Sabancı’nın ağzından üç anı

Hürriyet Haber
11.04.2004 - 01:18 | Son Güncelleme:

Ali Haydar Reagan’la fotoğrafımı çekti

ABD
Hükümeti, dünyanın yüz ünlü işadamını Washington’a çağırıp, onlara ABD’nin politikaları hakkında bilgi verme kararı almış. ABD Hükümetinin önde gelen birkaç lideri ve Başkan Reagan Washington’da, bu kişilerle konuşma yapacaklar. 1987 yılı Ekim ayında Washington’da yapılacak toplantı için davetiye bana, ABD Büyükelçiliği kanalı ile geldi.

Toplantılar 7 Ekim tarihinde başladı. ABD Başkanı Reagan ve eşi, 9 Ekim 1987 günü öğle yemeğinde beni ve eşimi Beyaz Saray’a davet etti. Bu benim için büyük bir şerefti. Sordum, soruşturdum. Beyaz Saray’daki davetlerde sadece resmi fotoğrafçı bulunurmuş. Bu resmi fotoğrafçının çektiği resimlerden uygun görülenler, uygun görülen kişilere, nadir olarak, Başkanın imzası ile gönderilirmiş. Özel resim çektirilmesi olağan değilmiş. Ben Başkan Reagan ile birlikte resmim olsun istiyordum.

ABD’ye Özel Kalem Müdürüm Ali Haydar Taşlı’yı götürdüm. Ali Haydar’ı Beyaz Saray’a sokmayı başardım. Yemek salonunun önündeki kabul sırasında benim üç önümde yer almasını söyledim. Beni, eşim Türkan takip ediyordu. Ben Başkan’ın elini sıkarken bir flaş patladı. Ali Haydar Taşlı iç cebinden küçük fotoğraf makinesini çıkarıp, benim Başkan ile resmimi çekmişti. Başkanın korumaları kollarını yakaladılar. Elinden makinayı almaya çalıştılar. Ali Haydar durumu güzel idare etti. Türkiye’ye döndükten sonra Beyaz Saray’dan bir zarf geldi. Beyaz Saray’ın fotoğrafçısının çektiği resmi Başkan Reagan imzalamış ve bana yollamış.

Turgut Özal’a giderken Paella yedim hastalandım

TURGUT
Özal’ı DPT Müsteşarlığı zamanında tanıdık. 1970’te Nihat Erim Hükümeti başlayınca, Turgut Özal DPT’den istifa etti. Kendisine bizimle çalışması için teklifi götürdük. Süleyman Demirel’in Turgut Özal’a yakınlığı büyüktü ve Süleyman Bey, Turgut Bey’in özel sektörde görev almasını erken buluyor, bir süre Dünya Bankası’nda çalışıp dış tecrübe kazanmasını tavsiye ediyordu. Turgut Özal bu tavsiyeye uydu. Aradan iki yıl geçti. Önce Turgut Özal’a haber gönderdim, sonra da iş teklif etmek üzere Washington’a hareket ettim. Londra’da bir gece için durakladım. O gece dostlarımın evinde ‘paela’ denilen midyeli, deniz mahsullü pilavdan yedim. Gece yarısı otelde kaşıntılarla uyandım. Aynaya baktım. Her yanım yemyeşil ve davul gibi şişmişim. Doktor geldi. ‘Hastaneye kaldıracağız, mideni yıkayacağız, en aşağı bir hafta yatacaksın’ dedi. Doktora, ‘Sabah hastaneye gelirim’ dedim. Bizim usul midemi boşaltmaya çalıştım. Sabah güçlükle bavulumu toparlayıp, yüzüm yemyeşil, her tarafım şiş uçağa atladım. Washington’da beni Turgut Özal ve eşi Semra Hanım karşıladılar. Teklifimi yaptım.

Turgut Bey, Sabancı Holding’de çalışmaya başladı. Sabancı Topluluğu’nun işlerinin Adana’dan yürütülemeyeceğini bize anlattı. Holding merkezinin İstanbul’a nakli için ısrar etti. Bana çok zor geldiği halde, Özal’ın hatırı için İstanbul’a taşındık. Şimdi çok iyi görüyorum ki, haklıymış, isabet etmişiz.

Avustralya’dan film teklifi geldi gidemedim

BELÇİKA
televizyonu benimle bir röportaj yapmak istemiş, bunun üzerine Belçika’dan gelen ekiple 3 gün boyunca çekimler yapmıştık. Bu röportaj yayınlandığında, Avustralyalı film yapımcılarının dikkatini çekmiş ve Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Ali Ulvi vasıtasıyla, II. Dünya Savaşı ile ilgili olarak çekecekleri filmde rol almamı istediklerini iletmişlerdi. II. Dünya Savaşı’nda Tokat’taki bir esir kampında, kamp komutanı binbaşı rolünü oynamamı isteyen Avustralyalı film yapımcılarından, rolüm karşılığında Darülaceze için para talep ettim; onlar da kabul ettiler. Fakat filmi Avustralya’da çekmek istiyorlardı, ben de zaman fukarası bir kişi olarak ne yazık ki kabul edemedim.
Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı