Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rüzgârın mirası o santrallar

YAŞADIĞI küçük kasabada öğrencilerine insanın maymundan türediğini anlatıyor. Darwin’in evrim teorisini.

İki dünya savaşı arasında Amerika’da değerlerin her gün değiştiği ortamda bir öğretmen için büyük cesaret. Beklenen oluyor. Öğretmen aleyhinde cadı kazanı kaynamaya başlıyor. Çok sürmüyor, öğretmen yargıç karşısında. Kendi içine kapanmış kasaba halkının linç sesleri arasında.

Bu gerçek olay Stanley Kramer imzasıyla beyaz perdeye aktarılıyor. Spencer Tracy’nin muhteşem oyunuyla film klasikleri arasında yerini alan  Rüzgarın Mirası unutamadığım sahnelerle dolu. Çevrilmesinden bu yana, sanıyorum yarım asır geçmesine rağmen, filmdeki mesajlar geçerliğini hala koruyor.

RÜZGAR TARLASI

Günümüzde ise, rüzgarın bizlere bıraktığı miras çok farklı.

Rüzgar santralları.


Elin oğlu o mirasın farkında, her fırsatta ve her uygun yerde rüzgar santralını devreye sokuyor. Biz de, farkına varıyoruz ancak, birileri dizginleri tutmakla meşgul.


Türkiye’de adı çıktığından bu yana, rüzgar santralı için talep patlaması var. O santralı yapmak için kuyruğa giren binlerce yatırımcı var. Öyle ki, toplam yatırım miktarı 156 milyar lirayı buluyor. Büyük rakam.


Yatırımcı çok, çünkü her bir rüzgar santralı için küçük miktarlarda yatırım yetiyor. Ama, hepsi bir araya geldiğinde, Türkiye’nin rüzgar tarlası olduğu düşünüldüğünde, ortaya müthiş bir elektrik üretim potansiyeli çıkıyor.


156 milyar lirayla öngörülen elektrik üretimi 78 bin megavat. Şu andaki toplam üretimin iki katına yakın.

Rüzgar, temiz enerji, ucuz enerji, dışa bağımlılıktan kurtaran enerji kaynağı.


YABANCILAR ÇEKİLİYOR


Her şey ne kadar hoş, ne kadar iyi. Ne yazık ki, bir yere kadar.


Rüzgar santralları için devletin vermesi gerekin izin (lisans) iki yıldır bekliyor.


İhale yapılacaktı, yapılmıyor. Yasa çıkacaktı, çıkmıyor.


Neden ve ne bekleniyor, belli değil. Şimdi o ahım şahım etkili ve yetkililer bin dereden su getirerek, bilmem ne yasası ya da yönetmeliğinin bilmem şu maddesi gereğince, diye söze başlayacak.


Gereksiz ve değersiz. Sen doğru bir iş için kolları sıva, ama işi sürüncemede bırak. Birilerini, kendine göre, hizaya getirmeye kalk.


İki yıldır lisans kapıları kapalı olduğu için, Türk firmalarıyla ortaklığa giren yabancı firmalar, birer birer çekiliyor. Türkçe’si, bu alana girmek isteyen yabancı sermaye kaçıyor.


Buna karşılık, Enerji Bakanı Taner Yıldız nükleer santral ihalesinin bu ay, en geç Aralık başında sonuçlanacağını müjdeliyor (!).


Rüzgar, o temiz kaynak duruyor, Türkiye, dünyanın vazgeçmeye başladığı nükleere öncelik tanıyor.


Rüzgarın mirası halkın öfkesine dönüşüyor. Filmde kasaba halkının öğretmene duyduğu öfkeye şiddetle karşıyım, ama bu öfkeyi çok yerinde buluyorum.


Hani işkenceye sıfır tolerans vardı

 

Emekli Albay Atilla Uğur. Jandarma Teknik İstihbarat Dairesi eski Başkanı. Şu anda ikinci Ergenekon davasında tutuklu sanıklardan biri. 1999’da yakalandığı zaman Apo’yu ilk sorgulayanlardan biri.


Emekli Albay Uğur’un savunması pek çok açıdan çarpıcı. Türkiye’nin önemli bir kesitini gözler önüne seriyor. Bundan bağımsız olmak üzere, şu sözleri, dikkati başka noktaya çekiyor:


“Emniyette altı metrekarelik bir hücreye konuldum. İçerisi leş gibiydi ve kokuyordu. Gözüme vuran ışık ve ortam zaman kavramını kaybettirmeyi amaçlıyordu. Uyku uyunmaması için tüm şartlar mevcuttu. Bu resmen çökertme harekatı idi, nitekim yanımdaki hücrelerde bulunan bazı insanlar rahatsızlandı, bağırış, çağırışla doktora sevk edildiler”.


Ve savunmanın bu bölümünden son cümle:


“Ben yıllarca terörle mücadele etmiş bir subay olarak terörist başına bile bu eziyeti yapmadım”.


AKP iktidarında, işkenceye sıfır tolerans nutukları arasında kayıtlara geçmesi gereken bir ifade. 

X