« Hürriyet.com.tr

Rusya'nın batı penceresi: ST. PETERSBURG Gücün başkenti: MOSKOVA

İki şehrin rekabetine yüzyıllar şahit... 1146'da kurulan ve tam ortasında Kremlin ve Kızıl Meydan'ı barındıran, Rusya'nın başkenti Moskova, sosyalizm döneminde yıkılan kilise ve katedrallerin yeniden restorasyonuyla farklı bir kimlik kazanmaya çalışıyor şimdi. Her zaman aristokrat ve mağrur olan St. Petersburg ise ünlü yazar Dostoyevski'nin, 'Dünyanın en muhteşem yeri' diye tanımladığı bir çarlar şehri. Bir kültür başkenti.

SAFFET EMRE TONGUÇ
X
Yüzyıllar şahit olmuş iki şehrin rekabetine. Şimdiki başkent Moskova sosyalizm döneminde yıkılan kilise ve katedrallerin yeniden restorasyonuyla farklı bir kimlik kazanmakta. Tam ortasında yer alan Kremlin ise gücün ve her yolun çıktığı yer. Korkunç İvan ve Stalin buradan estirmişler terörlerini, Napolyon Moskova'nın yanışını bu noktadan seyretmiş. Lenin proleterya diktatörlüğünü bu tepede organize etmiş. Kremlin yıllarında Gorbaçov'a düşen ise yeniden yapılanma olarak adlandırılan 'Perestroyka' ile açıklığı sembolize eden 'Glasnost'u günlük hayata sokmak olmuş. Hikayenin devamı tanıdık, yıllardır pusuda bekleyen vahşi kapitalizmin saldırısı. Kale anlamına gelen Kremlin'de şu andaki patron, Putin.

BEYAZ GECELER

St. Petersburg ise hep mağrur ve aristokrat. Geçen yıl büyük törenlerle 300'ncü yıldönümü kutlanan şehir en önemli çarlardan biri olan Deli Petro'dan almış adını. Adamcağız on parmağında on marifet, ileri görüşlü bir lider. O yüzden bütün dillerdeki adı Büyük Petro. Bir tek Türkler 'deli' demiş. Genetik kodlamamızda değişen hiçbir şey yok. Asırlar önce de deli dermişiz, büyük işler becerene...

Ünlü yazar Dostoyevski, 'Dünyanın en muhteşem şehri' diye tanımlamış, çarların şehrini. Dünya tarihi için önemli olan çok sayıda esere sahip St. Petersburg UNESCO'nun dünya kültürel mirası listesinde de yer alıyor. 1918'e kadar başkent olan şehrin adı 1924'te Leningrad diye değiştirilmiş, sosyalizm çöktükten sonra eski ismine yeniden kavuşmuş. St.Petersburg gecenin neredeyse hiç yaşanmadığı 'Beyaz Geceler' için de ideal yerlerden biri. Şehir çok kuzeyde olduğundan 25 Mayıs-16 Temmuz arası yaklaşık 50 gün boyunca hava geç kararıyor. 22 haziranda gün neredeyse 19 saat sürüyor. Vücut düzeniniz şaşıyor, yatmak istiyorsunuz ama dışarısı aydınlık. Kışınsa bunun tam tersi söz konusu. 22 aralıkta gün sadece 6 saat sürüyor, sonrası hep alacakaranlık.

Beş milyonluk şehirde 40 tane nehir, nehir kolu ve kanal var, o yüzden de yerleşim 42 ada üzerinde. Dolayısıyla köprü enflasyonu var; tam 407 tane! Eğitim seviyesi o kadar ilerilerde ki nüfusun yüzde 30'u yüksek eğitimli. Şehir Rusya'nın batıdaki penceresi ve kuzeydeki Venedik olarak da adlandırılmış.

Şehirde yaşayanlar 'Burası Rusya'nın Kültürel Başkenti' diyorlar. Kuruluş hikayesi enteresan. On yaşında tahta geçen Deli Petro'nun en büyük hayali güçlü bir donanma, bunun için de kendi adını verdiği şehirde tersaneler inşa ettiriyor ve savaş esiri 40 bin İsveçliyi kullanarak ilk bayındırlık faaliyetlerini başlatıyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar şehri 900 gün kuşatıyorlar, yarısı açlıktan olmak üzere 670 bin kişi hayatını kaybediyor. Savaş bitiyor, Almanlar gidiyor ama savaşın tüm Rusya'ya maliyeti tam 20 milyon can. İnsanlar tam rahat edecekken bu sefer de öldüğü yıl olan 1953'e kadar süren Stalin terörü başlıyor. 25 Aralık 1991'de Sovyetler Birliği dağılıyor ve Yeltsin Rusya'nın başkanı olurken St. Petersburg'un tarihinde de yeni bir sayfa açılıyor.

İNANILMAZ DEĞİŞİM

Moskova'ya her gittiğimde Ruslara ahkam kesiyorum, temeliniz bize dayanıyor diye. Haksız da sayılmam. İstanbul, kurucusu Konstantin'in 4. yüzyılda Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettiği şehir. Ruslarda ise 988 yılına gelindiğinde bir kral var, adı I. Vladimir. Adam vaftiz oluyor ve Ortodoks Kilisesi'ne bağlanıyor, üstüne bir de Bizans İmparatoru'nun kızkardeşiyle evleniyor. Din ihracatı, mimari ve kültürel etkileşimle devam ediyor. Bizans'ın görkemli kilisesi Aya Sofya gibisini yapamadıklarından bol soğan kubbeli kiliselerde gerçekleştiriyorlar ibadetlerini ve Bizans'tan gelen Kiril alfabesini kullanıyorlar. Bir de Aziz George var. Bu adamcağız dünyanın her bir köşesinde mevcut. Barcelona'ya gidiyorsunuz, bölgenin koruyucusu olarak çıkıyor karşınıza, bütün İngiltere'nin koruyucu azizi de gene George. Kremlin'in tepesine bakıyorsunuz, elinde mızrak, ejderhayı öldüren, Moskova'nın azizliğine soyunmuş kişi de bu. Yunanlıların Aya Yorgi dedikleri bu aziz kitaplarda Kapadokyalı olarak geçen, Nevşehir doğumlu bir Anadolulu aslında.

Şehirde sosyalizm sonrası dinamizm ve değişim inanılmaz boyutlarda. Avrupalı markaların görkemli mağazaları, yolları arşınlayan lüks otomobiller, her köşebaşında bir casino, şık ve pahalı restoranlar,.. Ortalama ücret 100 dolar, peki bu yerlerin müşterileri kim? Ruslar, 'Bizim memurlarımız işlerini bilir' diyor. Herkes bir ekstra gelir yolu bulmuş, bulamayan zaten ölsün, o maaşla başka bir alternatif yok.

Kaldığımız otele bizimle beraber sadece erkeklerden oluşan altmış kişilik bir Türk işadamı grubu geliyor. Amaç ticari ilişkiler ama öncelik ikili ilişkilerde gibi. Dünyanın en eski mesleğinin yeni dönem neferleri üç kuruşluk Türkçeleriyle inanılmaz rakamların peşinde, gecesi 500 dolar gibi pazarlıklara ister istemez kulağınız takılıyor. Şehir sırf erkeklere hitap eden gece kulüplerinin istilasında ama fiyatlar el yakmakta. Taksiye binmeye çalışıyorum; taksimetreler dekoratif unsur olarak kullanılıyor. Pazarlık etmeniz lazım. Bu arada her araç taksi aslında. Otelin önündeki taksi şehir merkezine 15 dolar istiyor, karşı caddeye geçip çevirdiğiniz araba, 7 dolara tamam diyor.

Benim tercihim ise meşhur Moskova metrosundan yana. Şu aralar bir dolar yaklaşık 18,5 ruble, metro bileti ise 7 ruble. 1935'te yapılan metro 260 kilometre uzunluğunda, 160 istasyonu ve 400 treni var. Sığınak olarak kullanılabilecek biçimde yapılan dünyanın en büyük, en hızlı ve derin metrolarından olan Moskova metrosunda Buckingham Sarayı'ndan daha fazla avize var. Günde yaklaşık 6-8 milyon insan metroyla seyahat etmekte.

STALİN'İN KIZKARDEŞLERİ

1146'da kurulan başkentin tam ortasında da Kremlin ve Kızıl Meydan var. Stalin'in kızkardeşleri denilen birbirinin aynı yedi bina şehri süslerken kafaları da karıştırıyor. 'Ya biraz önce buradan geçmemiş miydik?' oluyorsunuz. Volga'ya dökülen Moskova nehri, şehri renklendirdiği gibi ticari açıdan da önemli. Azak, Hazar, Kuzey, Baltık denizleri ve Karadeniz'e bu nehirden ulaşım imkanı var.

Ünlü şair Nazım Hikmet arkasında Kuğu Gölü Balesi'ne ismini vermiş gölün bulunduğu Kızlar Manastırı'nda eşi Vera'yla ebedi uykuya çekilmiş. Mezarlıkta çok sayıda ünlü yattığı için giriş 30 ruble. Mezara kırmızı bir karanfil bırakıp ayrılırken Nazım'ın bir şiirinden bir dize geliyor aklıma: 'En güzel deniz henüz girilmemiş olandır.' Bazen yaşamın bizi tek bir alternatife mahkum ettiğini düşünüp, o seçimde veya kişide takılıp kalıyoruz. Oysa enginler de ufuklar da sonsuz. Yaşam da dahil her yolculuğunuz denizlerle dolu olsun.

Kaynak: SAFFET EMRE TONGUÇ

Mehmet Yaşin ve Teoman Hünal San Sebastian’ı anlattı
Gastronomika'da Neler Yaşandı?
San Sebastian’da Nerede Ne Yenir?
San Sebastian'da Ne Yapılır?
San Sebastian: Yeme-İçme Cenneti
Seyahat Listenizin İlk Sırasına Alın