Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sabıkalı

BİZ değil, Sabancı Ailesi’nin Belçika’daki malum dava nedeniyle tuttuğu avukat Fernand Schmitz daha 2005 yılında söylemişti, “Belçika bir muz cumhuriyetidir” diye. Bu “devlet olma haysiyetinden mahrum” ülkeler için kullanılan bir terimdir ve ne yazık ki 179 yaşına gelmiş Belçika için doğrudur.

Ne “Kralı yok” diyoruz, ne “demokratik değil” iddiasındayız, ne de “askeri, polisi zayıf” demek niyetindeyiz.


Elbet mahkemesi de var, basını da, üniversiteleri de...

Mikail Tekin isimli bir Türk’ün Jamioux Hapishanesi’nde maruz kaldığı işkence sonucu ölmesi, Türkiye dahil her ülkede rastlanabilen bireysel bir olay gibi görünseydi, “Bu da var” der geçerdik.


Mikail Tekin
’in suçu polisle tartışmakmış. Önce karakola götürülmüş, sonra hapishaneye konmuş. Orada üç gardiyan öylesine dövmüşler ve işkence yapmışlar ki, 31 yaşındaki adam, dayanamayıp ölmüş.


Türkler
onların gözünde üçüncü sınıf mahluk ya... Ailesine mecburen bilgi vermişler ama doğruyu söylememişler. “Yemek yerken boğuldu” demişler.


Öldüren
gardiyanlar hakkında da hiçbir işlem yapmamışlar.


Bir bakıma bunda hayret edilecek bir şey yok, çünkü Belçika, tarihiyle de sabıkalı, haliyle de sabıkalı bir ülke...


Tarihiyle sabıkalı, çünkü “1870’lerden başlayıp 40 yıl süreyle Kongo’da 4 ila 15 milyon arasında insanın ölümüne sebep olmanın” hesabını hâlâ vermiş değil. (Semih İdiz, 4 Kasım 2005 Milliyet)


Ama utanmadan Türkler Ermenileri soykırıma uğrattı diye parlamentodan karar çıkartabiliyor.


“Haliyle”
de sabıkalı dedik değil mi? İsterseniz sayalım:


O ülkede yaşayan Turan Çakır isimli bir Türk, Mikail Tekin’den şanslıydı. Onun da başından 1996 yılında aynen Tekin’inki gibi bir olay geçti. Polisle tartıştı diye tutuklandı. O akşam nezarethanede ağır işkenceye maruz kaldı. O kadar ki sabah hastaneye kaldırmaya mecbur oldular. On gün tedavi gördü. Ama sağlığı hiç düzelmedi. Görme ve işitme kaybına uğradı, nefes darlığından kurtulamadı. Dişleri zaten o dayak sırasında dökülmüştü. Hakkını aramak için her yere başvurdu amasonuç alamadı. O kadar ki döven polislerin ifadesi dahi hiç alınmadı. Kendisine yapılan muamelenin “ırkçı” bir anlayıştan kaynaklandığını ileri sürdü, dinletemedi.


Neticede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Dediklerinin hepsinin doğru olduğunu ispat etti ve Belçika’15 bin Euro tazminata mahkûm ettirdi.


Belçika’
nın bu konudaki sabıkası eski yıllara da uzandığı için Avrupa Konseyi’nin İşkenceyi Önleme Komitesi daha 2002 yılı sonunda verdiği raporda “hapishanelerde ve polis karakollarındaki işkencelere son verilmesini” bir kere daha istedi.


Bir kere daha diyoruz, çünkü Belçika hükümetinin önüne ilk değil, bundan ayrı olarak Birleşmiş Milletler’in “İşkenceyle Mücadele Komitesi” tarafından da 6’ncı defa konan talep bu idi. Ama Mikail Tekin olayının da gösterdiği gibi hâlâ hiçbir şey değişmedi.


Bakın daha Özdemir Sabancı cinayeti sanığı Fehriye Erdal’ı kaçacağını bile bile salıvermelerinden, Abdi İpekçi cinayeti sanığı Yalçın Özbey’i alenen korumalarından söz etmedik. Buna “muz cumhuriyeti” diyen haksız mı?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI