Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rum kızı Sofia

ODEON Plak'ı kutluyorum.. Dani Grünberg'in yapımcılığında, “Dario Moreno'suz 40 Yıl” isimli nefis bir albüm çıkardılar. Günlerdir dinler dururum..

Konak Belediyesi'ne de helal olsun. Başkan Dr.Hakan Tartan'ın isteği üzerine yeniden restore edilerek pırıl pırıl yapılan “Asansör - Dario Moreno Sokağı”nda geçen Pazar günü, Enrico Macias'ın da katılımı ile şirin bir tören gerçekleşti.
Törenden bir iki saat sonra, sevgili Işık Teoman tarafından gönderilen tören fotoğrafları bilgisayarıma düştü. Elime büyüteç alıp kalabalığı taramaya başladım. Dario Moreno Sokağı açılışında kimi arıyordum ki?.. Kimi arayacağım?.. Sofia Teyzemi arıyordum!.. Oralarda mı diye bakındım durdum.. 2003 yılında ölen bir kadının, o gün o sokakta ne işi vardı ki?.. Haydi anlatayım..

TARİHİ SOKAK

Asansör Kulesi'ni 1907'de Nesim Levi isimli bir Musevi hayırsever yaptırdı. Kuleyi 1960'lara kadar Yosef Palombo isimli bir adamcağız eşi ile birlikte çalıştırdılar. Sonra İzmirli zengin Şerif Remzi Reyent kuleyi satın aldı, 1983 yılında Şerif Bey'in tek varisi merhum Ayla Ökmen, Asansör'ü, İzmir Belediyesi'ne bağışladı.
10 yıl sonra Başkan Yüksek Çakmur kuleyi baştan restore ettirdi, kuleye giden 302 numaralı sokağa benim önerim üzerine (9 numaralı evde yaşadığı için) “Dario Moreno Sokağı” ismini verdirdi. Sokak ile Asansör 1993 yılında törenle açıldı. Açılış günü Türkiye'de bu konuda yazılan tek kitap olan “Asansör ve Dario Moreno Anıları” kitabım belediye tarafından yayınlandı. Çakmur'dan sonra  sokak adeta kaderine terk edildi, sanki çürütüldü..
O sokakta çok gezindim, çok yıllarım oralarda araştırma yaparak geçti. Sokağın en yakın izleyicisi oldum. O yöreyi, İsrail'de, Paris'te, Amerika'da, Yunanistan'da konferanslarımla, sergilerimle, araştırmalarımla tanıttım. Bu yüzden Ahmet Sarışın başkanlığındaki Konak Belediyesi'nce Asansör Parkı'na ismim verildi.
Tüm bu yıllar boyunca yanıbaşımda hep “Sofia Teyzem” vardı. Kimdi bu Rum kızı?..

ÜÇ RUM KARDEŞ

Çok garipti, hep gülümseyen, eski püskü elbiseleri içinde gezinen, pasaklı ve fukara görünümlü bir kadıncağızdı.. Mahallenin hem delisi, hem sevgilisiydi.. Çat der bir kapıyı çalar, hemen misafir olurdu.
Dario Moreno Sokağı'nda her an onu görebilirdiniz. Sokağın bekçisi gibiydi. Gelen turistler, meraklılar onunla konuşur, ondan bilgi almak isterlerdi. Onu Musevi sanırlardı, oysa Sofia Teyzem, bir Rum kızıydı ve hiç evlenmemişti. Bu sokakta doğmuş, büyümüş, yaşlanıp kötürüm hale gelinceye kadar bu sokağa damgasını vurmuştu. Kafası biraz hafifti.. Çatlak sesi ile meraklılara Asansör Kulesi'nin başından geçenleri anlatırdı. Dario, elimizde büyüdü derdi. Kimbilir?..
Üç kardeştiler.. Aleksandro, Mihail ve Sofia.. Üçü kardeşin romanlara konu olacak bir yaşam öyküleri vardı. Gavur İzmir'de “Tahinci” lakabı ile tanınan zengin babaları, bir tahin-pekmez fabrikası sahibiydi. Baba Tahinci, işgalci Yunan ordusu ile apaçık işbirliği yapmıştı. Şehir 9 Eylül'de Türklerin eline geçerken, metresi ile bir Yunan vapuruna binip şehirden kaçmış, karısı ile üç çocuğunu geride bırakmıştı. Babanın gidişinden sonra anne ölmüştü. Türk Hükümeti ise, Yunan ile işbirliği yapan babanın tüm mallarına ve fabrikasına el koşmuştu. Üç çocuk ortada kalmışlardı.

TATLI KADIN

Geride kalan üç kardeşe, vaftiz analarından Asansör semtinde bulunan bir minik ev miras kaldı.Üçü birden, hiç evlenmeden, yüz yaşlarına kadar bu minnacık evde yaşadılar. Bu ev, Dario Moreno Sokağı'na girince soldaki 305 numaralı sokakta, sağdan üçüncü 75 numaralı evdi. Aleksandro muhasebecilik, Mihail zangoçluk yaptılar.
Yaşlı Mihail amcayı, Dr.Behçet Uz Hastanesi arkasındaki Aya Fotini Kilesesi'nde dar bir cemaata Bizans ilahileri okurken hatırlıyorum. Genç Ortodokslar onu dinlerken kıkır kıkır gülerlerdi.
Kurban Bayramlarında onlara et götürürdüm. Çocuk gibi sevinirlerdi. Eski bir sandığın dibinden çıkarıp Asansör'ün eski resimlerini bana verdiklerinde yine mutlu olurlardı. Ne zaman “İzmir Turu” düzenlesem, tüm katılanları o sokağa götürür, Sofia Teyze ile tanıştırırdım. Televizyon ekiplerini de ona götürdüğüm çok oldu. Televizyonda görünür, Rumca şarkılar söyler, sonra kabararak sokak aralanında gezinir, “Beni gördünüz mü?” diye şişinirdi.

SEVGİLİSİ VAR MIYDI?..

Hiç evlenmemişti.. kız oğlan kız kaldı hep.. Acaba birini sevmiş miydi?.. Birgün, ona bunu sordum.Gözlerinden belli belirsiz bir yel akıp geçti, heyecanla elime vurdu:
? Ben artık Meryem Ana'ya aitim”dedi.
? Peki daha öncesi?.. Gençliğinde hiç sevmedin mi? dedim.
? Gerisi günahtır, günah!.. deyip fırladı öte sokaklara kaçtı.
Yunan Konsolosluğu'nun onları Yunanistan'a götürme tekliflerine hiç sıcak bakmadılar. Önce Mihail yüz yaşında öldü.. Aleksandro ile Sofia birlikte direndiler.. Aleksandro da öldü.. Nihayet Yunan Konsolosluğu, çok bitik vaziyetteki Sofia Teyzeyi İstanbul Rum Düşkünler Yurdu'na nakletti ve ona iyi baktılar. Mahalleden ağlayarak ayrılmıştı.
Ama sonunda Sofia Teyze, Meryem Ana'sına kavuştu.. Ama sanırım ruhu, daima Dario Moreno Sokağı'nda dolaşıp duracaktır.. Enrico Macias'ın şarkı söylediği dakikalarda, çevresini kuşatan yoğun kalabalık içinde mutlaka vardı. Ama ben göremedim.
Bu gerçek ve garip hikayeyi, bir gün İzmir'in nice ilginç fimlerini çekecek genç yönetmenlere armağan ediyorum. Yazımı böylece bitirdim.. Artık, arkama yaslanıp “Dario Moreno Albümü”nden “Hatıralar Hayal Oldu” şarkısını dinlemenin tam zamanıdır.

X