Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ş

OKULLAR kapanmış tatil başlamıştı. Minik Rıdvan teyzesinin yazlığına gitmişti annesi ve babasıyla birlikte. Henüz 8 yaşındaydı ve koyu Fenerbahçeli’ydi.

Babası gibi. Rıdvan’ın en iyi anlaştığı arkadaşı, İstanbul’da oturan teyzeoğlu Hakan’dı. Hakan’ın hem babası hem de annesi koyu Galatasaraylı’ydı. O da Galatasaraylı olmuştu. Rıdvan’la Hakan gündüz sahilde, denizde, çimlerde, parkta birlikte zaman geçirirken, anne ve babalar da aralarında sohbet ediyor, king, batak, tabu oynuyorlardı.
Bir sabah Hakan babasının telefonda konuştuklarını duydu. Rıdvan’ın yanına gittiği zaman, biraz tebessüm, biraz üzüntüyle karışık ama safça, çocukça bir ses tonuyla seslendi en iyi arkadaşına: “Rıdvan. Bak şike yapmışsınız. Ceza almışsınız. Avrupa’ya gidemeyecekmişsiniz...”
Hakan’ın sözleri Rıdvan’ı şaşırttı. Hakan’a döndü ve “Olsun. Ben de Avrupa’da sizi desteklerim o zaman” dedi. Hakan geldi ve Rıdvan’a sarıldı.
Fanatik iki baba bu konu ne zaman açılsa geriliyorlar, hiçbir zaman uzlaşamıyorlar, hatta araya ancak eşlerin girmesiyle ortam sakinleşiyordu. Rıdvan ve Hakan’ın konuşmalarını duydular. Birbirlerine sarılmalarını gördüler.
Biri ayranını, diğeri rakısını uzattı. Tokuşturdular. “Barış’a”, dediler.
Barış’a...

İ

LİSE sondan beri aynı mahallede oturuyordu Oktay ve Mert. Yaşları aynıydı. En büyük hobileri halı sahada futbol ve bilardo oynamaktı. Oktay’la Mert’in bir özellikleri daha vardı. Mahallenin ‘ağır abileriydi’ onlar. Mahallenin kızlarına sahip çıkarlar, yaşlıların çarşı-pazar işlerini görürler, misafirleri en iyi şekilde ağırlarlardı. Aynı tribünün çocuklarıydı onlar. İkisi de Fenerbahçeli’ydi. İkisi de kale arkasındaydı. İkisi de hiç susmadan bağıran taraftandı. İkisi de biletlerini hep kendileri alırlardı. Birisi polis okulundan yeni mezun olmuştu. Diğeri hala ODTÜ’de okuyordu.
O gün. İkisi de o gün oradaydı... Birbirlerinde habersiz. Olan bitenin nereye gideceğini bilmeden. Birisi görevini yapmak için, diğeri vatandaş hakkını kullanmak için. Henüz olaylar büyümeden. Ortam çok fazla gerilmeden. Oktay başından yaralandı atılan bir taşla. Mert’in ise kaşı açılmıştı. Bir an göz göze geldiler. Mert, Oktay’ı hemen tanıdı. “Bir şeyin var mı” diye sordu. Polis Oktay, kardeşi kadar sevdiği arkadaşına döndü. “Yok Mert” dedi. Diğer polisteki yara bandını aldı, Mert’in başına pansuman yaptı. Mert’in etrafındaki bazı göstericiler şaşkınlıkla izledi. İki Fenerbahçeli’yi...

K

BODRUM Bodrum, şarkısı çalıyordu tatlı tatlı. Güzel bir rüzgar esiyordu insanı rahatlatan. Devre mülk sahibi iki aile birlikte oturmuş tatilin tadını çıkartıyorlardı. İki aile de yurt dışında yaşıyorlardı. Çocuklarını büyütmüşler, evlendirmişler, hatta torun sahibi olmuşlardı. Şimdi dinlenmek, yaşama daha rahat bakmak, anların tadını çıkartmak zamanıydı.
Metin Bey G.Saraylı’ydı. Tıpkı Turgay Bey gibi. İkisi de isimlerini Galatasaray efsanelerinden almışlardı. Futboldaki gelişmeleri izliyorlardı sürekli. Drogba ve Sneijder’in gelişi onlarda büyük heyecan yaratmış, sırf bu yüzden iki kez İstanbul’a birlikte maça gelmişlerdi. Bir akşam, saat 21.00 sularında yandaki bahçeden sesler gelmeye başladı. Metin Bey’in eşi, “Yine başladı. Torun uyanacak. Rica etsene Turgay’lara” dedi.
Komşusunun zilini çaldı Metin Bey. “Turgay, yarın Bodrum’a Fatih Terim gelecekmiş. Onun yemek yediği restorandan rezervasyon yaptırdım” dedi. Ve gülümseyerek ekledi. “Bu arada rica etsem, şu tencere tava işini daha sessiz halletseniz.”
Her konuda çok iyi anlaşan hanımlar bu konuda biraz gergin, biraz daha uzlaşmaz haldeydiler ama eşler belki de gönüllerindeki sarı kırmızı birliktelikten daha rahat konuşuyorlardı politikadan. Turgay Bey gülerek karşılık verdi: “Hiç merak etme Metin.” Bahçeye çıktı, Melo’nun imzalı formasını giyen küçük torununun kova ve küreğini aldı. Başladı protestosunu yapmaya.. Daha sessiz ama daha anlamlı.

E

“TK 1961 uçağıyla Trabzon’a gidecek yolcularımız.. Bu sizin için yapılan son çağrıdır” anonsuyla alana girdi Hami Bey. Tiflis’ten yeni inmiş, dış hatlardan iç hatlara koşturarak gelmişti. Kapıya doğru giderken belki de kendisi için o an en kaybedilmemesi gereken şeyi, cüzdanını düşürdü. Parası, kartları, pasaportuyla birlikte. Farkında değildi. Arkasından kuvvetli bir ses duydu: “Hami Bey, Hami Bey..” Bağıran aynı uçakta uçan Berzan Bey’di. “Pasaportunuz” dedi. Uzattı. Hami bey şaşkındı. “Çok teşekkür ederim. Biraz acelem var. Trabzon uçağına yetişeceğim” diye yanıt verdi.
Berzan Bey de Trabzon’a gidiyordu. Çok iyi aile dostu onu yayla evine davet etmişti. Ayrıca U20 Dünya Kupası’nda da maç seyredeceklerdi. Uçakta koyu bir sohbete daldılar. Berzan Bey Fenerbahçeli’ydi. Hami Bey ise kongre üyesi koyu Trabzonsporlu.
Konu döndü dolaştı ‘şike’ye geldi. Hami Bey güldü. Bence şampiyonluk bizim hakkımız, dedi. Berzan Bey yanıt verdi: “Bence de bizim hakkımız.” “O zaman pilota soralım” dedi Hami Bey. Burada onun kuralları geçerli değil mi dedi ve ortalığı kahkaha kapladı. Berzan Bey güzelliği ile hemen fark edilen, kırmızı rujlu hostesi çağırdı: “Pardon pilot bey hangi takım taraftarı öğrenebilir misiniz?” dedi.
Hostes kokpitten gülümseyerek çıktı: “Galatasaraylı’ymış efendim.”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI