Böyle bir politikanın bölgesel aktörler açısından tercümesi basittir:

Irak'ta vesayeti altında kurulacak Şii devletini arzulayan İran kazanır...

Kürt devletine tarihinin her aşamasında karşı çıkan Türkiye kaybeder...

Özetlersek ABD'nin seçeneği fazla değil.

İlki, Irak'ı Türkiye'nin asla kabul etmeyeceği Kürdistan, Tahran'ın kuklası Şii devleti ve Arap bölgesi olarak üçe bölmek... Sadece Ankara'yı değil Körfez'de Şii yayılmasından korkan ılımlı Arap rejimlerini de kızdırmak...

İkincisi, Irak'ı ABD'nin bölgesel müttefikleri ile barışık olmasa bile en azından kavga çıkarmayan sünni askeri cuntaya teslim etmek...

* * *

Hemen söyleyelim Saddam'ın askeri darbeyle devrilmesi kolay iş değildir.

Irak liderinin kurumsal paranoyası daha geçen hafta bir darbe girişiminden kurtulmasına yardım etti. Yine birkaç asi general kurşuna dizildi.

Dolayısıyla ABD'nin Ankara'nın desteğine her zamankinden fazla muhtaç olduğu ortadadır. İki ülkenin Irak politikasında yakınlaşma bu yüzdendir...

Frank Ricciardone'nin Ankara'da Türk gazetecilerine yönelik demecini, sadece Türkiye'nin haklı kuşkularını giderme amacına bağlasak bile... İki gün sonra Prag'ta yine bir haber ajansının sorularını yanıtlarken Irak mozaiğinde Türkmenleri saymayı unutmaması anlamlıdır.

* * *

Son dokuz yıl dileriz hepimize bir gerçeği yeterince açık anlatmıştır...

Dış politika, kahvaltı masasına harita serip geyik yapmak değildir... Ulusal çıkarları küresel koşullara uygun koruma ve kollama sanatıdır.

Diplomasi hokkabaz liderleri rezil eder, devlet adamlarını aksine büyütür. Çünkü dünya ölçeğine çıkıldığında yerel amigoların haybeye alkışları duyulmaz.

Bülent Ecevit'in dokuz yıldır ortaya koyduğu Irak politikasının ufak rötuşlarla uluslararası camiada kabul görmüş olması mühimdir..‘‘Dostum presidant’’ muhabbeti unutulur gider...



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI