"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Sabah güneşi

Öyle masum ve tatlıdır ki sabah güneşi, tadından doyum olmaz.

İşe sabahları çok erken geliyorum; çocuklarımı geçirir geçirmez soluğu işte alıyorum. Çok hoşuma gidiyor erkenden yollarda olmak, trafiğe takılmamak ve her şeyi hızlıca bitirip işten erken çıkabilme olasılığımı hesaplamak, erken çıkınca neler yapabileceğime dair hayaller kurmak. Çoğu zaman sabah 7’de ben çoktandır masamda oturmuş, gazeteleri devirmiş, kahvemi yudumluyor oluyorum.

Etrafta hiç ses yok.

Çıt çıkmıyor.

Garip bir huzur ortamı. Acelesizlik ortamı. Tam hayal kurma, hüzünlenme, maziye dalma, hasretleri anma, gidenleri yad etme, kalanları yaşama zamanı...

Pencerem çöle doğru bakıyor, otobandan öteye uzanan bir çöle.

Güneş de tam karşımdan doğuyor. Tam karşımdan nasıl da güzel doğuyor her yeni başlayan güne, bakmaya doyamıyorum şu güneşe.

Hava o saatlerde puslu desem değil, dumanlı desem değil. Sanki havada asılı kalmış nemli kum taneciklerinin arkasından doğuyor güneş buralarda sabahları. Yani renk mavimtrak olacağına, sarımtırak oluyor; film müziği gibi duruyor. Kahvem elimde, fonda inceden bir eski müzik, maziye bakıyorum bazen, daha etrafta kimsecikler yokken. Bolca düşünüp hayaller kurup maziyle hesaplaşıyorum bazen. Durup dururken efkarlanıp, durup dururken sinirleniyorum bazen. Bardağımdan çıkan kahveli dumanı koklayıp gözlerimi bardaktan uzaklaştırıp tatlı tatlı canımı acıtmadan kamaştıran güneşe dalıyorum; doğmakta olan güneşe...

“Nasıl da bu kadar büyüdüm ben...” diyorum,“Nasıl bugünlere geldim ben...” diyorum. Hayatımı gözden geçirip inanılmaz güçlü bir hisle, yürekten inanarak bugünüme şükrediyorum.

Sonra, parmaklarımı kulağıma götürüp “mmmçak” öpücük sesi eşliğinde kulağımı çekip tahta masama “Tok tok!” vurduktan sonra, “Tü tü tü... dağlara taşlara!” diyerek nazar savmayı da ihmal etmiyorum. Batıl inançların hayatıma kattığı baharatı kullanmayı bazen, başka zamanlardan daha fazla gerekli görüyorum.

Hani bazı insanlar öylesine yaşarlar, bazıları her anın farkında olarak yaşarlar, bazıları mutlu olduklarının asla farkına varmadan yaşarlar, bazıları da bu hislerin varlığını yadsıyıp bunlara hiiiç kafa yormazlar ya... akıllarına gelmez, düşünmezler...

Yaşarlar ya...

Ben çok farkındayım mesela. Hatta sanırım haddinden de fazla! Bu bazen ürkütücü, bazen çok güzel. Her yaşadığım anın farkında olarak yaşıyorum, öyle yaşadığım için de yaşayarak her şeyi farkında olmak istiyorum. Hayatı kovalamıyorum, bırakıverdim kendimi ona, gidiyorum yanında. Kol kola...

Bunu etrafımdaki herkese de aynen böyle söylüyorum. Bilsinler, herkes bilsin istiyorum!

Yarın öbür gün kimsenin aklında benim bu hayatı nasıl yaşadığıma, nasıl algıladığıma, hayatım hakkında neler hissettiğime dair ufacık bir şüphesi kalmasın istiyorum.

Farkındayım. Şanslıyım. Şükrediyorum.

İyi ki getirmiş annemle babam beni bu güzel hayata...

Doyamıyorum yaşamaya!

Yonca

“güneştozu

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI