Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rumlar istediğini elde edemedi, ancak...

Bugüne kadar sadece bizim ne kazanıp ne kaybettiğimizi tartıştık. Oysa bu bilançoyu yapması gereken Kıbrıs Rumlarıdır. Papadopulos‘un izlediği politikalara bakınca, son derece ilginç sonuçlarla karşılaştım. Rumlar bugünkü durumlarından memnun olmalılar mı, sorusunun ucu çok açık.

Türkiye’nin AB ile müzakere sürecinde yaşanan pazarlıkların orta yerinde sürekli şekilde Kıbrıs vardı. Bu, üye ülkelerin Kıbrıs sorununun çözülmesine verdikleri önemden kaynaklanmıyordu. Türkiye ile müzakerelere karşı çıkıyorlarmış gibi bir iç politika mesajı vermek isteyen ülkeler, Kıbrıs sorununu kullandılar. Rumlara olan hayranlıklarından değil, kendi politik yaklaşımlarını tatmin etmeye çalıştılar. İşlerine geldiği oranda Rum yönetimini kışkırttılar, çıkarları bozulduğunda da Papadopulos’u sattılar.

          

Örnekler ortada…

          

Papadopulos, 17 Aralık 2004 doruğuna, Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp resmi tanınmayı sağlamak ve böylece masada önemli bir kazanç elde edebilmek için gelmişti. İdeal bir fırsat yakalanmıştı. Türkiye mutlaka müzakere tarihi almak istiyordu. Brüksel doruğu başlarken, Papadopulos durumdan memnundu. Önemli ülkeler (başta Fransa olmak üzere) destek veriyorlar ve Rumlara Türkiye’den, resmi tanınma yolunda bir ödün koparabilecekleri mesajını yolluyorlardı.

          

Türkiye Brüksel’de bu adımı atmadı.

          

Görüşmeler kopma noktasına kadar gelince, bu defa Kıbrıs’ı destekleyenler geri adım attılar ve Papadopulos’a beklediğini vermediler.

          

Hemen hemen aynı durum 3 ekim’de tekrarlandı.

          

Rumlara yine heveslendirildiler. Hele Fransa, Yunanistan ile ters düşme pahasına, Kıbrıs sorununu ön plana çıkarttı. Müzakere Çerçeve Belgesine, özellikle limanları açılması ve resmi tanınma konularında bazı maddeler koydurttular.

          

Türkiye yine ayaklandı ve itiraz etti.

          

AB son dakikada, Türkiye’nin tepkisini yine dikkate aldı. Belgeye giren cümleler esnekleştirildi. Resmi Tanınma koşul olmaktan çıktı, Limanların açılmasına müzakere yolu açıldı ve nihayet NATO’da veto hakkından vazgeçmesi koşulu geri alındı.

          

Papadopulos bütün bu gelişmelerden beklediği gibi somut sonuçlar elde edemedi, ancak eli boş da dönmedi. Türkiye’yi müzakereler süresince sıkıştırabileceği imkanlara kavuştu.

Ancak dikkat etmek gerekir.

          

Kıbrıs eline geçirdiği bu olanakları ancak ve ancak, diğer AB ülkelerinin izin verdiği oranda kullanabilecektir. Herkes konjonktüre göre hareket edecek. Eğer Türkiye’yi sıkıştırmak isterlerse, Kıbrıs’ı kışkırtacaklar. Eğer rüzgar Türkiye’den yana eserse, o zaman Kıbrıs’ı susturacaklar.

          

Büyük politika bunu gerektiriyor.

          

Küçük veya fakirseniz bazı faturalar ödetiliyor

                                              *                    *                    *

 

KIBRIS İLE ÜYELİK ARASINDA TAM BAĞ KURULDU

 

Papadopulos, Annan planı döneminde riskli dahi olsa önemli bir stratejik karar almıştı. Planı reddetmedi, ancak referandumda HAYIR oyu verilmesi için toplumunu kışkırttı. Sonucunda da yüksek oranlı bir red kararı çıktı. “Ne yapalım, halk bunu istiyor.Demokrasi budur.” diyerek, hem Annan planından kurtuldu, hem de AB’ye tam üyeliğini riske atmadı. Özellikle, Türk tarafındaki Denktaşgiller, Papadopulos’a-bilerek veya bilmeyerek- büyük destek verdiler. Kendi kazdıkları tuzağa düştüler. Eğer, 2003 veya 2004’te Anan planını ilke olarak kabul ettiklerini açıklasalar, Papadopulos AB tam üyeliğini kaçırabilirdi. Denktaş’çılar, Rum yönetimine -hatalı bir pas verip- gol attırdılar.

          

Papadopulos, ilk başlarda karşılaştığı ters tepkilerin uzun sürmeyeceğini ve sonunda tam üyeliğin nimetlerin yararlanacağını hesaplamıştı.

 

Kısa vadede bu hesabı da doğru çıktı.

 

Ancak uzun vadeli baktığımızda, Papadopulos stratejilerinin büyük riskler taşıdığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

 

1) Kıbrıs sorununun çözümü artık, -eğer bir mucize gerçekleşmezse- Türkiye’nin tam üyeliğine bağlanmıştır. Yani 10-15 yıllık bir sürece yayılmıştır.

 

Türkiye tam üyeliğini kesinleştirdiği oranda adım atacak, tam üyelik uzaklaştıkça çözüme yanaşmayacaktır.

 

2) Referandum sonucu, Rumların Türklerle birlikte yaşamak istemediğini ortaya koymuştur. Hele bundan sonra geçecek 10-15 yıllık bir zaman dilimi, bölünmeyi daha da yerleştirecektir.

 

Türk tarafı da tüm hesaplarını artık Kuzey ve Güney Kıbrıs hesabına göre ayarlıyor.

 

Özetlemek gerekirse, Papadopulos kısa davedede bazı kazançlar elde etti, ancak adanın bölünme riskini arttırdı.

X